Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:45
Tarih:22/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçeler bir devletin bağımsızlığının ve egemenliğinin simgesidir. Bütçelerin her ne şartla olursa olsun titizlikle hazırlanıp uygulanmaları gerekir. Bizim için bu bütçe, geçici bütçeler hariç, Türkiye Cumhuriyeti'nin 95'inci bütçesidir. Dolayısıyla hepimizin sorumluluğudur. Bütçe döneminde, gerçekten, Komisyon çalışmaları bir olgunluk içinde geçmiştir. Son dönemlerde özellikle orta vadeli programların çok çabuk revize edilmeleri ve sıklıkla hedeflere ulaşılamaması nedeniyle bütçe hedefleri ve gerçekleşmeleri arasında büyük farklar, ödenek üstü harcamalar ortaya çıkmıştır. Bu durum zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının zedelenmesine sebep olmaktadır. Bütçede alenilik, doğruluk ve samimilik ilkelerine önem verilmelidir. Bunların altını önemle çizmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölgemiz ve ülkemiz olağanüstü zor bir süreçten geçmektedir. Çok ciddi sonuçları olabilecek gelişmeler yaşanmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ülkemizin istikrarını, itibarını ve bütünlüğünü bozmaya, Türkiye'yi siyasi alanda yalnızlaştırmaya yönelik çabalar, ekonomik alanda zorda bırakmaya yönelik hamleler art arda gelmeye başlamıştır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler, DEAŞ'ın tasfiyesinin ardından PYD ve PKK Suriye'den çıkmadan yeni siyasi yapı konusundaki diğer ülkelerin ikircikli tavırları, terör örgütlerinin müttefiklerimiz tarafından alenen desteklenmesi, Barzani'nin referandum girişimi ve son olarak ABD'nin Kudüs kararı bölgede siyasi zemini Türkiye'nin altından kaydırmayı amaçlayan, ülkemizin bölgesel güç niteliğine yönelik suikast girişimleridir. Tüm bu süreçlerin hem iyi yönetilmesi hem sağduyu ve asgari bir iç uzlaşma temelinde, birlik ve beraberlik ruhuyla atlatılması gerekmektedir. Bu ahval çerçevesinde, ülkemizin beka sorunu olarak gördüğümüz bölgesel dış politika gelişmelerinde ve terörle mücadelede Hükûmete olan desteğimiz devam edecektir.

Anayasa değişiklikleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi sağduyulu, sorumlu bakışıyla siyasi, sosyal, ekonomik anlamda uzlaşmanın tarafı olmuş, öncülüğünü yapmıştır. "Önce ülkem ve milletim" anlayışının bir tezahürü olarak "sonsuza kadar devlet, sonsuza kadar millet" şiarıyla 2019 seçimleri ertesinde fiilen yürürlüğe girmek üzere cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi tesis edilmesine katkı vermiş ve öncülüğünü yapmıştır. Bunun iki temel dayanağı vardır. Bir tanesi, milliyetçilik, beka meselesiyle ilgili; diğeri ise demokrasi içinde bu işin çözüme kavuşturulması. Zira, büyük resim oldukça korkunç ve ürkütücüydü. Öncelikle, ülkenin kurumsal kapasitesindeki gerileme ve tahribatın giderilmesi gerekiyordu, ülkemizi saran örgütlerle mücadele edilmesi gerekiyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri sıkıntı içindeydi, bir taraftan FETÖ temizliği yapılıyor, diğer taraftan, Suriye'de PKK ve IŞİD'e karşı askerî operasyonlar yapılıyor, güney sınırımızda üzeri kirli hesaplar bozulmaya çalışılıyordu.

Adalet mekanizması sıkıntı içine tarumar olmuştu, 12 bin hâkim, savcının 4 bini uzaklaştırıldı. Yargıya güvenin zedelenmemesi, devlet aklına zarar verilmemesi gerekiyordu. Eğitim sistemi sıkıntılar içindeydi. FETÖ'nün yıllar içinde kurduğu çok büyük, özel bir eğitim ağı vardı.

