Konu:Chp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:3
Birleşim:19
Tarih:09/11/2012


CHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SENA KALELİ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarih boyunca bilinen bir gerçek vardır. Tarih boyunca yapılan ilk sömürü ve baskı düzeni cinsiyet ayrımcılığına dayalı iş bölümüyle başlamış ve zamanla kadının emeğinin, bedeninin sömürülmesine ve baskılanmasına dönüşmüştür. Aslında, Anadolu kadını tarih boyunca üretim ve ticaretle uğraşmış ve kendi iç üretimiyle, en azından kendi aile ekonomisine katkı sunmuştur. Hayme Ana'dan bu yana kadınlar Ahilik geleneğini sürdürmüşler; dayanışma kültürüne, ekonomiye, üretime katkı sunma kültürüne her zaman hizmet etmişler ve Ahilik geleneğini Anadolu'dan itibaren geldikleri her noktada yaşatmaya devam etmişlerdir. Oysaki kadının iş gücüne katılım oranı o dönemlerde olduğundan giderek gerilemeye devam etmiştir. Osmanlıda kadın mum ticareti yaparak kayıtsız çalışmasını sürdürüyor ve şikâyet ediliyor olmasaydı kadının çalıştığını kayıtlara da maalesef geçiremeyecektik.

Bu büyük toplumsal sorun, kadına bakış açısı, zihinsel gerileme ne yazık ki giderek gelişmeye devam etmiştir. Günümüzde ücret ya da yevmiye karşılığı çalışan 4 kadından 1'i informel çalışmaktadır.

Evet, sıradan konuları sıra dışı kavrayabilen kadınlarımızın ekonomiye, siyasete katılımları dünyaya ve Türkiye'ye, barış ve ekonominin gelişimine katkı sunacaktır ama ne yazık ki yetersizliği kanıtlanana kadar her erkek ehil, ehliyetini kanıtlayana kadar her kadın yetersiz kabul edilmektedir. Bu bahtsız kadınlar kendi tahtlarını da yapamamaktadırlar, bahtlarına da ne yazık ki erkekler karar vermektedir.

Kadınların gelişimiyle ilgili, istihdama katılımıyla ilgili, ekonomik anlamda söz sahibi olmasıyla ilgili CEDAW'ın raporlarına, Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına bakmamız? Cinsiyete dayalı gelişmişlik endeksinde, insani gelişmişlik endeksinde, maalesef, Dünya Ekonomik Forumu'nun Cinsiyet Uçurumu Raporu'nda, küresel raporlarda kadın-erkek eşitliğinde hep geri sıralarda olduğumuz görülmektedir. Bu âdeta bir zihinsel gerileme ve bu meselenin toplumsal sorun olarak kabul edilmemesinden, kadının ve erkeğin birbiriyle eşit görülmemesinden, bu eşitliği fırsat eşitliği olarak algılamamızdan ve ne yazık ki evde cinsiyetlendirilmiş işleri bu kadınların üzerinde bırakan cinsiyet körü politikalar nedeniyle kadınlarımız, ne yazık ki bugün gelişmeye, ekonomik gelişmeye katkı sunmaktan alıkonulmaktadır. Kadının yerini aile almıştır, eşitliğin yerini fırsat almıştır.

Evet, AB ilerleme raporuna baktığımız zaman da sosyal koruma konusunda bazı ilerlemeler olmakla birlikte -yüzde 84'ten 86 gibi bir ilerleme mevcuttur- ne yazık ki kayıt dışı özellikle kadın işçiler için çaba göstermemiz gerektiği konu edilmektedir. Ayrımcılıkla mücadelede ilerleme kaydedilmemiştir. AB müktesebatında kapsanan ayrımcılığın bütün türleri ne yazık ki ele alınmamıştır. Cinsel kimlik ve yönelim konusunda ayrımcılıklar hâlâ mevcuttur. Evet, hâlâ AB müktesebatına uygun eşitlik anlayışı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini kavrayış anlayışımız geliştirilememiştir. Kadın erkek fırsat eşitliği konusunda, maalesef, fazla bir ilerleme kaydedilememiştir. İşe alımlarda ayrımcılık riski olduğu gibi, şikâyet mekanizması da geliştirilemediğinden bu risk 2 kat artmaktadır ve yüzde 35 istihdama katılım hedefimiz yüzde 28 olarak duyurulmakta, bu aslında yüzde 23, yüzde 24 oranındadır.

