Konu:Başbakanlığın, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı'yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012, 5/2/2013, 16/1/2014, 3/2/2015, 9/2/2016 ve 8/2/2017 tarihli 956, 984, 1008, 1031,1054, 1082, 1107 ve 1136 sayılı Kararlarıyla birer yıl uzatılan izin süresinin 10/2/2018 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri kara suları dışında (2383 [2017] Sayılı BMGK Kararı Gereğince Somali kara suları dâhil olacak şekilde) denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmeleri ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/1511) münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:56
Tarih:07/02/2018


Başbakanlığın, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı'yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012, 5/2/2013, 16/1/2014, 3/2/2015, 9/2/2016 ve 8/2/2017 tarihli 956, 984, 1008, 1031,1054, 1082, 1107 ve 1136 sayılı Kararlarıyla birer yıl uzatılan izin süresinin 10/2/2018 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri kara suları dışında (2383 [2017] Sayılı BMGK Kararı Gereğince Somali kara suları dâhil olacak şekilde) denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmeleri ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/1511) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan denizde terörizm, deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun eylemleriyle, uluslararası mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının görevlendirilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla hazırlanan tezkere hakkında görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım.

Bu konuya geçmeden önce, bazı milletvekili arkadaşlarımızın soruları oldu, izninizle öncelikle onlara cevap vermek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, Ege'de Yunanistan unsurları tarafından yakalanan bir geminin Libya'daki silahlı gruplara silah sevkiyatı yaptığı şeklinde bir iddia gündeme geldi. Bu doğru değil, işin aslı şu: Mersin'den yükü Cibuti Limanı'na intikal edecek olan bir gemiye Yunanlı sahibi tarafından, hiçbir şekilde planda olmadığı hâlde, rotasının Libya'ya çevrilmesi talimatı veriliyor ve gemi oraya giderken Yunanlılar tarafından ya da Yunan sahil güvenlik elemanları tarafından çevriliyor ve sonra kontrol ediliyor, taşıdığı bütün yükler de kontrol ediliyor ve hiçbir şekilde silah olmadığı tespit ediliyor ve yükün de tamamen uluslararası kurallara uygun bir şekilde taşınan ihracat yükü olduğu anlaşılıyor, tespit ediliyor; işin esası budur.

Tabii, şimdi, bu tür iddialar gündeme geldiğinde bunun ayrıntılı bir şekilde, çok net bir şekilde ortaya konulması gerekiyor. O bilgiler üzerinden Türkiye çok rahatlıkla suçlanabilir, töhmet altında bırakılabilir. Uluslararası alanda da burada yapılan böyle bir konuşma -onu veri kabul edip- yine gerekli hassasiyet gösterilmeden, doğrudan Türkiye'ye karşı uluslararası platformlarda, organizasyonlarda, kuruluşlarda suçlama faktörü, nedeni, ölçütü, delili olarak kullanılabilir; oluyor. O nedenle, aslında biraz önce yine gündeme geldi, Afrin harekâtında da özellikle sivillere yönelik olarak sosyal medya başta olmak üzere uluslararası medyada gündeme gelen, getirilen ölüm iddiaları da aslında buna benzer bir yöntemle ortaya çıkıyor, üretiliyor ve ihraç ediliyor maalesef. Dolayısıyla, bu konulara dikkat etmek gerekiyor. Elbette doğruysa mutlaka onun söylenmesi gerek, ona herhangi bir itirazımız olamaz zaten ama özellikle, terör örgütünün bilerek ürettiği, âdeta onların propaganda ordusu tarafından üretilen bu tür malzemeleri bizden biri, içeriden biri ya da bir milletvekili seslendirdiği zaman, doğruymuş gibi seslendirdiği zaman o, uluslararası alanda gerçek anlamda delil olarak kullanılabiliyor ve Türkiye'ye zarar verebiliyor haksız bir şekilde.