AKP döneminde epey bakan da değişti. Her gelen reform, devrim, değişim gibi efsunlu kavramlardan söz etti. Neredeyse her sene bir sınav sistemi değişti. Sorular çalınmakta, Anayasa'nın eşitlik ilkesi ayaklar altına alınmaktaydı. Emniyet güçleri de çok büyük yara almıştı. İş dünyası sıkıntı içindeydi. İş âlemine FETÖ sızmış, iş yapan şirketleri neredeyse haraca bağlamış; ne kadar ihale, ne kadar yatırım teşviki aldığını bilmiyoruz, bileni de görmedik. Kamu kurum ve kuruluşlarında liyakat çökertilmiş, dışişleri camiasının yüzde 25'i kamudan uzaklaştırılmıştı. Basın-yayın organları eliyle propaganda ve algı yönetimi yapılmış, kumpaslara zemin oluşturulmuştu. Nihayet siyaset kurumu ve siyasi partiler içinde kendilerine alan açmaya çalışmışlar, siyasi partilere âdeta operasyon çekmişlerdi.

Tüm bu gelişmeler neticesinde ülke ve devletin bekası için asgari müştereklerde uzlaşmanın gereği ortaya çıkmıştır. Esasen, uzlaşmaya teşebbüs etmeden önce neyin veya nelerin risk altında olduğunu bilmemiz lazım. Bugünkü koşul ve ortamda millî bekamızın risk altında olduğunu görmek, buna uygun bir uzlaşma hukukunu kurumsallaştırmak gerektiğini düşünüyoruz. Terör örgütleriyle mücadelede atılan adımları bir beka sorunu olarak görüyor ve Hükûmetin bu konuda alacağı kararları destekliyoruz. Ancak bu, bizim, AKP'nin uyguladığı politikaları eleştirmeyeceğimiz, bunları tenkit etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son dönemde terör örgütlerine arka çıkarak ülkemizi siyasi ve ekonomik olarak ablukaya almak ve birtakım spekülasyonlarla ekonomiyi manipüle etmek gayretlerine şahit oluyoruz. Türkiye'yi hedef alan komplo, kumpas ve suikastlar karşısında millî birlik duruşu sergilemek herkes için ahlaki ve vicdani bir sorumluluk ancak Türkiye ekonomisinin kendi dinamiklerinden, ekonomi yönetimindeki çok başlılıktan, gelişmeleri iyi okuyamamaktan ve sorunları günübirlik tedbirlerle geçiştirmeye çalışmaktan kaynaklanan sıkıntılar içinde olduğumuzu da görmezden gelemeyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP, millî gelir hesaplarında 3 kez revizyon yaptı, son olarak geçen aralık ayında yaptı. Yeni OVP'yle belirlenen makroekonomi ve 2018 yılı bütçe hedefleri bu yeni seri kullanılarak belirlendi. Detaylarına girmeyeceğim, ancak pek çok makro değişken yeni seriyle hesaplandığında, bir gecede ya 2 katına çıktı ya da yüzde 30-40 yükseldi. Örneğin millî gelir yaklaşık 100 milyar dolar arttı, kişi başına gelir yaklaşık bin dolar arttı. Yurt içi tasarruflar bir gecede ne yaptı? Eski seriyle yüzde 13,5'tan millî gelirin yüzde 25'ine çıktı. Burada ekonomik verilerde ciddi anlamda makyajlama yapıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Hükûmet, devamlı olarak, son dönemde hep 2002'yle mukayese ediyor. Neyle mukayese ederseniz edin, haklısınız, mutlaka mukayese etmek sizin hakkınız ancak şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bunu mukayese ederken nereden nereye geldiğinizi çok iyi bilmeniz lazım. 2002 yılında geldiğinizde ortada bir program vardı, bunu sürdürdünüz ve bu programı da devam ettirdiniz, ikinci bir anlaşma yaptınız. Sayın Babacan burada, o günün Hazine Müsteşarı burada, o günün Başbakan yardımcılığı yapan arkadaşlar da bu salonda. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak üstlendiğimizi sonuna kadar üstleniyoruz.

