Konu:Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:61
Tarih:20/02/2018


Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Kıymetli Başkan, değerli Meclisin kıymetli üyeleri ve bizleri televizyonları başında izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, sözlerime başlamadan önce, Hocalı katliamında hayatlarını yitiren ve Afrin Harekâtı sırasında yine hayatlarını hakikaten Âkif'in dizelerinde çok anlamlı biçimde ifade ettiği gibi -"Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi." demişti- tevhit uğruna seve seve veren şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum, minnetle yâd ediyorum, gazilerimize de sağlık ve afiyet diliyorum.

Bugün burada tartışmaların, benim açımdan, bir üniversite hocası olarak incelediğimde ortaya çıkardığı tablo şu: Biz, ana muhalefet partisinin ve diğer muhalefet partilerinin YÖK'ten şikâyetçi olduğunu zannediyorduk; YÖK'ün uygulamalarından, YÖK'ün koyduğu kurallardan ve kırk sekiz yıl önce ihdas edilmiş bulunan, az önce Vedat Bey'in bahsettiği ara formül olarak öne sürülen yardımcı doçentlik kadrosundan, YÖK'ün uygulamalarından rahatsız olduğunu, üniversitenin tam özerkliğini savunduğunu filan zannediyorduk ama statükocu olmak ne kadar garip, tuhaf bir durum ki eskiyi kutsamak adına, bu defa, kırk sekiz yıl önce özerkliği yok ederek YÖK tarafından ortaya konulmuş olan uygulama âdeta kutsanıyor ve bugün yapılacak bir değişikliğe ciddi anlamda karşı çıkıldığını görüyoruz.

Şimdi, bakın, biz -tarihleri veriyorum- 1040 yılında Büyük Selçuklu Devleti olarak Gazneli Devletine son vermiş, yeni bir devlet kurmuşuz ve Büyük Selçukluların dünya eğitim tarihinde büyük çığır atlayan kurumları ortaya koymaları ise 1064 olarak gözüküyor. Yani bizim milletimizin çeyrek asır içerisinde yeni kurduğu bir devletin geçmişten tevarüs ettiği değerlerle dünya eğitim tarihinde çığır açacak eğitim müesseselerini kurabildiğini gösteriyor. Bugün biz 185 üniversite sayısına ulaştık. Darülfünun'un kuruluş hikâyesi şöyle: Darülfünun açıldı, öğrenci yokluğundan dolayı kapandı. İnâs Darülfünunu açıldı, onu sürdüremedik. Ara verdikten sonra Darülfünun yeniden açıldı, Türkiye'de tek üniversite olarak varlığını sürdürmeye başladı ve daha sonra da İstanbul Üniversitesine dönüştürüldü. Bugün 185 üniversitemiz var. "Üniversitelerimizde kalite yok." "Hocalar şöyle." "Durum bundan ibaret." filan diye bardağın hep boş tarafını göstermenin bir anlamı yok.

Şimdi size Ahmet Hamdi Tanpınar'dan örnek alarak bizim hakikaten güzel bir iş yapıp yapmadığımızın örneğini vermek istiyorum. Tanpınar şöyle diyor: "İnsan, kaderinin büyük taraflarından biri de bugün attığı adımın kendisini nereye götüreceğini bilmemesidir..."

KADİM DURMAZ (Tokat) - En acı durumdur.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Acı değil, bak.

"...Bâki'nin Fatih Camii'nde fakir bir müezzin olan babası, oğlunun Türkçeyi kendi adına fethedeceğini, sözün ebedî saltanatını kuracağını; Nedim'in anası, Türkçenin ikliminde oğlunun bir bahar rüzgârı gibi güleceğini, onun geçtiği yerlerde bülbül şakımasının kesilmeyeceğini, ağzından çıkan her sözün ebedîliğin köşesinde bir erguvan gibi kanayacağını biliyorlar mıydı? Bunun gibi, Malazgirt Ovası'nda dövüşen yiğitler, kılıçlarının havada çizdiği kavisin, bütün ufku dolduran nal şakırtılarının, Sinan'ın, Hayreddin'in, Itrî'nin, Dede'nin dünyalarına gebe olduğundan elbette habersizdiler. Kader, insan ruhu bir tarafını tamamlasın, yaratılışın büyük rüyalarından birisi gerçekleşsin diye onları bu ovaya kadar göndermişti. Yaratıcı ruhun emrinde idiler, onun istediğini yaptılar."

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Çok bilimsel oldu Hocam, bravo!

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Şimdi, bizim 185 üniversiteyi açışımız; üniversitenin, eğitimin, bilimin Şırnak'a gitmesi, Hakkâri'ye gitmesi, Tokat'a gitmesi, sadece Ankara'da ve İstanbul'da kalmaması nasıl ileride büyük bir eğitim hamlesine işaret edecek; bunu zaman gösterecek. Ve şu anda yurt dışında binlerce öğrencimiz yüksek lisans yapıyor, doktora yapıyor ve bunlar döndüklerinde de Iğdır Üniversitesinde, Bartın Üniversitesinde, Şırnak Üniversitesinde, zorunlu hizmete tabi olarak, öğrendikleri ilmi yaymaya gayret edecekler.