Uluslararası ilişkilerde aslında Hükûmetimizin bugüne kadar bir kafa karışıklığı söz konusu değil, aslında ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz, çok net. Tabii, uluslararası ilişkilerde ülkelerin menfaatleri esas, herkes bu çerçevede hareket ediyor, bizim için de geçerli. Biz bütün uluslararası ilişkilerimizi Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin menfaati üzerine oturtmak zorundayız ve öyle yapıyoruz. Elbette insani değerler, tarihimizden devraldığımız mirasın önemli unsurları ve inancımız da burada kuşkusuz, politikalarımızı şekillendiren önemli bir faktördür, bunu da bir tarafa koymamız gerekiyor ama esas, bizim, bütün uluslararası ilişkilerde kararlarımızı, politikalarımızı yönlendiren Türkiye'nin menfaatidir. Türkiye'nin menfaati neyi gerektiriyorsa o yapılıyor. Herkes çok iyi bilir ki uluslararası ilişkilerde dostluklar da düşmanlıklar da sonsuz değildir. Tarihe bakın, bunun sayısız örneklerini görürsünüz. Ülkenin menfaati onu gerektiriyorsa ona göre bu adımlar değiştirilebilir, hele Orta Doğu coğrafyasında... Orta Doğu coğrafyasında hesaplar denklemlere sığmaz, her yerde sığar ama Orta Doğu'da sığmaz. Orta Doğu'nun rakamlarını denklemlerle tanımlayamazsınız, böyle bir coğrafya, gerçekten çok değişken, her şeyin son derece hızlı hareket ettiği bir coğrafya ve yeteri kadar da bu tür istikrarsızlığı besleyecek unsurların da aynı zamanda olduğu bir coğrafya. Dolayısıyla -ülke ismi vermeyelim- "Bugün A ülkesiyle ilişkilerimizde sıkıntı var, yarın B ülkesiyle dost oluyorsunuz, bir süre sonra onunla sıkıntı yaşıyorsunuz." gibi söylemler dış politikada çok reel söylemler değil, rasyonel söylemler değil çünkü ülkenin menfaati onu gerektiriyor ise eğer, o değişikliği, o yeni düzenlemeyi yapmamız gerekir, o adımı atmamız gerekir, o manevranın -tırnak içerisinde söylüyorum- yapılması gerekiyorsa, ülkenin menfaati onu gerektiriyorsa o manevranın yapılması gerekiyor; yapılmaz ise o zaman esas "Yöneticiler Türkiye'nin menfaatlerini korumuyor." anlamına gelir. Dolayısıyla yaptığımız budur ve çok ince hesaplarla bunlar götürülüyor. İçinde bulunduğumuz coğrafya ve tarihin bu dönemi özellikle çok hassasiyetle, titizlikle götürülmesi gereğini ortaya çıkarıyor, biz de onu yapıyoruz. O nedenle, uluslararası ilişkilerde sonsuz, uzun süre kalıcı dostluklar da olmaz, düşmanlıklar da olmaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Mesela hangisiyle on beş yıldır sürekli götürdünüz? Yok. İstikrar açısından hangisiyle götürdünüz ki!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İsim vermeyelim yani ülke ismine gerek yok. Orada ülkemizin insani değerleri elbette saklı kalmak kaydıyla, o değerlerimiz, inancımız, onların gerektirdiği hususlar saklı kalmak şartıyla ülkemizin menfaati neyi gerektiriyorsa o adımı atarız, o kararı uygularız. Bazen dışarıdan baktığınız zaman kafa karışıklığı gibi gözükebilir ama esasında bu son derece ince bir diplomasinin hayata geçirilmesidir, uygulanmasıdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ya Değerli Bakanım, terör örgütleriyle diplomasi mi olur Allah aşkına?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ülke menfaatlerini önde tutan bir politikanın hayata geçirilmesinden ibarettir, hepsi bu kadardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Anladım da terör örgütleriyle diplomasi mi olur Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sadece biraz dikkatli bakmak gerekiyor, biraz dikkatli bakmak gerekiyor. Yani çok genel değerlendirmelerle, genel ifadelerle yaptığınız zaman sonuca ulaşmakta zorlanırsınız.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Devlet terör örgütüyle masaya mı oturur Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bir de Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun "Deniz unsurlarımızın bu operasyon sırasında, bu görev gücünün ifa edilmesi sırasında veya oraya intikalinde Sevakin Adası'na bir ziyaret olacak mı?" diye bir sorusu oldu. Planlamamızda öyle bir ziyaret şu anda öngörülmüyor, onu söyleyelim. Ayrıca bildiğim, hatırladığım kadarıyla da Sevakin Adası'nın şu anda altyapısı öyle bir ziyaret için de uygun değil ama biz orayı Sudan'la yaptığımız mutabakat çerçevesinde tarihî dokusuna uygun bir şekilde yeniden imar ediyoruz, yapmaya çalıştığımız sadece budur.