Bakın, siz, 2002 yılından 2008 yılına kadar millî geliri, nereden, 3 bin dolardan 9-10 bin dolara çıkardınız IMF'le yaptığınız anlaşmalar, sizden önce uygulanan programlarla beraber. Bunda hiçbir şüphe yok. Teşekkür de ediyoruz o dönemde görev alan herkese. Yalnız, 2008 yılında o programın bitişinden 2017 yılına kadar dolar bazında millî gelirin 10.444 dolardan 9.529 dolara düştüğünü görüyoruz. Biraz önce söyledim 100 milyar dolar diye. Bunu özellikle getirdim. Sayın Babacan burada, bunları konuşmayı da çok arzu ederim gerek burada gerek dışarıda. Şimdi, burada, tabii "eski seri" yazıyor. Arkadaşlar, doğal olarak, bundan belki, ne yapacaklar, rahatsız olabilecekler. Buyurun, bu da yeni serisi. Bakın, arkadaşlar, 2008 yılında 10.931 dolar, geliyoruz, 2017 yılında 10.579 dolar yani düşmüş. Sayın Babacan bunları bilir. Bunları söylemeyecek bir şey yok. O gün, o konuda, o sırada görev almış bütün arkadaşlar bu olayı net bir şekilde bilirler.

Şimdi, Sayın Başbakan da burada konuşurken bütçenin ilk günkü konuşmalarında söyledi. Onların üzerinde fazla durmak istemiyorum. Hakikaten 2002'den 2008'e gelişi nasıl olursa olsun, hangi hükûmetin aldığı kararla olursa olsun, siyasi bedeli ödenmiş bir programın üstüne ne yaparsanız yapın yine de teşekkür ederiz ama hakkını da vermek lazım.

Siz 2008'den 2017'ye kadar... Arabaların eskiden krank mili olurdu, çalışmazdı. Muavinler ha bire asılırdı ama, ne olurdu, arada eğer şoför iyiyse o gazla giderdi. Şimdi, bunu ifade etmek istiyorum, bunu söylemek mecburiyetindeyiz. Eli vicdanında olan herkes bunu düşünür. Fakat bir şey söyleyeceğim, bu yüzde 11'lik büyümeye seviniyoruz, teşekkür ediyoruz ama bunun detayına bakalım.

Bakın, dolar bazında millî gelir ilk üç çeyrekte düştü. Bu büyüme sürdürülebilir ve hissedilebilir değildir arkadaşlar, kalitesi maalesef düşüktür. Buradan neyi ifade ediyoruz? Geçici vergi teşvikleriyle tüketimi artırdınız Sayın Bakanım, Garanti Fonu desteğiyle yatırım harcamalarını üçüncü çeyrekte artırdınız fakat bu, ihracata ve yatırımlara dayalı bir büyüme değil. Net ihracatın büyümeye katkısı binde 3, ha var ha yok. İki yıldır azalan sabit sermaye yatırımlarında üçüncü çeyrekte, nihayet çok şükür, yüzde 15'lik bir artış oldu, tebrik ediyorum. Ancak, bunun yüzde 55'i nereden, inşaat sektöründen geliyor hâlen.

Büyüme istihdama yansımadı, kişi başına gelir artmadı, devlet gelirlerinde bütçesine yansımadı, çiftçiye verilen desteklere yansımadı, çalışanlara verilen zamlara yansımadı. İşsizlik oranı yüzde 10,6; tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,8, gençlerde işsizlik oranı yüzde 20, hele çalışmayanlar ile okumayanları dikkate alırsanız işsizlik oranı yüzde 26'dan yüzde 30'a kadar gider. Bu vahim tablo ne yıllık yüzde 6-7 büyümeyi ne de üçüncü çeyrekte dünya rekoru kırdığımız söylenen yüzde 11'lik büyümeyi açıklamıyor. Açıklayalım, teşekkür ederiz, yüzde 11 ama yansısın.

