Konu:GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN 74’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNE İLİŞKİN
Yasama Yılı:3
Birleşim:20
Tarih:10/11/2012


GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN 74’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barışın egemen olduğu bir Türkiye'yi hepimiz istiyoruz, huzurun egemen olduğu bir Türkiye'yi hepimiz istiyoruz. Babalarımız ve dedelerimiz mücadeleyi bu amaç için yaptılar. Siirt'in Pervari ilçesinde 17 askerimiz şehit düştü. Onlara, Türk milletine, yakınlarına Allah'tan rahmet diliyorum, başsağlığı diliyorum.

Gönlümüzde yatan, acıların yaşanmadığı bir Türkiye'dir. Biz ulusal bağımsızlık savaşını kolay elde etmedik, hiç kimse de bize altın tabak içinde bunu sunmadı. Ağır bedeller ödedik, büyük mücadeleler yaptık. Ayrılık gayrılık olmadı, hep beraber koştuk cephelere hep beraber mücadeleyi verdik. O mücadelenin sonunda bugünkü genç Türkiye Cumhuriyeti'ni el birliği ile kurduk.

Savaş meydanlarında babalarımız, dedelerimiz şehit düşmüştü ama geride binlerce, yüzlerce çocuk vardı yetim. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ilk yaptıkları iş, 1921 yılında Çocuk Esirgeme Kurumunu kurmaktır. O çocuklara devletin sıcak eli mutlaka değmeliydi. 1922'de 10 olan çocuk yuvasının sayısı 1937'de 585'e çıkmıştır. Bu çok önemli bir gelişmedir. Daha yaraları sararken çocuklarımızdan başlıyoruz yaraları sarmaya.

Ve Mustafa Kemal şunun farkındadır: Siyasi zaferi kazandık, savaş meydanlarında başarıyı elde ettik ama ekonomik başarılarla taçlandırılmayan bir savaş zaferinin kalıcı olmadığını çok iyi biliyorlardı. Hiçbirisi ekonomi eğitimi görmemişti. "Enflasyon" nedir, "deflasyon" nedir bunu dahi bilmiyorlardı ama bunlar hayatı biliyor ve hayata dokunuyorlardı. 17 Şubat 1923'te İzmir'de İktisat Kongresi'ni topladılar. Biz nasıl büyürüz, nasıl kalkınırız, nasıl varlığımızı hissettirebiliriz, kimseye el avuç açmadan nasıl başarılı bir grafik çizeriz, bunun mücadelesini yaptılar.

17 Şubat 1925'te köylüyü ezen ve köylünün yıllardır şikâyet ettiği aşar vergisini kaldırdılar. Köylüye huzuru getirdiler, üretimi getirdiler, üretimi öncelediler; çünkü sanayi yoktu, bütün ekonomi dünyası tarım üzerine kuruluydu.

22 Nisan 1925'de ticaret ve sanayi odalarını kurdular, böylece tüccarın, sanayicinin örgütlenmesine imkân verdiler. Ve çok önemli bir şey yaptılar: "Biz neden uçağımızı yapmıyoruz, neden gemimizi biz yapmıyoruz, neden birilerine gidip yalvaracağız?" dediler, 15 Ağustos 1925'te Kayseri'de motor ve uçak fabrikasının temelini attılar. Onlar biliyorlardı ki, katma değeri yüksek olan mal demek, Türkiye'nin ileride sözü güçlü olan bir devlet olduğunu kabul ettirmek demektir. Ve 28 Mayıs 1927'de Teşviki Sanayi Kanunu'nu çıkardılar, sanayiyi, sanayiciyi nasıl teşvik ederiz diye, nasıl tarım toplumundan sanayi toplumuna geçeriz diye.

Ve 17 Şubat 1926'da Medeni Kanun'u kabul ettiler, yüce Parlamento kabul etti. Artık Türkiye çağdaş bir ülkedir, kadın-erkek eşitliğinin olması gereken bir ülkedir. Pek çok yerin görmezlikten geldiği, görmediği kadın-erkek eşitliğini Mustafa Kemal ve arkadaşları gördüler.

8 Haziran 1929, topraksız köylünün topraklandırılması için Parlamentodan bir yasa geçirdiler, çünkü köylümüz vardı ama toprağı yoktu, onları toprak sahibi yapmak Parlamentonun ve o Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı veren yiğit insanların göreviydi.

Bir şeyi düşünün değerli milletvekilleri, her şeyiniz var diyelim ama paranız yok, paranızı basacak bankanız yok. 1 Haziran 1930, Merkez Bankasını kurdular. Artık bizim vatandaşlarımız, bizim bankamızda basılan kendi paramızı tutmaya başladı; ki, para basmanın egemenlik için ne kadar önemli bir aktör olduğunu yüce milletvekillerimiz herhâlde çok daha iyi bilirler. 10 Haziran 1933, Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edildi arkadaşlar. Planlı ekonomiye geçiyorlar. Ekonomiyi hiç bilmeyen bir kadro, ekonomi eğitimi görmemiş bir kadro dünyayı görüyor, Türkiye'yi görüyor, "Çağdaş uygarlığa taşıyacağız. Tarım toplumundan sanayiye nasıl geçireceğiz?" diye bunun mücadelesini veriyor.

