Konu:Kamu Denetçiliği Kurumu 2016, 2015, 2014 ve 2013 Yıllık Raporları Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporları münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:48
Tarih:11/01/2018


Kamu Denetçiliği Kurumu 2016, 2015, 2014 ve 2013 Yıllık Raporları Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporları münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk devletinin ve Türk milletinin önemli birikimlerinin âdeta tezahürü olan devlet kurumları, değişik zaman ve zeminlerde ihtiyaçlara göre kendisini güncelleyerek veya yeni kurumlar inşa ederek varlığını devam ettiriyor. Bugün üzerinde raporlarını konuşacağımız ombudsmanlık kurumu da bunlardan bir tanesidir. Ombudsmanlık kurumunun Türkçe karşılığı "ara bulucu" ifadesi olarak kullanılsa da İsveççe bir kelime olarak bizim literatürümüze geçmiş fakat kültürel köklerine baktığımızda, bizim medeniyetimizden, İsveç Kralı'nın Osmanlı'da misafir olduğu dönemlerdeki kadılık müessesesini araştırmasından sonra kendi ülkesinde uygulamaya başlaması ve Batı medeniyetinde neşet ederek modern dünyada da kabul görmesiyle alakalı önemli bir müessese olmuştur. Bu müessese zaman içerisinde Türkiye tarafından yeniden keşfedilmiş, "Biz de bu kurumu ülkemize yeniden taşıyalım." denilmiş, 70'li yıllarda akademik olarak bu konuda çalışmalar yapılmış ve Devlet Planlama Teşkilatının planlama gruplarında değişik vesilelerle bu konu gündeme gelmiş. Nihayetinde, 2006 yılından başlayarak 2013 yılına kadarki giden zaman diliminden sonra da kurumsallaşmasıyla ilgili önemli adımlar atılmış.

Buraya kadar ifade etmemizin arka planı, biz tercüme metinlerle Batılılaşma sürecine başlamış gibi gözüksek de, zaman içerisinde kendi medeniyetimizi, kendi müktesebatımızı fark ettikçe Batı'dan aldığımız pek çok kavramın aslında kendi kültür köklerimizde olduğunu görüyoruz.

Bizim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak üzerinde durduğumuz temel mesele "Dün ile bugünü kavga ettirirseniz yarın zararlı çıkar." anlayışı. O sebepten dolayı, biz cumhuriyet ile Osmanlı'yı, Osmanlı ile Selçuklu'yu, Selçuklu ile de Türk kültürünün köklerinden gelen Yenisey, Orhun Vadisi'ndeki Göktürkleri bir bütün hâlinde okuruz. Bu bütün hâlinde okumamızın temellerine indiğimizde de Orhun Abideleri'nde iki temel kavram vardır. Bilge Kağan'ın veziri Tonyukuk ve Bilge Kağan arasındaki yazışmaları -o dönem içerisinde sosyal devlet olmanın gereği- o dönem içerisinde tehdit olarak gözüken Çin'e karşı alınması gereken tedbirleri âdeta nakış nakış bengi taşlara işleyen o edebî eserde çok değişik devlet felsefesi vardır ama iki temel kavram vardır: "Kut" ve "töre". O kut ve töre Bilge Kağan'ın Tonyukuk Abidesi'nden çıkar, daha sonra Yusuf Has Hâcib de "Kutadgu Bilig" olarak kendisini gösterir.

Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanının sıklıkla ifade etmiş olduğu, siyasetname olarak kullanılan kut ve törede, "Saadet Veren Bilgi"de temel yaklaşımlarda şu vardır değerli arkadaşlar: "Tanrı bana kut verdiği için ben size hakan oldum, kağan oldum." diyor Bilge Han. "İşte bu hakanlığımın ve kut almamın gereği, açları doyurmam, açıkları giydirmem ve aranızdaki uyumu tesis etmem, adaleti tesis etmem; birliğinizi, beraberliğinizi sağlayarak düşmana karşı güçlü olmanızı sağlamam. Siz eğer kendinizi, kimliğinizi kaybederseniz, o kaybettiğiniz süreçte il gider ama töre kalır. Töre yeniden iller kurar." diyor. İşte bu anlayışı Türk devlet geleneği kendi içerisinde asırlardır sürdürüyor. Bugün karşılaştığımız pek çok krizin çözüm noktasının aslında referans kaynakları Türk kültürünün köklü kodlarıyla ilgilidir. Bu köklü kodlarda, Türk milletinin medeniyet inşa etmiş olduğu dönemlere baktığımızda ne zaman ki milleti var eden temel değerler devleti temsil noktasıyla bütünleşiyorsa, milletin değerleri ile devletin değerleri örtüşüyorsa Türkler medeniyet inşa etmişler ve insanlığa da çok güzel sadalar bırakmışlardır.

Bizim de bugün içerisinde bulunduğumuz dönem, cumhuriyetin birikimleri, demokrasi tecrübemiz, hukuk devleti tecrübemiz ve değerlerimizle barışık devlet olma sürecimizle ilgili çok değişik krizler yaşadık, değişik olaylar yaşadık. Bu yaşadığımız olayların içerisinde darbeler oldu, milletin değerlerini yok sayanlar oldu; bürokratik, oligarşik statükonun içerisine yerleştirilmiş yabancı unsurların milletin değerleriyle, demokrasiyle seçilip gelenlere "Sizin sınırınız buraya kadar, bundan sonra yoksunuz." diyenler oldu. Bütün bu badireler değişik vasıtalarla yaşandı, nihayetinde sağdan gelen şeytan 15 Temmuzda da FETÖ olarak kendisini gösterdi, aynı sıkıntıyı bu kez de başka bir tecrübeyle yaşadık. Bu yaşadıklarımızın toplamını, bugün Birleşmiş Milletlere bağlı 180, 190, 200'e yakın ülke var ama bunun içerisinden, eminim, belli devletlerin harici yaşamış olsa yıkılacak noktada iken Türk milleti yıkılmamışsa birtakım saiklerledir, bu saiklerin temelinde de devlet geleneği ve milletinin feraseti vardır.

İşte bu tecrübeler, özellikle, 15 Temmuz krizinden sonraki yaşananlar başta olmak üzere bugün ülkemizdeki temel problemlerin, hukuk problemlerinin, devlet yönetimiyle ilgili problemlerin çözümüyle ilgili, siyasi partilerin birbirinden farklı siyasi reçeteleri olabilir ama çözüm noktasına geldiğimizde, bu bahsetmiş olduğumuz kültürel birikimin tezahürü üzerinde bir arada yaşadığımızı ve milletin devleti olma sürecine kim ne kadar çok katkı verirse devletimizin o kadar güçlü olacağını ve insanlığın ufkunda yeni bir güneş gibi doğabilecek hamleler yapacağımızı bilmemiz lazım.

Bugün temel ezber olarak hepimizin ifade ettiği bir konu vardır: "Yasama, yürütme, yargı birbirinden bağımsızdır." deriz, evet; burada yargı kavramını tartışırken de mahkemeleri ve mahkemeler üzerinde tesis edilen idari yargıyı ve adli yargıyı hesaba katarız. Mahkeme kapılarında yargı ya da haklar aranır fakat devlet kurumlarının içerisinde geleneğe ait, yargının işini kolaylaştıracak Ombudsmanlık Kurumu gibi kurumların varlığı; bir, yargının yükünü hafifletecek; iki, yargıyla ilgili çalışmaların muhatabı olmadan vatandaşımız kamuyla ilgili problemlerini çözebilecektir. Bunun için farkındalık lazımdır.