Şimdi, asıl önemli olan, bunu 2018'de nasıl sürdüreceğiz Sayın Bakanım? Gelecek yıl baz etkisi olmayacak, vergi teşvikleri olmayacak, KGF kredilerini aynı şekilde devam ettiremeyeceksiniz. Cari açığı, bütçe açığını ve enflasyonu daha da yükseltecek şekilde büyümenin gazına basmak büyümenin bütün faydalarını yok edebilir. Burada dikkatli olmak lazım.

Bir arkadaşı tebrik etmek istiyorum, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'i. Ne dedi? "Büyümenin sürdürülebilirliği açısından dengeli olması lazım." dedi. Şimdiye kadar yaptığınız büyüme dengeli olmayabilir ama bundan sonraki gayretinizi görmek istiyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; enflasyon kasım ayı itibarıyla yüzde 12,9, ÜFE yüzde 17,3 yani kazığı arkadan geliyor, enflasyonun aşağı çekilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması önemli. Merkez Bankasının yüzde 7 hedefle başladığı yılı yüzde 13'le kapatması; bu, hiçbir şekilde piyasalara güven vermeyecek. Fiyat istikrarı olmadan finansal istikrar ve sürdürülebilir bir büyüme ve refah sağlamak mümkün değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cari açık, ekonominin en önemli kırılganlık noktalarından bir tanesi olmaya devam ediyor. Ekim ayı itibarıyla 42 milyar dolarlık cari açık, yurt içi hasılanın yüzde 5'ine tekabül ediyor. Türkiye, enflasyonda olduğu gibi, cari açıkta da gelişen ülkeler arasında en yüksek açığa sahip. Cari açığın finansmanı oldukça sağlıksız, doğrudan yatırım girişleri azalmakta. Cari açık, borçlanma, portföy yatırımları ve kaynağı belirsiz son derece kırılgan unsurlarla finanse ediliyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dış ticarette açık üretme dinamiklerini yok etmiş değiliz, devam ediyor. Dış ticaret açığı, ihracattan 3 kat daha hızlı büyüyor, sanayimizin ve ihracatımızın dış girdi bağımlılığı ayağımıza dolanmış vaziyette. Kur yükseldikçe ihracatçının girdileri yükseliyor. Kur artışı ihracatımıza rekabet avantajı getirememektedir.

AKP Hükûmetinin hem sevdiğim hem tenkit ettiğim bir alanı var, onunla da ilgili bir şey getirdim değerli kardeşlerim. Şimdi, AKP döneminin tamamında 1,7 trilyon dolar ihracat yapmışsınız, çok güzel ama yaptığınız ithalat 2,7 trilyon dolar. Aradaki fark 952 milyar dolar yani Türkiye'nin şu anda bir yıllık millî geliri olan 847 milyar TL'den daha yüksek. Yani çoluk çocuk, kızan, ahbap, eş dost bir sene kazandığımızı yemesek içmesek bu dış ticaret farkını ne yapmıyor, kapatmıyor. Şimdi, ben bütün bunların arkasındakilerini de getirdim, hepsinde var; nereden aldık, hangi programdan aldık. Yani "Nereden aldınız?" diye de uğraşmayın, hepsi var.