Şimdi, burada konuyu irdelediğinizde şunu görüyorsunuz: İki konuya hasredilmiş 37 maddelik kanun, 2 maddenin dışında burada tartışılan en küçük bir şey yok. Nedir o? Yardımcı doçentlik kadrosu kaldırılsın mı, devam etsin mi? Yani üniversite gelip de eğer "yardımcı doçentlik" unvanının kaldırılmasına veya devam ettirilmesine sıkıştırılacaksa biz bunu burada hiç konuşmayalım. Yani doktorasını bitirmiş bir hocamıza "yardımcı doçent" desek ne olur "doktora öğretim üyesi" desek ne olur? Ve aslolan, biz biliyoruz ki...

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Birinde dil sınavı var, diğerinde dil sınavı yok.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Müsaadenizle Mahmut Bey, sizi seviyorum biliyorsunuz, muhabbetimiz var, görüşmemiz var, konuşmamız var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ben de saygı duyuyorum, özür dilerim.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Şu kadarını ifade edeyim: Önemli olan filozofi doktoradır. Doktorayı bitirdikten sonra artık hocalık vasfını kişi akademisyen olarak kazanmıştır, bunun adına "yardımcı doçent" dersiniz "doktora öğretim üyesi" dersiniz, herhangi bir şey değişmez, özü değişmez. Dolayısıyla bunu tartışmanın yersizliği ortada. Kaldı ki yardımcı doçent olarak üniversitede çalışan bir arkadaşımız milletvekili olsa "yardımcı doçent" unvanını kullanamaz. Niye? Akademik bir unvandır. Buraya geldiği zaman tekrar "doktor filanca" olarak anılmaya başlar. Kaldı ki "yardımcı doçentlik" kadrosu için öne sürülen şartların ne gibi şartlar olduğunu da hep yaşayan, bilen insanlar olarak biz burada bulunuyoruz.

Doçentlik için getirilen kıstaslar... Yani bir üniversite hocası olarak söyleyeyim, burada üniversite hocaları bulunuyor, Allah için söyleyin, dünyada doktora her şeyden önce gelirken akademik kadrolarda, biz bu doçentlik işinde biraz kantarın topuzunu kaçırdık mı kaçırmadık mı?

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Topuzu kaçmayan mı kaldı? Her şeyin topuzu kaçtı.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Bütün dünyadaki akademik sistemleri inceleyin, doçentliği doktoranın da ötesinde, profesörlüğün de ötesinde en zor alınan akademik unvan hâline getirdik mi getirmedik mi? Getirdik. Dolayısıyla kantarın topuzu şimdi yerine oturtulmaktadır.

Bu getirilen düzenlemeyle elde edeceğimiz verilerden bir tanesini veya verimli sonuçlardan bir tanesini izninizle ifade edeyim: Biz üniversiteleri yarı özerk hâle getirmenin yolunu açıyoruz. Kanunda da zaten gerekçe olarak bu çok net biçimde ifade ediliyor. Üniversitelere doçentliğin şartlarını belirlemede biraz daha özgür bir ortam sağlıyoruz. Bu, bizim üniversitelerimizin kendi içinde yarışması sonucunu doğuracaktır ve üniversitelerin kendilerinin de doçentlik kıstaslarını belirleme yetkisine kavuşturulmaları bazı üniversitelerin daha da öne çıkmasını sağlayacaktır. Zaten istenen bu idi.

Şimdi, taşra üniversitelerine sıkça ben burada laf atıldığını görüyorum. Komisyonda da ifade ettim, burada da izninizle, Meclisin huzurunda, Meclisteki sizlerin huzurunda söyleyeyim. Bir Anadolu kentine ilk defa tıp fakültesi açılırken bir siyasimiz bana bizzat anlatmıştı, ne sıkıntılar çektiğinden uzun uzadıya bahsetmişti. En büyük gerekçe "Olmaz." deniyordu. Sebep de şuydu: "Ankara'da, İstanbul'da biz tıp adına o kadar güzel araştırmalar, çalışmalar yapıyoruz ki sizin bunu bir taşra üniversitesinde, Anadolu'daki bir kentte gerçekleştirmeniz imkânsızdır." Eğer biz bilimi belli kentlere yığacak olursak, üniversiteleri sadece belli kentlerde açacak olursak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen cümlelerinizi.

Buyurun Sayın Özdemir.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Tamamlıyorum.

...o zaman bu üniversitenin evrensel oluşuna, bilginin ulusa yayılmasına, yurt sathına yayılmasına engel mi olur, katkıda mı bulunur? Takdirlerinize bırakıyorum.

Şimdi, bizim 185 üniversiteyi açmakla ve şurada getirilen düzenlemelerde yapılan birtakım değişikliklerle, kanunda yaptığımız birtakım değişikliklerle çok önemli bir adım attığımız kanaatindeyim. Bu münasebetle yasanın olumlu olduğu görüşündeyim, desteklediğimi belirtiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.