Konu:Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:69
Tarih:12/03/2018


Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - "Aynı hanede olmak koşuluyla binaların ayrı sandıklarda olmasının ne gibi faydaları olacaktır?" şeklinde Sayın Gürer'in bir sorusu vardı. Anayasa'nın 67'nci maddesinin ikinci fıkrasında seçimlerin ve halk oylamasının serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esasına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağı hüküm altına alınmıştır ve bu ilkeler çerçevesinde, aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüğü korunarak aynı seçim bölgesinde, mahalle ve köyde kalmaları şartıyla farklı sandıklarda oy kullanmalarına imkân tanınmaktadır bu teklifle. Özellikle belli meslek mensuplarının ikamet ettiği lojmanda, aynı aileye mensup kişilerin oturduğu sitelerde oy vermenin gizliliğinin sağlanması açısından da bu düzenlemeye bir ihtiyaç söz konusu olmaktadır.

Yine, 298 sayılı Kanun'da muhtarlık bölgesi askı listeleri askıya çıkmakta, seçime katılan tüm partilere de elektronik ortamda bu bilgiler verilmektedir. Askıya çıkan o listeler muhtarlıktaki bütün seçmenlerin de kontrolüne sunulmaktadır. İtirazlar üzerine de yine liste güncellenmektedir, askı sürecinde her türlü itiraz ilgililer tarafından yapılabilmektedir. Dolayısıyla bu sandıkların da yine Yüksek Seçim Kurulu tarafından bu şekilde değerlendirilmesi imkânı vardır ve bu konu da gerçekten, çok öyle uzak bir yer değil, bir sınıfta değil de öbür sınıfta olacaktı. Burada seçim güvenliğini sağlamaya yönelik bir düzenleme söz konusudur, asla bir partiye ya da farklı bir yere, farklı bir netice doğmasına yönelik bir düzenleme değil. Bu, seçimlerin güvenliği hususunda görülen ihtiyaçtan dolayı yapılan bir düzenlemedir.

Sayın Tanal'ın "Barajı aşamayan partinin barajı aşması anlamındaki bu düzenleme muvazaalı değil midir?" şeklinde bir sorusu vardı. Burada da değerli arkadaşlar, esasen siyasal katılımı, demokratik katılımı çok artıracak ve birçok partinin de ve birçok siyasal kesimin de Mecliste temsiline imkân tanıyacak bir düzenleme bugün Genel Kurulda değerlendirilmektedir, müzakere edilmektedir ve esasen, yüzde 1-2 gibi küçük sayılabilecek ve Mecliste temsil edilemeyecek birtakım görüşlerin, Türkiye'deki farklı temsil ve kesimlerin de Mecliste bu anlamda temsiliyetini sağlayacak bir düzenlemedir. Elbette bir zorunluluk, bir icbar söz konusu değildir. Partiler talep ederse, siyasi olarak karar verirlerse bu anlamda bir değerlendirme söz konusudur. Elbette Genel Kurulun oylamasıyla, takdiriyle bu, gündeme gelecek ve yasalaşacaktır.

Sayın Arslan'ın "Seçim güvenliğini, adil seçimi engellemez mi; yüzde 1'lik partinin Meclise girmesi, çok partili demokratik seçimin eşitliğini ortadan kaldırır, seçim adaletini ortadan kaldırır mı?" şeklinde benzer bir sorusu, bir değerlendirme. Bilakis bu temsilde adalet anlamında, farklı kesimlerin ve seçmenlerin "Benim partim zaten barajı aşamaz." şeklinde sandığa gitmesini de belki motivasyonunu azaltan bir durumun yine sandığa gitme anlamında pozitif bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Bu hususta ittifakın yapılabilmesine imkân getiren bir düzenlemedir. Elbette yine siyasi partiler karar verecek ve seçmen de nihai kararı verecektir.

Sayın Bektaşoğlu'nun valilerin müdahil olması hususunda bir eleştirisi söz konusu. Değerli arkadaşlar, valilerin gözetiminde ve denetiminde bir seçim gerçekleşmeyecektir. Anayasa'nın 79'uncu maddesinde de düzenlendiği gibi, yine, seçim işlemleri ve seçim hukuku yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında gerçekleşecektir. Burada asla valilerin seçim hukukuna ilişkin, seçim işlemlerine ilişkin bir denetimi, gözetimi, bir kararı söz konusu değildir. Seçim güvenliğine ilişkin ola ki bir mahalde, bir sandık bölgesinde yaşanan bir güvenlik meselesinden dolayı seçime katılamama, sandık güvenliğinin sağlanamaması hususunda bir değerlendirme olduğunda bu hususla ilgili talebi Yüksek Seçim Kuruluna ifade edecektir, Yüksek Seçim Kurulu son tahlilde karar verecektir. Bildiğiniz gibi, Yüksek Seçim Kurulu da yine her partinin de orada temsilcisinin bulunduğu yargısal bir organdır, anayasal bir organdır. Dolayısıyla valilerin bu konuda nihai karar verecek bir merci olmadığı, bu mercinin Yüksek Seçim Kurulu olduğu ve dolayısıyla da Anayasa'ya uygun bir düzenleme olduğu elbette ifade edilmektedir.