Şimdi, bütün bunları söyledikten sonra... Yatırım ithalatı düşüyor, ara mal ithalatı artıyor, ihracatımızın toplam değerini de aşmış vaziyette, üretimin ithalat bağımlılığı yükseliyor. Bakın, tekstilde, tarımda, otomotivde ithalat-ihracat farkı lehimize ama diğerlerinin tamamında önemli sektörlerde ticaret açığı veriyoruz. Bu durumu doğru okuyup gereken tedbirleri hep birlikte almamız lazım Sayın Bakanım. Getirin buraya, destek verelim; neyi getirirseniz destek verelim, gecikmeyelim. Sadece ihracata bakıp rekor hikâyeleri anlatmak en hafif ifadeyle miyopluktur. Hakikaten, AKP'nin ihracata karşı çok büyük bir ilgisi var, çok güzel. Bakıyoruz, ilginiz bu tarafa ama terakki ithalatta gelişiyor, cari işlemlerde gelişiyor, dış ticaret açığında gelişiyor. Bütün bunları düzenlememiz lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iç ve dış borç stokundaki artış sürmekte. Bunu da bir grafikle -bu son, bundan başka göstermeyeceğim- gösterelim: Bakın, 2002'de özel sektörün borcu nedir? 43 milyar dolar. Nereye gelmiş? 302 milyar dolara. Toplam dış borcumuz 2002'de 130'muş, şimdi 432'ye gelmiş. Şimdi, bütün bunları söylerken, ifade ederken doğruları tebrik ediyoruz, başarılar diliyoruz ama yanlışları, hatalarımızı, eksiklerimizi de ne yapacağız, kabulleneceğiz.

Şimdi, bakın, bir yıl veya daha az kalmış dış borç stoku 173,5 milyar dolar, bunun yüzde 85'i özel sektörün dış borcu.

Ekonomimizin yıllardır güçlü iki yönünden bahsediyoruz; biri bankacılık, bir tanesi de kamu mali disiplini, bütçe. Fakat maalesef her ikisi de son birkaç yıldır kırılgan bir seyir izliyor. Şimdi küresel likiditenin daralmasıyla birlikte, kur istikrarımız riskli bir görünüm sergiliyor. Merkez Bankası "Yabancı para cinsinden borçlu 800 civarında şirket var." diyor. Bu şirketlerden döviz açıkları azalmayan ve giderek artan şirketlerin hangileri olduğuna lütfen bir bakın. Bunlar işlevsiz olur da, olur olmadık şekilde bu dövizleri kullanırsa sıkıntı olur, hem kamu bankaları hem de piyasaları kene gibi emerler. Sayın Bakanım, buna bir bakalım.

Diğer taraftan, yüksek özel sektör borçluluğu dikkate alındığında, bankacılık sistemimiz kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya, hakikaten kredi vermekte zorluk çekiyor. Bir bankanın genel müdürü aynen şunu söyledi: "Yakıt deposuna bakarak gidiyoruz." Yani verecek kaynak yok, siz hazineden garanti verirseniz öyle veriyorlar, yoksa vermiyorlar; sıkıntılı. Yakıt deposunu gözlüyor, 10 liralık, 20 liralık yakıt alıyor.

Bankacılık sisteminde döviz mevduatları da hızla büyüyor. Ekonomide dolarizasyon 2012 yılından bu yana hızla arttı. Yurt içi yerleşiklerin döviz tevdiat hesapları 120 milyar dolardan 200 milyar dolara çıktı. Siz "faiz" dedikçe -hangi bakanlar söylüyordu- dolar artıyor.

Türkiye 1999 yılından itibaren alınan tedbirlerin etkisiyle kamu maliyesi alanında ciddi başarı gösterdi, kabul ediyoruz. Bugün geldiğimiz nokta, hatta iki yıl öncesinden başlayarak sizin kamu maliyesi, hızla bozulma sürecine girdi. Buna kamu adına iş yapan, "gölge kamu" denilenlerin yükünü dâhil ederek söylemiyorum, onları söylediğinizde -bu kamu-özel ortak iş birliği vesaire- bunun altından kalkılmaz boyutlarda. Endişemiz bütçenin büyümeyi değil, ekonomideki açıkları ve enflasyonu artıracak bir bütçe olmasıdır.