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi dünya ticaretinin yüzde 80'inden fazlası deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu nedenle uluslararası deniz ticaret yollarının güvenliği bütün ülkelerin ortak refahı açısından önemli bir konu. Ancak özellikle istikrarsız bölgelerde değerli ticari malları taşıyan gemiler birer hedef hâline gelebiliyor. Nitekim deniz ticaretinin önemli bir bölümünün gerçekleştirildiği Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerinde 2008'den itibaren ortaya çıkan deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun eylemleri seyrüsefer serbestisini kesintiye uğratmış ve deniz taşımacılığını, uluslararası ticareti de olumsuz yönde etkilemiştir. Bu bölge dünya deniz ticaretinin de önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi, Arap Denizi ve mücavir bölgelerden yılda 20 binden fazla gemi geçiş yapmaktadır. Bu geçişler dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 15'ine ve petrol taşımacılığının da yaklaşık dörtte 1'ine karşılık gelmektedir. Bölge aynı zamanda Türk dış ticareti açısından da son derece önemlidir. Türkiye'nin toplamda 33 ülkeyle ithalat ve ihracatının gerçekleştirildiği güzergâh bu güzergâhtır ve yıllık olarak ortalama binden fazla Türk bayraklı, Türk bağlantılı ticaret gemisi ve Türk dış ticaret hacminin de yaklaşık yüzde 20'si anılan bu bölgeden geçmektedir. Bölgeden geçiş yapan Türk bayraklı veya Türkiye'yle bağlantılı ticari gemi sayısı da her geçen gün artmaktadır.

Ortaya çıkan bu tehditler ve riskler çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince alınan kararlarla deniz haydutluğuyla ortak mücadelede uluslararası toplumun yakın iş birliği ve eş güdümünü kolaylaştıracak bir meşruiyet ortamı oluşturulmuştur. Böylece, Somali Hükûmetiyle iş birliği içinde olmak kaydıyla Birleşmiş Milletler üyesi ülkelere deniz haydutluğu konusunda tüm önlemlerin alınması bakımından yetki verilmiştir ve bu yetki son olarak 7 Kasım 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2383 sayılı Kararı'yla bir yıl daha uzatılmıştır. Bu kapsamda bölgede deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetleri şu anda Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde Birleşik Deniz Kuvvetleri -bizim de katkı sağladığımız- ayrıca Avrupa Birliğinin Atlanta harekâtı ve müstakil hareket eden Rusya Federasyonu, Çin, Kore Cumhuriyeti, Japonya, Hindistan, Malezya ve İran gibi devletlere ait gemiler vasıtasıyla olmak üzere son derece geniş katılımlı bir uluslararası iş birliğiyle sağlanmaya çalışılmaktadır.

