Konu:682 Sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/808) ile İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:53
Tarih:31/01/2018


682 Sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/808) ile İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL kapsamında 31 tane kararname çıktı ve bu kararnamelerin yasalaşması sürecini burada, Mecliste yasama faaliyeti olarak yürütüyoruz ama çok sağlıklı bir tartışmanın da yapılmadığını ifade etmek istiyorum.

Esas olarak bugün, ben 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin bir maddesi üzerinde durarak konuşmamı somutlaştıracağım.

Değerli milletvekilleri, 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de yer alan ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimini ve sonrasındaki eylemlere müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğunu kaldıran madde, ülkede büyük bir tedirginliğin yaşanmasına neden olmuştur. Çok değerli bir hukukçunun deyimiyle... "Hukuk devletini ortadan kaldırıp tekrar ilkel duruma dönüyoruz." demektedir değerli hukukçumuz. "Herkesin birbirini öldürebileceği ve bunun yasalarla serbest olduğunu söyleyecek kadar bir geriye dönüş var." Aslında, dehşet verici bir durum söz konusu bu ifadede.

15 Temmuz darbe girişimine karşı halkımızın demokrasi bilinci yanlış kavranmıştır bence, Hükûmet bunu yanlış kavramıştır. Bu algılama yanlış bir algılamadır. Halkımızın yüksek demokrasi bilinci kitlelerde yanlış algılanacak bir tanımlamayla bir kargaşa süreci başlatılamaz bu şekilde.

Söz konusu kanun hükmünde kararnamedeki "Darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması için sivillere hukuki, idari, mali ve cezai muafiyet..." cümlesi kesinlikle kabul edilemez bir cümledir. Hukuk dışı güçlerin milis olma hevesinin hukuk düzlemine taşınması anlamına gelecek bu ifadenin aslında bu tasarıdan çıkarılması, kanun hükmünde kararname burada görüşülürken buradan çıkarılması gerekir.

695 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de devlet görevlileri bakımından böyle bir cezasızlık hükmü vardı. Aslında bu da yanlış, hukuka aykırı bir durumdu, hukuk dışı bir karardı. Siviller için aynı cezasızlığın getirilmesi ileride vahim sonuçlara yol açabilecek bir durumdur. Devletin aklı aslında bu kadar sığ olmamalıdır. Devletin resmen bir cezasızlık politikası kurması, ülkede kargaşanın ve kaosun ödüllendirilmesi anlamına gelmektedir. Bunu asla kabul etmeyiz. Binlerce yıldır kurulan bağların ve değerlerin yok edilmesi anlamına gelmektedir.

İnsanlığın ilk dönemlerinde, devletin daha ortaya yeni çıktığı dönemde, insanların doğal yaşam süreci ve ilkel hukukun bile ortaya çıkmadığı süreçte ilkel insanlar birbirini öldürüyordu, her insan diğer insanı kendi varlığına karşı bir tehlike olarak görüyordu. Hiçbir insanın yaşam güvencesi o dönemde söz konusu değildi. Güvence sağlamak için aralarında sözleşme yaptılar bu insanlar ve devlete, ilk ilkel devlete de yetkiler verdiler birbirlerini öldürmemek üzere.

Çağdaş hukukumuzu, doksan yıllık hukuk sistemimizi bırakarak geriye dönmenin bir mantığı olamaz yani ilkel bir hukuk sistemine geri dönülmektedir. Darbe veya başka tehlikeleri öne sürerek herkesin birbirini öldürebileceği ve bunun yasalarla serbest olduğunu söyleyecek kadar bir geriye dönüş var. Bu, son derece önemlidir değerli milletvekilleri. Bu kaygı aslında burada yatmaktadır. Cumhuriyetin birçok darbe sürecinden geçtiğini hepimiz biliyoruz. Hiçbir zaman, bu doksan yıllık süreçte ülkenin bu kadar vahim bir hukuksuzluk düzlemine çekilmesi yaşanmadı. Bunun sonuçları da çok ağır olabilir. Bir yurttaşımız beğenmediği, görüşlerine uzak bir diğer yurttaşa "darbeci ya da terörist" deyip zarar verdiğinde bir şey olmayacağı bilinciyle hareket edecektir. Böyle bir hukuksuzluğu nasıl kabul edebiliriz? Tabii ki hayır, kabul etmeyeceğiz bunu. Bu kararnamelerle hukuk devleti ortadan kaldırılmış olmaktadır. Kötüleşen hukuk sistemimiz iyice raydan çıkarak hukuksuzluk düzlemine resmen oturmuştur.

Şimdi, söz konusu kanun hükmünde kararnameye baktığımızda cezasızlığın süresinin 15 Temmuzla sınırlandırılmadığı açık ve üzerinde durmamız gereken sakat bir hukuk süreci. Peki, bu cezasızlık OHAL sonrasında ne olacak, bunu hiç tartıştık mı değerli milletvekilleri? Bunu sorguladığımızda, OHAL'de alınan kararlar ve tedbirler OHAL süresiyle aslında sınırlı olmalıdır, yasada bu açıkça ifade edilmelidir. OHAL kalktığı zaman bunların da ortadan kalkması gerekmektedir. Kararnamelerle devamlı düzenleme yapılamayacağı, Anayasamız esas alınarak hukukçular tarafından tartışmasız olarak ortaya konduğu da ayrı bir gerçektir.