Bakın, sosyal güvenlik kuruluşları kötüye gitmeye başladı, tekrar açık... Hep beraber yaptık kanunu. Taşeron düzenlemesiyle bu açığın daha da büyüyeceğini öngörebilirsiniz. KİT finansman dengesi 2018 yılında kötüleşiyor. Program tanımlı faiz dışı kamu dengesinde açık var. Nakit açıkları ve borçlanma hızlı bir şekilde yükseliyor.

Sayın Bakanım, özellikle size söylemek istediğim bir şey var. Bütçede alenilik, samimilik, doğruluk ilkesi önemli. Bakın, kasım ayı sonu itibarıyla açık 26 milyar lira. Bütçe açığı başlangıç ödeneği 46,8 milyar lira. Bütçe gerçekleşme tahmininiz -daha iki ay önce söylediniz, kitap burada- 61,7 milyar TL. Şimdi, aralıkta 36 milyar açık mı vereceğiz? Bunu bir konuşmamız lazım. Şimdiye kadar net 78 milyar borçlandınız, bunu, 90'a kadar yetki alıp götürürsünüz ama 26 milyar açık var. Bunu hâlâ açıklayamıyoruz. Buna bir bakılması lazım Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Bakarız.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Bunu, Sayın Şimşek açıkladı ama onun çok tatmin edici olduğu kanaatinde değilim. Sık sık çıkartılan af ve yapılandırmalarla, bakın, vergi davranışları, ahlakı bozuldu. Vergisini zamanında ödeyen mükelleflere âdeta ceza yağdı. Vergi adaleti mutlaka gözetmemiz gereken bir husus.

Bu bankalar, hakikaten, özellikle kamu bankaları takibinde iyi. Geçen bir telefon geldi bana. "Haluk Ayhan siz misiniz?" "Ben." "Hangi isminizle hitap edeyim." "Hangisini istersen et." dedim. "Kayıt alıyoruz." "Tamam, al." "Efendim, bize 15 kuruş borcunuz var, ne zaman ödeyeceksiniz?" dedi, "Hemen bugün öderim." dedim. Vallaha, dekontu burada, gittim, ödedim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Bravo.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Ama, Allah rızası için -ben bunun neden olduğunu biliyorum, ek hesap, elektrik, su parası kesiliyor, kalan 15 kuruş orada çalışmış- şu milletin hakkını yiyip o kamu bankalarından kredi alanların da böyle bir takibini yapalım inşallah.

Şimdi, bütün bunları söylüyorum. Bakın, yüzde 30'u nedir bu olayın? Yüzde 30'u doğrudan aldığınız vergiler, yüzde 70'i dolaylı vergiler, ÖTV, KDV, MTV, hepsi devam ediyor. Buna adaletli bir sistem demek mümkün değil. Vergi sisteminin gelir ve kazanç farkını ayrıştıran ve gözeten adil bir yapıya kavuşması acilen gerekiyor. Kamu tüketimi hızlı bir artış gösteriyor. Bakın, yatırım yapacaklar sıkıntıda. Bir hukuk rejimi koyunuz. Bunu bilerek söylüyorum, sizin arkadaşlarınızla konuştuğum için de söylüyorum, adam yarın ne yapacaksa onu bilmesi lazım.

Tarıma gelelim. Tarım tüm ekonomik sektörlere katkı sunan stratejik bir sektör. Bunun yanında sosyal yönü var, çevre yönü var, millî güvenlik yönü var. Bizim Mevlüt Bey, Allah razı olsun çok detaylı anlattı ama burada ifade etmek istediğim husus şu: Çiftçinin kredi borçları siz geldiğinizden beri 150 kat artış gösterdi, yalanım varsa söyleyin. Çiftçimiz bankadan bankaya kredi kuyruklarında maalesef kredi alma yarışı içine girdi, ipoteksiz arazi kalmadı neredeyse. Bu tablo kaygı verici.