3 Mayıs 1934, bu tarih çok önemli arkadaşlar. Hatırlarsanız, 15 Ağustos 1925'te Kayseri'de uçak fabrikası kurulduğunu söylemiştim. 3 Mayıs 1934, Kayseri'den kalkan ilk uçağımız Ankara'ya iniyor. Düşünün, kendi uçağını yapan bir devlet. Ne kadar övünsek azdır. O zor koşullarda yaptılar bunu.

Değerli arkadaşlarım, 5 Aralık 1934 kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği tarihtir. Kadın erkek eşitliği? Sorarlar zaman zaman "Kadınlar neden Mustafa Kemal'i unutmaz?" diye. Niye unutsun ki, onlara erkeklerle beraber eşit haklar sağlayan, seçilme, seçme hakkını sağlayan o liderdir. O nedenle O'na hepimizin ama hepimizin şükran borcu vardır.

Değerli arkadaşlarım, uçağımızı yaptık ama o kadro şunu da söylüyordu: "Neden kendi denizaltımızı yapamıyoruz?" 11 Ağustos 1937, Haliç'te ilk Türk denizaltısının omurgasını yerleştirme töreni yapıldı. Bunlar çok önemli. O günkü koşullarda yapıldığı için bunlar çok önemlidir. Nasıl yaptılar bunu? Çünkü o kadro kul hakkı yemedi. Toplanan her beş kuruşa saygı duydu, onu harcarken halkına hesap verdi. O kadro yolsuzluk yapanlara asla göz açtırmadı.

Dört örnek vereceğim size değerli milletvekilleri: 18 Aralık 1927, Yavuz Zırhlısı'nın onarımında dönemin Bahriye Bakanı -Denizcilik Bakanı- yolsuzluk yaptı diye Yüce Divana sevk edildi, yargılandı ve mahkûm oldu.

18 Nisan 1928, Ticaret Bakanının dokunulmazlığı kaldırıldı, Yüce Divana gönderildi, 170 bin lira ödemekle mahkûm edildi.

8 Mayıs 1928, "Meclis veznesinde yolsuzluk var." diye bir milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı, Yüce Divana gönderildi ve iki buçuk yıla mahkûm oldu.

16 Şubat 1929, yine dönemin Bahriye Bakanı ve Maliye Bakanı Yüce Divana gönderildi, dönemin Bahriye Bakanı 22 bin altını yüzde 5 iskontoyla ödeme konusunda mahkûm edildi.

Değerli arkadaşlar, bu halk bunun için Mustafa Kemal Atatürk'ü ve kadrolarını unutmaz. Bütün mal varlığını halkına armağan eden bir liderdir o. Onun için bütün dünyada saygıyla karşılanır, bütün dünya saygıyla anar.

Değerli arkadaşlarım, onun gösterdiği bir hedef vardı: Çağdaş uygarlık. Çağdaş uygarlık hedefi için mücadele ediyordu ve şunu da söylüyordu: Çağdaş uygarlığa nasıl ulaşacağız? Üreterek ulaşacağız, bilimi ve aklı önceleyerek ulaşacağız. "Benim manevi mirasım bilim ve akıldır." derken bunu söylemek istiyor ve şunu söylüyor Mustafa Kemal Atatürk: "Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık hâline getirmiş milletler evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar."

Onlar bu sürecin içinden bağımsız bir Türkiye'yi çıkardılar. "Üreterek biz çıkacağız buradan." dediler. Bilimi, sanatı asla inkâr etmediler; sanata yakın durdular, bilimi öncelediler, hayatın her alanına dokundular. Hiçbir zaman hayatın dokunulmayan alanı kalmadı "Biz kendi ülkemizi çağdaş uygarlığa nasıl taşırız?" diye.

O'nun en büyük ideallerinden birisi de demokrasiydi, hayattayken bazı partiler kuruldu ama gerçekleşemedi. Demokrasi bir kültür işidir elbette ki, demokrasi bir birikim işidir elbette ki. Biz, demokrasimizi geliştirmeye çalışıyoruz, el birliğiyle yapıyoruz bunu. Yüce Parlamento demokrasimizin Kâbe'si olarak algılanıyorsa,  bunda hepimizin katkısı, hepimizin çabası var. Beraber demokrasimizi güçlendireceğiz, beraber mücadele edeceğiz. Eğer, bunu yaptığımız takdirde Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine taşımak ve onun ötesine götürmek bizim görevlerimizin başında olacaktır.

Biz onu yetmiş dört yıl önce sonsuzluğa uğurladık, yetmiş dört yıl önce Mustafa Kemal Atatürk, Hakk'a yürüdü. O'nu sevgiyle, saygıyla anıyoruz, nur içinde yatsın diyoruz.

Yüce Parlamentoya saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, çok teşekkür ediyorum.