Evet, çalışma hayatımıza geçişimizle, çalışma yaşamımızda, maalesef, iş yaşamımızla aile yaşamımız arasında dengeler de oluşturulamamıştır. Hatta, öyle bir anlayış söz konusudur ki "Kreş eken huzurevi biçer." anlayışıyla, kadının çocuğunu teslim edeceği kreşlerin yapılmasının bile doğru olmadığı konusunda fikir yürüten kesimler mevcuttur. Namus cinayetlerinde, aile içi şiddette ve zorla yapılan evliliklerde, çocuk evlilikleri için de hâlâ yeterli çaba maalesef gösterilememiştir.

Evet, hâl böyle iken, baş kamu denetçisi ve yardımcılarının seçileceği şu günlerde, kendi uzmanlığında gelişmiş ve aynı zamanda katılımcılığa inanmış, demokrat, uzlaşmacı kimliği olan, barışı çağrıştıran kadınlarımızın ne kadar bu denetçilik kurumunda yer alacağı da bizim vereceğimiz bir sınav olacaktır.

Sayın milletvekilleri, yeni bir düzenleme gündeme geldiğinde -bir kadın olarak- doğal olarak kadınların ve engellilerin ve cinsel yönelim farklılıklarının bu düzenleme içinde ne kadar yer alacağı konusunda endişeler doğuyor çünkü erkek egemen düzlemde, erkek parlamenterlere bile danışılmadan oluşturulan yasa tasarıları ve teklifleri kadınları bilerek ya da bilmeyerek hep göz ardı edecektir diye bir kaygı duymaktayım. Evet, görüşülmekte olan bütünşehir yasası da bunun somut bir örneği olacaktır.

Bu tasarı, devredilecek personel açısından en başta kadınları vuracaktır, engellileri vuracaktır. Öncelikle, bu tasarı kime, nasıl ve niye hizmet edecektir? Getirisi nedir, götürüsü nedir? Bunlarla ilgili doğru veriler elimizde mevcut değildir. Bu tasarı yalnızca siyasi hedefler amaçlanarak da yapılmamıştır. Afet Riski Yasası'na ve 2/B Yasası'na bağlı olarak rant ve ekonomik rantı da içeren bir düzenleme olarak gerçekleştirilmiştir.

Tasarıda yer alan geçici madde 1, tasfiye ve paylaştırmayı düzenlemektedir. Bu devir yapılırken kadın ve engelli çalışanların karşılaşacağı sorunlarla ilgili ne gibi önlemler alınmıştır veya alınacaktır? Geçici madde 1'in (d) fıkrasında "Bu fıkra kapsamında nakledilen personel bakımından nakil tarihinden önce doğmuş ve nakil tarihinde ödenmesi gereken borçlardan nakledilen kurum sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatına ilişkin hükümler saklıdır." denmektedir. Burada, alacaklı olan personelin durumu ne olacaktır? Zaten ödenekleri yetersiz olan, kapatılacak olan belde belediyelerinden alacaklı konumunda olan personel düşünülmekte midir? Bir yandan "Taşınır-taşınmaz alacak ve verecekleriyle devrediliyor." denilmekte, öte yandan, sorumluluk kabul edilmemektedir. Bu fıkra çok önemli sorunlara gebedir.

Bir sonraki (e) fıkrası da bunu öngörmekte, doğacak tereddütlerle ilgili adres olarak Devlet Personel Başkanlığını göstermektedir. Devredilecek personel toplu iş sözleşmesine dâhilse yine aynı hükümler içerisinde kalacaktır ama toplu iş sözleşmesi olmayanlar, bireysel iş sözleşmesi imzalayacaklardır. Buradan sormak lazım: Kapatılan belediye ve köylerde ne kadar personel çalışmakta ve bunların ne kadarı toplu iş sözleşmesine dâhil olmaktadır? Yani bireysel iş sözleşmesine geçiş, iş güvencesi açısından her türlü istismara ve keyfiyete açıktır.

Bu düşüncelerle araştırma önergemin kabul edilmesini teklif ediyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.