Bakın, canlı hayvan, et, buğday, mısır başta olmak üzere tarımda ithalatla fiyatları kontrol etme yaklaşımı üreticimizi cezalandıran, yerli üretimimize darbe vuran, faturayı çiftçimize kesen kabul edilemez bir yaklaşım. İlgili bakanlar burada mı bilmiyorum. Vallahi de vebali var, billahi de vebali var.

Şimdi, size de geleceğim Sayın Millî Eğitim Bakanım. Sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi eğitim sisteminden hiç kimse memnun değil; gençler memnun değil, ana baba değil, öğretmen değil, gidiyor. Bu temel sorunlar çözülememekle daha da karmaşık hâle geliyor. Her gelen bakana göre değişen sınav sistemleri hem öğrencileri hem de aileleri perişan etmiş.

Bakın, Sayın Bakanım, Sayın Genel Başkanımız bu kısır döngüden kurtulmamız için "Üniversite giriş sınavlarını kaldıralım." dedi. Hadi kaldıralım. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı yarın bir gün "kaldıralım" dediği zaman iki ayağınız bir pabuç olacak, gelin hazırlığını şimdiden yapalım; kaldıralım, gençler rahat etsin. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bütün bunları sürdürmek istiyorum. Bu döngüden kurtulmamız lazım.

Sonuç olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığımız eleştiriler Türkiye ekonomisinin sorunlarının çözümüne, toplumsal huzur ve refahın artırılmasına yöneliktir. Ülkemizin kalkınması ve milletimizin hak ettiği refah seviyesine ulaşılması için Türkiye, ekonomi alanında hızla bir reform gündemi oluşturmalıdır ve bunu uygulamalıdır. MHP olarak uyarılarımızı şimdiye kadar yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Gelin bu sorunları yönetilebilir olmaktan çıkaralım, gerekli yapısal tedbirleri alalım, getirin burada konuşalım. Biz size bu konuda destek vermeye hazırız. Polisi telefon ediyor, öğretmeni telefon ediyor, telefon etmeyen yok taşerondaki... Bunların meseleleri birikti. Bu kadar sayıyla iktidar olsanız da çözümü zor oluyor. Gelin bunları bir çözelim birlikte, getirin.

MHP olarak seçim beyannamemizde yer alan ve ekonomide ivedilik arz eden 7 alanda reformların başlatılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bir tanesi katma değerli, yüksek teknolojili üretimin özendirilmesi ve ithalat bağımlılığının azaltılması, bu şart. Yurt içi tasarrufları artıracağız, başka çaremiz yok. Yatırımları artıracağız. Bunlar da bir reform alanı. Adaletli bir vergi sistemi tesis edeceğiz. Verginin tabana yayılmasını sağlayacağız. Kamuda harcama reformu yapılması, kamu yatırımlarının rasyonel şekilde yenilenmesinin önceliklendirilmesi, gelirin adil bölüşümü ve yoksullukla mücadelenin sağlanması, tarım ve hayvancılık reformu, iş gücü piyasası ve çalışma hayatı reformu.

Son olarak ifade etmek istediğim bir şey var. Selçuklu Veziri Nizamülmülk'ün öğütlerinden birkaçını hatırlatarak sözlerime son vermek istiyorum: "Devlet kolay kolay kimseye nasip olmayacak bir nimettir. Bu nimete sahip olan kimse ahirette büyük bir külfetle de karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Fırsat eldeyken devletin malını devlet için harcamalı, yaptıkları her işi kayıt altında tutmalıdır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, Sayın Hatip, iki dakika daha konuşabilirsiniz.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

"Devletin bekası için ehil olmayan kimselere iş buyurulmamalıdır."

Bu duygu ve düşüncelerle 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin memleketimize ve Türk milletine hayırlar getirmesini diliyorum. Sizlere saygılar sunmadan önce, konuşmalarda kişilere ve hususlara kayda değer olduğunu görmediğimiz zaman cevap verme ihtiyacını hissetmediğimizi de ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.