Ülkemiz başından beri bu uluslararası çabaların içinde yer almıştır. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının görevlendirilmesi maksadıyla ilk karar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 10 Şubat 2009 tarihinde alınmıştır. Somali Cumhuriyeti de 2009 yılında aldığı kararla Türk gemilerine, kendi karasuları dâhil Somali ana karası açıklarında, tüm sularda, deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun olaylarına karşı fark gözetmeksizin müdahalede bulunma yetkisi vermiştir. Bu yetkilere dayanarak Türk Deniz Kuvvetleri, 25 Şubat 2009 tarihinden itibaren bölgede sürekli olarak asgari 1 fırkateynini deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygunla mücadele maksadıyla görevlendirmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde alınan kararla Birleşik Görev Kuvvetiyle birlikte deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetlerine önemli destek sağlanmıştır. Ülkemiz bugüne kadar deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına dönüşümlü olarak 1 fırkateynle toplam 26 dönem destek vermiştir. Ayrıca, 2011 ve 2014 yılında Türk Deniz Görevi Grubu aktivasyonu kapsamında 5 fırkateyn, 1 korvet, 1 akaryakıt gemisi ile 2 dönem hâlinde deniz haydutluğuyla mücadeleye destek sağlanmıştır.

Birleşik Görev Kuvvetlerinin Komutası, bizim de içinde bulunduğumuz bu inisiyatifin komutası 2009, 2011, 2012, 2015 ve 2017 yıllarında olmak üzere 5 defa Türkiye tarafından kullanılmış, üstlenilmiştir. Böylece ülkemiz, NATO dışında, NATO görevlileri haricinde denizde çok uluslu bir gücün komutanlığını da yürütmüştür. Ayrıca, deniz unsurlarımız Türk Kızılayı adına (Mogadişu) Somali'ye insani yardım taşıyan toplam 13 ticari gemiye deniz haydutluğu riski bulunan bölgelerde refakat ve koruma sağlamışlardır.

Birleşik Deniz Kuvvetleri emrinde görev yapan bir başka görev gücü CTF-150'dir. Bu da, Birleşmiş Milletlerin 2385 sayılı Kararı'yla oluşturuldu. Bölgedeki gelişen güvenlik ortamının yakından takibi, Türk ticaret gemilerinin korunması ve desteklenmesi amacıyla Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının gerektiğinde aynı bölgede deniz güvenlik harekâtı ve denizde terörizmle mücadele faaliyetlerinde görevlendirilmesini teminen bu hususlar da 2017 yılındaki tezkereye dâhil edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, bu desteğin yanı sıra diğer alanlarda da Somali'ye yardımlarını sürdürmektedir. Bu çerçevede Somali'ye insani yardım, kalkınma ve altyapı projeleri ile siyasi uzlaşma, askerî ve güvenlik alanlarında destek vermekteyiz. Türkiye-Somali ilişkileri Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'ne uzanan bir geçmişe sahiptir. Somali'deki iç savaş sebebiyle 1991 yılında kapatılan Mogadişu Büyükelçiliğimiz 2011 yılında yeniden açılmıştır. Son dört yıldır Türkiye'nin resmî kalkınma yardımlarından en çok faydalanan ilk üç ülke arasındadır Somali.

Yirmi yılı aşkın süredir iç savaşla boğuşan Somali'de devlet kurumlarının yeniden inşası amacıyla Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun desteğiyle devam eden teknik iş birliği faaliyetlerinde Türkiye öncü bir rol üstlenmiştir. Bu kapsamda Somali devlet kurumlarının gerekli kapasitelerinin artırılması sürecinde eğitim ve teknik iş birliği desteği ve altyapı kurulması desteği verilmektedir.

15 Temmuz FETÖ terör örgütünün hain darbe girişimine karşı, Somali Hükûmetinin aynı gece yaptığı yazılı açıklamayla ortaya koyduğu dayanışma ve göstermiş olduğu destek son derece önemlidir. Bir kez daha buradan Somali Hükûmetine bu desteği için teşekkür ediyorum.

