Konu:Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:63
Tarih:22/02/2018


Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İSMET UÇMA (İstanbul) - Efendim, ben de görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Çok değerli konuşmalar oldu, çok değerli katkılar verildi. Hemen sözlerimin başında en büyük demokraside yaşadığımızı, en büyük sosyal devlette yaşadığımızı ve birlikte yaşama kültürünü hayata geçirmiş tek medeniyetin çocukları olduğumuzu vurgulamak isterim.

Sevgili arkadaşlar, hemen ikinci aşamada beka ve varoluş mücadelesi için ve terörden ülkemizi ve sınırlarımızı temizlemek üzere ve dünya barışına katkı vermek üzere mücadele eden kahramanlarımızı buradan minnetle, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Allah onlara güç, kuvvet versin inşallah.

Sevgili arkadaşlar, sözü köpürtmeye gerek yok. Sevgili Adıyaman'a kuliste söz vermiştim "Sana sataşacak bir cevap vermeyeceğim." diye ama Sevgili Adıyaman'a ve sonra HDP'li Sevgili Beştaş'a Tagore'un tarihe adanmış bir sözüyle cevap vermek istiyorum: "Sakın güneşe sırtınızı çevirmeyin, sonra gölgeniz önünüze düşer." Bundan başka bir cevap vermeyeceğim sevgili arkadaşlar.

Arkadaşlar, esasen daha geniş konuşulması gereken bu çocuk istismarı konusuna bir cümleyle değinip asıl konumuz olan, maddedeki konumuz olan yardımcı doçentlik konusuna gelmek istiyorum.

Çocuk istismarı ve benzeri suçlar bir sonuçtur arkadaşlar. Bu sonucu doğuran sebepler üzerine gidip ve bunun da ilacını, çaresini kendi medeniyet kodlarımızdan arayarak, kendi medeniyet varlığımızdan arayarak ortaya koymazsak gerçekten de bu sonuçtan hareketle herhangi bir imkâna kavuşamayacağımızı ve sorunu durduramayacağımızı ifade etmek isterim. İnşallah, sevgili grup başkan vekilim bana süreç içinde bir on dakikalık -bugün değil tabii- söz hakkı verirse bunu detaylandırmak isterim.

Arkadaşlar, rol model olarak gençlerin önüne koyduklarımıza, toplumun önüne koyduklarımıza -detayına girmeyeceğim çünkü başka söz söylemek isteyenler de olacaktır, Sevgili İrgil buna destek vererek hemen söz isteyecektir- dikkat etmediğimiz sürece, dizilere dikkat etmediğimiz sürece... Ve yeryüzünde Hristiyan inanç sahiplerinin, Yahudi -Siyonist olmayan- inanç sahiplerinin ve İslam inanç sahiplerinin ve hatta inançlar ötesinde sadece insan olma paydasında buluşanların el ele verip dünyayı ayağa kaldırmaları gereken bir süreçten geçiyoruz. Bunların kabul edilebilir hiçbir yönü, boyutu yoktur. Nereden gelirse gelsin bütün bunları yaparken mutlaka din ve dine ait kalıp yargıların da gözden geçirilmesi gerektiğini açık seçik ifade etmek istiyorum, çok yönlü bir durumdur.

Sevgili dostlar, gelelim bu doçentlerimizle ilgili, yardımcı doçentlerimizle ilgili sürece. Arkadaşlar, Türkiye'de bu zamana kadar, yani AK PARTİ iktidarları öncesine kadar iki tane kurum ast-üst ilişkisinin en başat iki kurumuydu: Bunlardan birisi askeriye, birisi üniversitelerdi. Hamdolsun, sevinilecek bir durumdur ki AK PARTİ hükûmetleri ilk defa üniversitelerimizi artık ast-üst ilişkisinden mümkün olduğunca kurtardı. Eksik var, kesir var, kusur var, bunda hiç kuşku yok.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Yapmayın Hocam ya.

İSMET UÇMA (Devamla) - İş muhtevaya gelince sevgili arkadaşlar, şununla sözlerimi toparlayayım; zamanım yok, Sevgili Özgür belki bana bir gün zamanından bir miktar...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yirmi dakikayı şimdiden söz veriyorum.

İSMET UÇMA (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum, sağ olasın, yüreğine sağlık Sevgili Başkanım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Bizde zaman çok.

İSMET UÇMA (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, biz şimdi kurumları yurt sathına yayıyoruz. Dün kurumlar bu kadar yaygın değildi, doğru. Muhteva olarak, inşallah, yurt sathına yaydığımız gibi bu kurumları, aynı yöntemle, aynı anlayışla artık yurt sathına bilgi yayacağız. Bunu hep birlikte yapacağız, hep birlikte, el ele vererek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, Sayın Hocam, bu daha girizgâh kısmıydı.