İkincisi: Ombudsmanlık dışında insan hakları kurulu oluşturuldu bu ülkede ama kurumlar henüz yerine oturmadı. Üçüncüsü: Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizim de üyesi olduğumuz İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var. Dördüncüsü diye sayabileceğim bu ve benzeri, kamu bürokrasisindeki yargıyla alakalı, hukuk devletiyle alakalı, milletin devletle olan münasebetini kolaylaştırmayla alakalı kurulların kendisini daha çok fark ettirmesi lazım. Bu konuda, başta Ombudsmanlık Kurumu olmak üzere insan hakları kurulu, özellikle, kişisel verileri inceleme kurulu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu neler yaptığını kamuoyuna izah ederek farkındalığın artırılması lazım.

Bu kapsamda, Ombudsmanlık Kurumunun faaliyet kapsamının takvimdeki gelişimine baktığımda, 2013 yılında 7.638 müracaat olmuş. Bu müracaat daha sonraki yıllarda kademeli olarak düşmüş, artması gerekirken, 2016 yılına baktığımızda da 5.519 olmuş. Toplamda 24.851 şikâyetin, başarılı bir şekilde, 23.161 adedine yani yüzde 93'üne cevap verilmiş, çözüm üretilme gayreti içerisinde bulunulmuş. Bu, oransal anlamda başarıdır. Burada başarısız olunan ve kamu bürokrasisinin üzerindeki hantallıkla ilgili konu: 2013 yılında yüzde 20, 2014'te yüzde 39, 2015'te yüzde 37, 2016'da yüzde 42... Bu oranlar neyin oranı? Kamu yöneticilerinin ombudsmanların denetim raporlarına uyum oranları. Neden yüzde 100 uyulmamış, bu da önemli bir konu. Bu soruya cevap aramak için İnsan Hakları Komisyonunda Dilekçe Komisyonuyla ortak bir toplantı yaptığımızda, bir tarafa kamu deneticilerini, diğer tarafa da bu konudaki kurumların yetkililerini oturtarak karşılıklı bir müzakere yapmalarına zemin hazırladık, biz de takip ettik. İnanır mısınız, o takip esnasında millet ile devletin uzlaşmasıyla ilgili kamu deneticilerinin kamu bürokrasinin üzerindeki rolünü görmenin mutluluğunu yaşadım.

Burası Türkiye Büyük Millet Meclisiyse; bu devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk milletinin devletiyse, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık hukukuyla bağlı olanların devleti ise bu hak arayışlarının burada olması kadar doğal bir uygulama olamaz. İşte buradaki hesap sorma, daha iyi ve şeffaf yönetim anlayışının zemini bu tür kurullardır. Bu tür kurullar sağlıklı işlediği zaman mahkeme yükü azalacaktır.

Ama burada gözlemlediğimiz bir durumu paylaşmak istiyorum, o da şudur: Kamu bürokrasisi yorgun. Kamu bürokrasisinde iktidar partisinin böyle yenilikçi, ufuk açıcı, problemleri çözücü ve ülkemizin yaşadığı bu kriz ve kaos ve OHAL şartlarını milletin lehine ve devletin bekası konusunda risk alıcı, analitik düşünebilen kadrolara ihtiyacı var. Burada gözlemlediğimiz, bir şekliyle pozisyonun kendisini bir yere getirdiği arkadaşlar özlük haklarımı muhafaza edip suya sabuna dokunmadan nasıl bir kenara çekilebilirim... "Academia"da da bunu gözlemleyebiliyoruz, kamu bürokrasisinin pek çok kurumunda gözlemleyebiliyoruz, maalesef bunu siyasette de gözlemleyebiliyoruz. Bu, iş dünyasında zaten parasını kaçıranlarla beraber kendisini gösteriyor.

