Konu:Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:63
Tarih:22/02/2018


Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında partim Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasanın aciliyeti -bilmiyorum ama- nedir? Çoğu konuşmacı burada Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla böyle bir yasanın hazırlandığını söylediler, aciliyetinin olmadığı konusunda ise buradaki tüm konuşmacılar hemen hemen hemfikirler. Gerçekten ülkenin o kadar çok ağır sorunu söz konusu iken, iş cinayetlerinde 1'inci sıradayken, yolsuzlukta 1'inci sıradayken, haksızlık hukuksuzlukta 1'inci sıradayken böyle bir yasa teklifinin görüşülmesi, Meclisin meşgul edilmesi çok doğru bir husus değil. Ama yine ben 519 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında görüşlerimizi belirteceğim.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler araştırma, eğitim ve bilginin yayılması görevlerini bütünlüklü bir şekilde toplum yararına yürüten kurumlardır. Üniversiteler bilimsel bilginin üretildiği mekânlardır. Bu yüzdendir ki üniversitelerin bağımsız olması ve siyasal iktidarların organlarına dönüşmemesi gerekir. Devlet ve siyasal iktidarların üniversitelerle ilişkileri olabildiğince keskin sınırlarla belirlenmelidir. Bu sınırlama ne kadar net çizilirse üniversiteler o kadar özgün ve özerk olacaklardır. Bu kanun teklifiyle üniversiteler daha özerk bir yapıya mı kavuşacaktır? Peki, bu kanun teklifiyle üniversiteler daha bilimsel bir yapıya mı kavuşacaktır? On altı yıllık AK PARTİ iktidarının yükseköğretime yönelik hayata geçirdiği tüm politikaların özünde piyasalaştırma, merkezileştirme ve kadrolaşma amacı yer almaktadır, bu kesin bir husustur. Bu kanun teklifi de temel sorunları çözmekten çok, kadrolaşmanın ve merkezileşmenin önünü açmaktadır.

Sizlerin de bildiği gibi, 12 Eylül darbesi sonrası cuntacılar üniversiteleri kontrol edebilmek, asayişi sağlayabilmek ve öğrencilerin, akademisyenlerin baskı altında tutulabilmesini sağlamak için, kısaca bir itaat rejimi kurabilmek için "YÖK" denen bir kurumu kurmuştur. Askerî darbelerle oluşturulan kurumlarla mücadele edeceğini söyleyen iktidar, AKP, YÖK'ü kaldırmak bir yana, on altı yıllık iktidarı boyunca her geçen gün daha da merkezileştirmiş ve siyasal iktidara, maalesef, kurumları bağlamıştır. Söz konusu kanun teklifi YÖK'ün yetki alanını daha da genişleten düzenlemelere de yer vermiştir. AKP iktidarı bir taraftan YÖK üzerinden üniversiteleri kendine bağlarken diğer taraftan da eğitimi piyasa koşullarına göre şekillendirip ticarileştirmiştir. Üniversiteler bilimsel bilgi ve eğitim alanlarından piyasa taleplerini karşılayan kurumlara dönüştürülmüştür. Üniversitelere ayrılan kaynak giderek kısıtlanırken ticarileşme ve bilginin metalaşması da giderek artmaktadır. Bunun en önemli örnekleri, umut tacirliğine dönüşen fahiş rakamlı sertifika programlarıdır. Yine üniversitelere kaynak yaratmak adına tezsiz yüksek lisans gibi bölümlerin sayıları gittikçe artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarının yükseköğretime yönelik en kapsamlı müdahalesi ise 15 Temmuz darbesi sonrası gerçekleştirilmiştir. OHAL altında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 1.577 fakülte dekanının yani tüm dekanların istifasını istemiştir. Böyle bir düzende üniversitelerin özerk, bağımsız ve demokratik olması mümkün müdür? Böyle bir düzende bilimsel eğitimden bahsetmek sizce mümkün müdür? Darbe girişiminin hemen ardından 4.225 akademisyen hızla görevinden uzaklaştırıldı, bu insanların pasaportlarına el konuldu, hatta siyasal iktidarın elinin uzandığı her alanda bu insanların çalışması engellendi ve engellenmeye devam ediyor. 15 vakıf üniversitesi kapatıldı. Bu kurumlarda çalışan 6 bin kişi bir gecede işsiz bırakıldı. Tüm bu insanların ekmeğiyle oynayan, onları fişleyen, isim isim muhalif akademisyenleri belirleyen rektörler akademik yıl açılışı için cüppelerini ayaklar altına alarak maalesef saraya koşmuşlardır. Yine, bu süreçte disiplin soruşturmalarındaki süreler kaldırıldı, görevden uzaklaştırma uygulamasındaki üç aylık süre sınırı da kaldırıldı. Rektörlük seçimleri kaldırılarak rektörlerin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması sağlandı. 683 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle hakkında terör örgütü irtibatı olduğu iddiasıyla adli soruşturma ya da kovuşturma yürütülen doçent adaylarının doçentlik başvurusu da yargı süresince durduruldu. Ve son olarak da yardımcı doçentliğin kaldırılması ve doçentliğin önemini azaltan yasal düzenleme maalesef Meclis gündemine taşındı ve onu tartışıyoruz. OHAL döneminde yükseköğretime yönelik tüm bu müdahaleler üniversitelerin içini boşaltmış ve akademi üretemez hâle gelmiştir. Bu müdahaleler sonucu üniversiteler bilim, sanat ve felsefe alanlarında özgürleştirebilmek değil aksine siyasal iktidara itaat eden, sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına uygun hareket etmeyi görev edinen, hakkaniyet ve liyakat ilkesini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - ...ortadan kaldırarak statüler dağıtan ve haksız zenginleşmelere kapı aralayan bir kurum hâline dönüştürülmüştür.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.