Somali Federal Hükûmeti Bakanlar Kurulunun 16 Temmuz günü aldığı bir kararla FETÖ terör örgütüne ait okulları kapatması da bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Türk ve Somali halkları, bu anlamda birbirlerini zor günlerde karşılıklı destekleyerek gerçek dost olduklarını kanıtlamışlardır.

Öte yandan, Somali Silahlı Kuvvetlerinin yeniden oluşturulması çerçevesinde teşkilat, eğitim öğretim, askerî altyapı ve lojistik sistemlerinin iyileştirilmesi çerçevesinde destek ve yardım sağlıyoruz ve bu amaçla bir Türk görev kuvveti geçtiğimiz eylül ayından itibaren Somali'de göreve başlamıştır. Türk görev kuvvetinin göreve başlamasıyla birlikte Somali'de üst düzey yönetim kademesini oluşturacak potansiyeli haiz kadroların yetiştirilmesi, Somali silahlı kuvvetlerinin hareket kabiliyeti kazanarak ülkede güvenliği tesis etmesi ve istikrarın sağlanması için çalışıyoruz. Bu çerçevede resmî açılışı 30 Eylül 2017 tarihinde yapılan Anadolu Askerî Eğitim Tesisimizde üç aylık eğitimlerini tamamlayan ilk bölük 23 Aralıkta düzenlenen törenle mezun olmuştur. Askerî eğitim tesisimiz bünyesinde harp okulu ve astsubay okulu eğitimleri de sürdürülmektedir. Bunların tüm hizmetleri, tüm organizasyon Türkiye tarafından gerçekleştirilmekte ve yürütülmektedir. Önümüzdeki dönemde Somali'yle güvenlik iş birliğimiz askerî, istihbari ve polis özel harekât eğitim alanları da olmak üzere artarak devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce bahsettiğimiz bu önlemler çerçevesinde Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap denizi ve mücavir bölgelerde son bir yıl içerisinde Türk Bayraklı veya Türkiye bağlantılı hiçbir ticari gemi hamdolsun herhangi bir saldırıya uğramamıştır. Keza 2010 Mart ayından bu yana Türk Bayraklı veya Türkiye bağlantılı herhangi bir geminin kaçırılması durumu söz konusu olmamıştır. Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen deniz haydutluğu potansiyeli bölgede hâlen bir risk olarak karşımızda durmaktadır. Stratejik önemi her geçen gün artan bu bölgeye yönelik politikamız doğrultusunda bölgeden geçiş yapan Türk Bayraklı veya Türkiye bağlantılı ticari gemilerinin emniyetinin etkin bir şekilde muhafazasının, bölgeye yönelik insani yardım faaliyetlerinin korunmasına destek sağlanmasının temini, ayrıca Birleşmiş Milletler içerisinde ve bölgesel ölçekte etkinliği ve gönüllülüğümüzün sürdürülmesi maksadıyla deniz haydutluğu, denizde silahlı soygun ve denizde terörizmle mücadele için millî olarak ya da çok uluslu deniz görev grupları bünyesinde bölgede varlık gösterilmeye devam edilmesinin bir gereklilik olduğuna inanıyoruz. Esasen deniz unsurlarımızın bölgede varlığını sürdürmesi başta Mogadişu'daki Anadolu Askerî Eğitim Tesisi'miz olmak üzere güvenlik alanındaki muazzam yatırımlarımızın ve görünürlülüğümüzün önemli bir tamamlayıcı ögesi olacaktır.

Bu düşüncelerle, Anayasa'nın 92'nci maddesi gereğince; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde başlatılan ve son olarak...

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Bakan.

Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim.

...8 Şubat 2017 tarihli kararla 10 Şubat 2017 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılan deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun eylemleri ile denizde terörizmle mücadele görevinin Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde 10 Şubat 2018 tarihinden itibaren bir yıl süreyle bir kez daha uzatılması hususundaki Hükûmet Tezkeresi'ne desteğinizi talep eder, bu vesileyle yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)