Şimdi, biz mağduriyetlerin incelenmesi konusunda dün İnsan Hakları Komisyonu olarak Başbakanlık OHAL Komisyonundaki çalışmayı yerinde incelemek üzere gittik. 150'den fazla insanın bu kurulda çalıştığını ve 100 küsur bin müracaatın hepsinin tek tek arşiv ve dokümantasyonuyla yargıya yardımcı olmak hatta yargıya gitmeden mağduriyetlerin giderilmesi konusunda canhıraş bir çalışma ekibiyle karşılaştık. Kendi adıma ondan bir memnuniyet duydum ve fedakârca çalışan arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Bir taraftan mağduriyet varsa bu OHAL şartlarında FETÖ hadisesinden dolayı mağduriyetlerin giderilmesi için o Komisyonun çalışma hızını artırması gerektiğini düşünüyoruz. Ama diğer taraftan da hâlâ Kara Kuvvetleri Komutanının en yakın mesaisinde çalışma arkadaşı olacak noktaya gelen bir yüzbaşının "Ben FETÖ'cüyüm." diye itiraf ettiğini görmek de kanlarımızı donduruyor. Kamu bürokrasisinin içerisinde, yargıda, askeriyede, "academia"da, siyasette ve bilumum unsurlarda "benim FETÖ'cüm, senin FETÖ'cün" ayrımı yapılmaksızın bu virüsten Türk devletinin, Türk toplumunun ayıklanması bir zaruret.

Ben bu sene memleketimde hayır hasenat işlerinin kendi memleketimizin fakirlerine gittiğini görmekten ayrı bir mutluluk duydum çünkü pek çok insan hayır yapıyorum diyerek bu şebekeye kurbanını, ekmeğini, parasını verip kendi mahallesindeki fakirini, fukarasını görmez hâle gelmişti. O hayır hasenat yapanın varlığını memlekette, mahallede görmenin memnuniyetinin aynısını biz devletin yönetimi anlayışı içerisinde de aynı azim ve kararlılıkta ve bereketlilikte görmek istiyoruz.

Buradan Sayın Gençlik ve Spor Bakanına da seslenmek istiyorum: Sayın Osman Aşkın Bak, sorumluluğun çok büyük. FETÖ'nün sistemi tıkandıktan sonra, onlara devşirilen insan kaynaklarının, pek çok gariban zeki çocukların gideceği yerler devletin kurumları olmalı. Değerleriyle mütenasip eğitimi bu çocuklar almalı. Bunların ne alakası var konumuzla, gündemimizle diye baktığımızda bunların anlamı şudur değerli milletvekilleri: Biz milletin çocuklarını, milletin gençlerini ve büyük Türk milleti ailesinin devletini inşa etmek istiyorsak sosyal devlet olmak zorundayız. Sosyal devlet olmanın yolu da açları doyurmak, açıkları giydirmek olduğu kadar onların idrakine, birliğine, şuuruna, aklına Türk kültürünün değerlerini nakşedebilecek programlarla tanıştırmak. İşte bu kapsamda, bu değerlerle barışık insanlarımızın hukuku, adaleti tesis noktasında temel kurumlara da yardımcı aktör olarak yetişecek devlet adamları, siyaset adamları olmasını sağlamak. Hülasa, devletin milletle arasındaki sözleşme metni Anayasa ise, anayasal kurulların gereği kamu bürokrasisi milletin kanaatlerini devletle bütünleştirecekse Ombudsmanlık Kurumu gibi kurumların kendi farkındalığını artırması, daha vizyoner inisiyatifler alması, Türkiye'nin temel meseleleri konusunda uluslararası alanda inisiyatifler alması gerekiyor; ki bu konuda Ombudsman Kurumu Başkanımız, tecrübeli, hem geçmiş bir siyasetçi hem hukukçu Şeref Malkoç'dan aldığım bilgiler memnuniyet verici. Ombudsmanlık Kurumu, Kudüs krizi esnasında uluslararası ombudsmana yazmış olduğu vizyoner mektuplarla da birtakım misyonlar üstlenmekte ve uluslararası ombudsmanlık sempozyumunu Türkiye'de yaparak da Türkiye'deki hukuk devleti ve kamu bürokrasisi ilişkisi noktasında deneticilerin rolünü ifade etmesi noktasında samimi çalışmalarını görmekten duyduğumuz memnuniyet var. Ama bu yeterli mi? Elbette ki yetmez.