"İttifak nereden çıktı?" sorusu yine Sayın Bektaşoğlu'nun. İttifak, Türk siyasi parti geleneğinde görülen bir uygulamadır zaten. Şimdiye kadar birçok seçimde, hemen hemen tüm seçimlerde bu konuda hangi parti olursa olsun ittifakı yaşadığı, yaptığı görülmektedir ama Siyasi Partiler Kanunu'nda, 298 sayılı Kanun'da ve Milletvekili Seçimi Kanunu'nda bulunan engellerden dolayı yasal bir hâl değildi, şimdi yasak ortadan kalkmakta, yasal bir hâle getirilmektedir. Elbette bunun kararını da siyasi partiler verecektir. Dolayısıyla, ittifak yeni bulduğumuz, bizim icat ettiğimiz bir şey değil; siyasal organizmanın canlı bir şekilde duymuş olduğu ihtiyaçtır, biz bu ihtiyacı kodifike ediyoruz, bir düzenleme imkânı getiriyoruz; yapılan düzenleme sadece budur.

"Seçim kurulunun yetkisi alınıyor." şeklinde bir iddia ve soru var. Asla öyle bir yetkinin alınması söz konusu değil. Bütün bu işlemler, sandıklara yönelik işlemler, seçmen kayıtları, sandık kurulu başkanlarının ve üyelerinin belirlenmesi, hepsi -ilçe seçim kurulu huzurunda- Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle, kararıyla gerçekleştirilmektedir.

Sayın Yeşil'in yine mühürle ilgili bir değerlendirmesi var, bunu daha önceki oturumlarda da hep söyledik. Değerli arkadaşlar, mühür meselesi, CHP'nin de son 7 Haziranda itiraz ettiği, sandık kurulu üyelerinin bir ihmali nedeniyle vatandaşların, seçmenlerin seçme hakkının ortadan kalkmasına yönelik bir ihmalin, bir suistimalin, bir kötü niyetin ya da iyi niyetli de olsa bir ihmalin faturasının vatandaşa çıkmaması adı altında yapılan bir düzenlemedir. Zaten Yüksek Seçim Kurulunun da seçimlerde, 1984'ten beri, genel itibarıyla yerleşik içtihadı, kararı bu yöndedir. Dolayısıyla yeni bir karar değil bu anlamdaki bir uygulama, ki Anayasa'daki seçme hakkının da gereğidir. Vatandaş oyunu kullanıyor ama sandık kurulundaki 5 kişinin, 6 kişinin, 7 kişinin o sandıkta pusulayı mühürlememesinin, sandık kurulu mührünü ifa etmemesinin, görevini yerine getirmemesinin faturasının asla seçmene çıkarılmaması gerekiyordu. O hususta bir düzenleme yapılmıştır. Kaldı ki "Oy pusulaları mühürsüzdür." şeklindeki bir iddiayı kabul edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz bitti, bir dakika ek süre vereyim mi yazılı olarak mı bildirirsiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tamamlansın efendim.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - İki dakika verin isterseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika ek süre vereyim size, tamamlayın lütfen.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - "Oy pusulası mühürsüzdür." iddiasının kabulü mümkün değildir. Yüksek Seçim Kurulunun, ilçe seçim kurulunun mührü olan ve bakıldığında filigran olan oy pusulasıyla ilgili sandık kurulundaki 7 kişinin ihmalinden dolayı mühür yapılmaması, mühürlenmemesinden kaynaklı seçim hakkının haleldar olmasına, ortadan kaldırılmasına yönelik bir düzenlemedir. Elbette kim, hangi partiye oy verecek seçim günü sandıkta belli olacaktır. Dolayısıyla bütün partiler için eşit bir şekilde düzenleme yapılmıştır, Anayasa'ya ve hukukun evrensel ilkelerine ve seçme hakkına uygundur.

Sandık başkanlarının siyasi partilerden seçilmemesi... Bu hususta bir sıkıntı olur mu? Değerli arkadaşlar, zaten uygulama siyasi partilerin getirdiği, önerdiği kişilerden değil... Zaten hep seçim kurulundan yine kamu görevlilerinden belirlemiş olduğu isimler üzerinden oluyordu, burada da bu şekilde bir düzenleme yapılmıştır. Yine kamu görevlileri arasından kurayla seçilmektedir, dolayısıyla objektif bir düzenleme getirilmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.