Buyurun, tamamlayın lütfen. Sizi dinlemek büyük bir zevk ama keşke imkân olsa, çok daha geniş bir zaman ayırabilsek.

Buyurun.

İSMET UÇMA (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sevgili Başkanım.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Beş dakika verin.

İSMET UÇMA (Devamla) - Artık üniversitelerimiz, yani kolluk kuvveti görevi yapmaktan, ideolojik aidiyetlerden ya da iktidara dayalı yapılanmalardan ve üstelik gerçekten de bunlara dayalı istihdamlardan kurtulmuştur, kurtarılmaya çalışılmaktadır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Yapmayın ya, o kadar değil, o kadar değil.

İSMET UÇMA (Devamla) - Ve hep birlikte, muhalefetiyle iktidarıyla inşallah el ele vererek geleceğimizi daha aydınlık hâle sokacağız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Rektörler her zamankinden daha siyasi.

İSMET UÇMA (Devamla) - Sevgili Beştaş, biz savaş yapmıyoruz, savaş Tanrı'nın bütün mesajlarında hoş görülmeyen bir durumdur; biz nefsi müdafaa yapıyoruz. Ne zaman savaşa girilir? Saldırmazlık örfü bozulunca. Şimdi, Allah için, oturup, elimizi vicdanımıza koyup düşünelim: Bu ülkede saldırmazlık örfünü bozan taraf kimdir? Uluslararası örgütler dâhil ve içteki taşeronlarla birlikte saldırmazlık örfünü bozan, asla AK PARTİ iktidarları ve Türkiye değil, mutlaka...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Hocam lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok özür diliyorum, arzu ederseniz, izin verirseniz, gruplar "Tamam." derse, Ali Aydınlıoğlu'nun şahsı adına beş dakikası var biliyorsunuz, onu Ali Bey ikram etmek ister eğer İsmet Bey de uygun görürse.

İSMET UÇMA (Devamla) - Estağfurullah ama Ali Bey'in de...

BAŞKAN - Onu birleştirme şansımız yok yalnız, o 86 üzerinde konuşacak.

Siz tamamlayın, siz konuşun.

İSMET UÇMA (Devamla) - Peki, tamam.

BAŞKAN - Buyurun Hocam, buyurun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Bu ikram geleneği devam etsin.

ERHAN USTA (Samsun) - Hayır, orayı uzatalım, o beş dakikayı konuşmasın, birleştirmeyelim bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Hayır, Ali Bey'i çekiyoruz, İsmet Bey devam etsin izin verirseniz.

BAŞKAN - Olmuyor, onu birleştirme şansımız...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Fiilen, fiilen.

BAŞKAN - Siz devam edin.

Tamam, zaten konuşuyor Sayın Turan, konuşuyor. Onu birleştirme şansımız yok.

İSMET UÇMA (Devamla) - Bitiriyorum Sevgili Başkanım. İnşallah daha geniş zamanlarda buralarda söz imkânı doğarsa bunları birlikte paylaşırız ama unutmamak gerekiyor ki arkadaşlar, bütün hususları doğru çözebilmenin yolu şudur: Dünya -dikkat edin, bütün bir insanlık olarak konuşuyorum, sadece ülkemiz olarak değil- sözde "özgürlük" dediği şeylerin önünde Tanrı'yı engel olarak görüyor; ailede babayı engel olarak görüyor; toplumu, maşeri vicdanı mahallede, sokakta ve kamusal alanda engel olarak görüyor. Sevgili arkadaşlar, bizim, Sevgili Gaye Hanım dâhil, el ele verip birlikte mutlaka özgürlük önünde engel gibi gözüken, medeniyetimizin çok değerli bulduğu ve medeniyetimizin bileşenlerinden oluşacak olan yeni bir konsepti, yeni bir süreci, yeni bir anlayışı, yeni bir Rönesans'ı hayata geçirmeye çok ihtiyacımız var; bu konuda da inşallah, önümüzdeki günlerde birlikte görüşeceğiz ve sizden büyük destekler bekliyorum.

Bu yasa teklifinin, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Bundan sonra, artık, öğretim üyelerimiz bu süreci beklemek için birtakım bunalımları yaşamayacaklar, öğrencilerine dönecekler, birtakım bürokratik engellerden kurtulacaklar, öğrencilerine daha çok vakit ayıracaklar. Hayırlı olsun, uğurlu olsun.

Bu vesileyle, bütün sevgili arkadaşlarımı, hiç ayrım yapmaksızın ama yüce gönüllü bütün arkadaşlarımı saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Çok teşekkür ediyorum Sayın Uçma.