AKP iktidarı, kurmak istediği sistemin hukuki altyapısını oluşturmaktadır aslında; OHAL'in sonrasına dair kalıcı düzenlemeler yaparak kanunları değiştirmektedir. Bunu anlamamak siyasi bir saflık olacaktır.

696 Sayılı Kararname, 15 Temmuzla sınırlı değil, sokağa çıkıp darbeye karşı direnenlerle ilgili değil, ilerisi için de bir düzenleme, başka zamanları da içeren, kapsayan bir kararnamedir. 15 Temmuz gerekçesi aslında bir bahanedir çünkü öyle olsaydı sadece 15 Temmuzla sınırlı kalırdı. İnsanları hukuksuzluğa, şiddete başvurmaya teşvik etmek aslında Anayasa suçudur, halkı kin ve nefrete yöneltmekle ilgili bir husustur.

Yaşananlara gerçekten şaşmamak mümkün değil. Çok az söz kalıyor aslında söylemek için. Türkiye, hiçbir zaman bu hukuksuz süreçleri bu kadar yoğun bir şekilde yaşamadı.

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi ve sonrasındaki eylemlere müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğunu kaldıran madde, "terör" tanımında da hukukun dışına aslında çıkartılmıştır. Aslında, bu düzenlemeyle sosyal yaşamın hemen hemen tümünün "terör suçu" kategorisine alındığını söylesek abartı içerisinde olmadığımızı da ifade edebiliriz. Bu, toplumsal geriliğe, iç barışa ciddi anlamda zarar verecek bir düzenlemedir. Örneğin, şu anda neredeyse tüm gazeteciler, milletvekilleri, belediye başkanları terör suçlarıyla yargılanmaktadır. Bunların işledikleri suçlar, kanun hükmünde kararnamenin 121'inci maddesi uyarınca suç olmadan, bastırılabilir eylem niteliğinde midir? Aslında bir de bunu sorgulayalım. Bir siyasi toplantıda söylenenleri savcılar "terör suçu" diye soruşturuyorsa orayı basıp bu toplantıyı durdurmak isteyenlerin "terör eylemini bastırma" nedeniyle cezasız kalmasını hangi gerekçeyle savunacağız? Görüleceği üzere, kabul edilemez bir yasa metniyle karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bu kanun hükmünde kararnameyle Türkiye hukuk devleti olmaktan çıkıyor desek yine abartmamış olacağız. Aslında, bu kararnameyle gelecekte işlenecek bu tür eyleme yönelik korkunç bir cezasızlık kuralı da getirilmiş oluyor.

Yargıtay ve Danıştay düzenlemesiyle yüksek yargının tam olarak tasfiye edilmesi çalışmaları ve tek tip kıyafet Türkiye'nin Kenan Evren'le birlikte yaşadığı süreçlerdi. Bunu ne çabuk unuttuk? Yani tekrardan 12 Eylül hukukuna dönmenin sizce ne faydası var?

Tek tip elbise dayatması: Bu, damgalama anlamına gelmektedir, insanları damgalıyorsunuz. Masumiyet karinesi için, insan onuru açısından kabul edilecek bir boyut değildir bu. Tek tip elbise dayatması bu anlamda da kabul edilemeyecek bir durumdur.

Aslında, bu kanun hükmünde kararnameyle getirilen cezasızlık düzenlemesinin 12 Eylül darbecilerine af getiren Anayasa'nın geçici 15'inci maddesiyle aynı olduğu da araştırdığımızda ortaya çıkmaktadır. Bu madde, 12 Eylülün geçici 15'inci maddesini resmen aratmaktadır. Geçici 15'inci madde geçici bir düzenlemeyken kanun hükmünde kararnameyle getirilen hüküm kalıcı hâle getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son derece ürkütücü ve hukuk anlamında asla kabul edilemez bu düzenlemeyle, ülkemizde yaşayan hiçbir yurttaşımızın can güvenliği güvende değildir. Bu kanun hükmünde kararnameyle birlikte başlatılan hukuksuzluk düzlemiyle, ülkede barışın ve kardeşliğin tesisinde çok büyük tehlikeler önümüze konmuştur. Ülkemizin farklı etnik ve inançsal yapısını ve çeşitliliğini sorun olarak gören gerici güçlerin harekete geçmesini aslında bu yasa sağlayabilir. Ülkemizde geçmişte yaşanan katliamları göz ardı edemeyiz. Bu kötü örnekler, yaşanan travmalar önümüzde birer örnekken bu güçlerin harekete geçmesine olanak verecek düzenleme, devletin temeline atılmış bir dinamit olarak değerlendirebileceğimiz bu düzenleme yasalaşmadan yeniden düzenlenmeli ve o ibareler kesin bir ifadeyle, tarihi belirli hâle getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu itibarla, 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname, hukuk devletini ortadan kaldıran, toplumu ilkel bir anarşi durumuna sürükleme yolunda atılmış dehşet verici, son derece vahim bir adımı yeni bir düzenlemeyle ortadan kaldırmazsak, eğer bunu görmezsek burada 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle herkesin herkesle savaş içinde olduğu, bireylerin cezalandırma yetkisine sahip bulunduğu, ilkel karmaşa dönemine geri dönüleceğini burada son kez bir daha ifade etmek isterim. Bu kanun hükmünde kararnameyle, kimin hangi eylemi darbenin devamı ya da terör eylemi olarak göreceği belli olmayıp herkes herkesi öldürebilir ve cezasız kalabilir. Bu ise bu ülkede kabul edilecek bir durum değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Doğan.