Birincisi: 2013 yılından günümüze doğru baktığımızda toplam gelen dosya sayısı Türkiye'deki temel problemlere göre çok az, Ombudsmanlık Kurumunun ne olduğunu daha çok tanıtma gibi bir mecburiyetleri var.

İkincisi: Milletimizin taleplerinin Ombudsmanlık Kurumu üzerinden kamu bürokrasisine ve bürokratlara, yöneticilere gittiğinde "Bu da nereden çıktı ya? Mahkeme kararları konusunda biz problem yaşarken bir de bu mu çıktı?" anlayışından kurtulmamız lazım, bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç var. Bu zihniyet dönüşümünü hep birlikte yapmak durumundayız, aksi takdirde bu problemlere çözüm üretemeyiz.

Şimdi, bu konuda örnek tavsiye kararlarına baktığımızda; başörtüsü kararı, araç muayene ücretlerinin kredi kartı ve banka havalesi yoluyla ödenmesi, kamu personelinin görev tanımına uygun olmayan işlerde çalıştırılmaması, dikey geçiş konusundaki kılavuzdaki sorunlar, otizmli çocuklar için okul öncesi destek eğitim kararı, yetim aylığı bağlanmama şikâyetleri gibi konulara Ombudsmanlık Kurumunun çözüm ürettiğini, yargı yoluna gitmeden deneticiler üzerinden kamu bürokrasisini harekete geçirdiğini görmüş oluyoruz. Ama, bunların artarak devam etmesi, değerleriyle barışık bir devlet olduğunu samimiyetle ortaya koyması gerekiyor.

"Hukuk" ve "hukuk devleti" kavramını yalnız başına yargının sorumluluğu olarak görmemek lazım. Bu en temel anlamda birey olarak, yurttaş olarak, vatandaş olarak -bizi bağlayan bir vatandaşlık hukukumuz var- vatandaşlık hukukunun bir parçası olarak bizi bağlarken kamu bürokrasisinin içerisinde Ombudsmanlık Kurumu başta olmak üzere demin ismini saydığım kurumlar hukuk devletinin birer parçasıdır, devletle milletin arasında kurulan birer köprüdür. Bu köprüleri aidiyet köprüsüne, gönül köprüsüne dönüştürmek de bunun başındaki temsilcilerin, görevlilerindir.

Yaşadığımız günler, içinden geçtiğimiz zaman dilimi "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." "Her koyun kendi bacağından asılır."ın çok ötesinde, başka Türkiye olmadığı gerçeğini bilmemiz, başta FETÖ ve PKK olmak üzere bilumum Türkiye düşmanlarıyla olan mücadelede risk almayan, inisiyatif almayan, "Benimki seninkinden daha masum." görüntüsüne girenlerin yanlış yolda olduklarını tekrar tekrar ifade etmek istiyorum. Bu konuda herkesin netleşmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Samimiyetle yol yürüyenlere ve samimiyetle katkı verenlere teşekkürlerimizi, tebriklerimizi ifade ediyorum.

Bu yaşadığımız sürecin içerisinden samimiyetle çıkabilmenin adı ve bu ad etrafında toplanarak yarınlara yürümenin yolu, hukuka ve hukuk merkezli millet ile devletin bütünleşmesine dair samimi adımlardan geçmektedir. Bu samimiyeti de her yerde aynı oranda görmek lazım, bu heyecanı ifade etmek lazım, bu heyecanı ifade edebilecek alanları heyecan duyan insanlara açmak lazım diyor, bu kapsamda Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Ombudsman çalışanlarına da kolaylıklar diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)