Konu:670 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/755) ve İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:55
Tarih:06/02/2018


670 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/755) ve İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, eğitim öğretim yılının ikinci dönemi bu hafta itibarıyla başladı. Ortaöğretim, lise ve üniversite eğitimi olmak üzere eğitim hayatının sağlıklı bir şekilde tamamlanması ve sürdürülebilmesi konusunda iyi dileklerimi ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Neden buradan başladığımı da ifade etmek gerekirse biz, millî ferasetin millî eğitimle birleşmesi, millî eğitimin de millî teknolojiyle, millî siyasetle harmanlanarak uygulanmasının memlekette çok önemli sonuçlar vereceğine yürekten inanıyoruz. Bizim temel problemimiz yabancılaşmayla ilgili, aydın yabancılaşmasıyla ilgili; aydınların toplumuna uzaklaşmasıyla ilgili hep dertli olmuşuzdur. Bu topraklarda neşet eden entelijansiya ne hikmetse kendi gerçeklerine yabancılaşarak kendini ifade edebilmiştir. Ortalama bir Anadolu evladı olarak çıkan, farklı akımlardan etkilenerek evrenselleşme yoluna girenler, yerli olmadan, millî olmadan evrenselleşmeye doğru birtakım hayal kuranların, zeminleri olmadan hiçbir yere gidemeyeceği gerçeğini vurgulamak gerektiğini ifade ederek millî eğitimden bahsetmek istedik.

İlim ile irfanın birleşmesi, millî feraset ile millî eğitimin birleşmesi anlamındadır. İşte, sezgisel olarak feraset sahibi bir Anadolu kadınının, Yörük ananın kendi kıl çadırından çıkarak, Afrin'e terörle mücadeleye, teröristle mücadeleye giden o yiğitlerimize karşı "Yavrum, elimden gelen budur." diyerek kurban kesip kurban kanını onların alınlarına sürerek "Akan kurban kanları olsun." demesi bir millî ferasetti, "Gelişinizde çifte kurbanlar keseceğim yavrularım." demesi bir millî ferasetti, "Elimden bunlar geliyor yavrum, dua ediyorum." demesi bir millî ferasetti ama bu millî ferasetten nasiplenmeden entelijansiya adına "Savaşa hayır." söylemleriyle terörle mücadeleyi bir şekliyle sulandırmak isteyenler, savaş ile terörü, terörle mücadele ile savaşı birbirine karıştıranlar bu memlekette ciddi tartışmalara sebebiyet vermiştir. O sebepten dolayı, bizim, ilim ile irfanı bir arada, bu memleketin hikâyesine ve bu tarihin müktesebatına uygun bir gelecek arayışına doğru yönlendirmemiz lazım. Zira "Gelecekle ilgili bir vizyonunuz, ufkunuz yoksa tarih sadece mazinin hatıratları üzerine meraklıların koleksiyonlarından ibaret olur ama geleceğe dair bir vizyon ortaya koyuyorsanız tarih canlı bir laboratuvar ve sizin için bir sıçrama tahtası olur." diyor düşünürler. Bu kapsamda, biz de millî kültürü, tarih karşısındaki tutum ve davranışlara gösterilen normların toplamı üzerinde değerlendiriyoruz. "Milletler sahnesinde verilen mücadelede, Türk milletinin yaşanmış olaylara karşı kendi refleksiyle ortaya koyduğu hâl ve tavırlarının toplamı tarihi oluşturursa bu oluşan tarih karşısında tutum ve davranışların eylemleri de millî kültürü oluşturur." diyor Erol Güngör. İşte biz, ilim ile irfanın, millî feraset ile millî eğitimin, tarih ile hâlin birleşip geleceği oluşturmasının gerekliliğini ifade ediyoruz. İşte böyle bir bütünlük içerisinde bakıldığında, Türk askerinin Afrin'de ne için bulunduğu çok daha iyi algılanır.

Bugün grup konuşmasında Genel Başkanımızın ifade etmiş olduğu gibi, "Gerekirse millet için, devlet için canımızı feda etmek için bir bozkurt gibi biz de o memlekete girer, oralarda Türk milletinin bekası için mücadelemizi veririz." kararlılığıyla sözüm ona Türklüğü sulandırmak, Türk askerinin mücadelesini sulandırmak isteyenlere cevap vermiştir.

Öte yandan, bir yiğit çıkmıştır tankın üstüne. "Nereye gidiyorsun?" sorusuna "Kızılelma." demiştir. "Kızılelma neresidir?" denildiğinde de "Türk devleti nereye ihtiyaç duyuyorsa orasıdır." anlayışından hareketle bir mesaj vermiştir. Millî ülküler, Yörük ananın ve o tankın üstünde "Kızılelma" diyen Mehmetçik'in ifadeleriyle toplumda yeniden canlanmıştır. İşte bu duygunun akılla, bilimle taçlandırılmasıyla millî ülküler emin adımlarla hedefine gidecektir.

Unutmayalım ki birileri daha çok yakın bir zamanda o tankları milletinin üzerine sürmüştü, o uçaklarla terörist yuvalarını değil, Meclis binasını bombalamaya kalkmıştı. İşte siz millî feraset ve millî ülkü ile Kızılelma'yı bu memleketin her alanında eğitim programı olarak okutamazsanız, bunlar her zaman başımıza yeniden gelebilme ihtimaline sahiptir.

Her bir partinin kendisine göre siyasal programları vardır, bu farklılıkların birlikteliğiyle bizler değerliyiz ve anlamlıyız ama bu farklılıkların birlikteliğinin ortak bir zemini vardır, bu zeminin adı da Türkiye'dir, bu milletin adı da Türk milletidir. Türk milletinin temelini teşkil eden atamız Bilge Kağan'ın Yenisey ve Orhun Anıtları'ndaki millet telakkisinin özetiyle bugün Sayın Genel Başkanımız grup konuşmalarına başladı; bu, çok önemliydi. Mete Han'ın "Yay çeken tüm kavimleri kendi çadırım altında topladım." sözü ile Türkiye Cumhuriyeti devleti Anayasası'nda vatandaşlık hukukuyla Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı olan her bir ferdin "Türk milleti" olarak tarif edilmesini aynı ülkü olarak görüyoruz biz. Farklılıkların birlikteliği ile kültürel çeşitliliklerin ortak bir paydada buluşarak ortak bir ruhu oluşturabilmesi millî ferasetin ve millî ülkünün yoludur. O sebeple, bir arada yaşayabilmenin temel çıkış noktasının bu kavramlar üzerinden yol yürümek olduğu gerçeğini her şartta, her zeminde ifade etmeyi Milliyetçi Hareket Partisi bir görev kabul etmektedir.

Bugüne kadar terör örgütlerinin faaliyetlerini ve katliamlarını bir sağlık sorunu olarak göremeyenler, 15 Ağustos 1984 günü saat tam 21.30'da bir anda Türkiye'nin pek çok yerinde eylem koyarak kanlar akıtanlara karşı "Bu bir sağlık sorunudur." diyemeyenler, bunun haricinde, Necmettin öğretmenin, Aybükelerin şehadetleri karşısında sessiz kalanlar, memleketin bugün "savaşa karşı hayır"lığını bir insani mesele ve çevre sorunu ve sağlık sorunu olarak görenler tekrar tekrar başını iki elinin arasına alıp düşünmek durumunda arkadaşlar.

Biz burada toplumun gerilmesi ve kutuplaşması taraftarı değiliz. Milliyetçi Hareket Partisi hiçbir zaman bir siyasal partinin tamamını hedef tahtasına almaz; bu memlekette sağduyu sahibi, Türk askerinin Afrin'de varlığını, Kato Dağı'nda PKK'yla olan mücadelesini ve insanın insanca bir yaşam için mücadelesini alkışlayan, yürek tutan yüzde 90-98'e varan oranda Türk askerinin sınır ötesi operasyonunu, terörle mücadelesini destekleyen her bir vatandaşımızın değişik siyasi partilerden olduğunun farkındadır. Milliyetçi Hareket Partisi, bu farkındalığa saygı duyarak her bir siyasi partinin üst yöneticilerinin de onlara oy veren vatandaşlarının tercih ve tavırlarına saygılı hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor. Bir partinin genel başkanının farklı, diğer tarafta yardımcısının farklı, milletvekilinin farklı düşündüğü bir ortam Türk siyaseti açısından da Türkiye'nin yürüttüğü devlet politikası açısından da toplumda değişik tartışmalara sebebiyet verebiliyor.

O sebeple bugün az önce, bizden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partili sayın milletvekilimizin ifade etmiş olduğu "Biz Türkiye'nin milletvekili olmaktan şeref duyarız." meselesi ve her bir mesele konusunda birbirinden farklı düşünsek de birbirimize nezaket ve zarafet üslubuyla hitabımızın yeniden yeniden gündeme gelmesi ve bu konularda başka bir Türkiye'nin olmadığı gerçeğinden hareket eden bir olgunlukla, vakur duruşla siyaset yapma günlerinden geçtiğimizi hatırlamamız gerekiyor.

Bizlerin -hepimizin unutmaması gereken bir gerçek- henüz daha 6 yaşını bitirmiş, 7 yaşındayken okul bahçelerinde yağmur altında "Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk'üm diyene!" diyerek yetişmiş bir neslin çocukları olduğumuzu unutmaması lazım. İşte bu gençlik, yetişen bu nesil, Türkiye'nin yeniden doğru bir rotaya doğru evrilmesi sürecinde emin adımlarla vazifesini yerine getirecek. Bunun millî ülkü olarak ortaya konulmasının da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabul gördüğünü hissetmek, görmek ayrı bir memnuniyettir. O sebeple, mücadele veren tüm vatan evlatlarına buradan saygılarımızı gönderiyoruz. Şehadete uğurladığımız askerlerimizi, Mehmetçiklerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şifa diliyoruz. Milletimizin birliğinin daim olmasını, devletimizin sonsuz olmasını ifade ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersoy.