Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:44
Tarih:21/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MUSTAFA TUNCER (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kudüs kararı nedeniyle bu cesareti gösteren, bu olgunluğu gösteren Birleşmiş Milletler temsilcilerini canıgönülden tebrik ediyorum.

2018 yılı bütçe görüşmeleri kapsamında, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın "Gelir bütçesi" başlıklı 2'nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygılarımla selamlarım.

Haksız yere tutuklanan, hâlen de cezaevinde tutukluluğu devam eden İstanbul Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu'na sevgi ve selamlarımı göndererek konuşmama başlamak istiyorum.

Sayın Berberoğlu, bir an önce özgürlüğünüze kavuşup aramıza dönmenizi diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bir yılın daha sonuna geldik. 2017'den umudu olanların birçoğu, bu umutlarını 2018 yılına ertelemek zorunda kaldılar. 2018 yılına da yine, yüz binlerce atanamayan öğretmenle, sağlıkçıyla giriyoruz; aldığı maaşla ay sonunu getiremeyen emeklilerle, asgari ücretin yoksulluk sınırının dahi altında olduğu işçi kardeşlerimizle giriyoruz; kanuni hakkı olan yüzde 1'lik tarım desteğini alamayan ama mazotu yat sahibinden 2 kat pahalıya alan çiftçilerimizle giriyoruz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2018'de de bütçenin ana kaynağı vergi artışları ile zamlardan oluşacak. Bu sebeple 2018 yılından iyimserlik beklemek yine zor.

Değerli arkadaşlar, bir bütçenin bütçe gelirinin artırılması için vergilerin artırılması veya zam yapılması doğru bir yöntem değildir; doğrusu, katma değeri yüksek olan ve ihracata yönelik üretimler yapabilmektir yani üretmektir; ayrıca, gelirin iyi korunması ve çarçur edilmemesidir. Bu bağlamda, geliri artırabilecek örneklerle konuşmama devam etmek istiyorum.

Hepinizin bildiği üzere, ülkemiz tarımda kendi kendine yeten nadir ülkelerden biriydi. İlkokuldan başlayarak tüm okullarda da öğrencilere bu anlatılırdı. Şimdi ise tarımda en fazla ithalat yapan ülkeler arasında anılıyoruz. AKP iktidarıyla birlikte ülkemiz, buğdaydan mısıra, soyadan tütüne, canlı hayvandan kırmızı ete, nohuttan mercimeğe kadar neredeyse her tarım ürününü ithal etmekte ve çok ciddi bir dövizi sırf bu sebeple yurt dışına göndermekteyiz ve başka ülkelerin çiftçilerini zengin etmekteyiz. Şayet bu ürünleri kendi çiftçilerimizin üretmesini sağlayabilirsek dövizlerimiz de ülkemizde kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu'na göre, çiftçimize her yıl gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'i oranında destekleme yapılması devlete görev olarak yüklenmiştir. Bu oran yeterli mi değil mi tartışılır ama uygulamada nasıl uygulanıyor, bunu incelemek gerekiyor. 2007 yılından itibaren bugüne kadarki uygulamalara bakıldığında, yapılan desteğin yüzde 1'in yaklaşık yarısı kadar olduğudur. 2007 yılından bugüne kadar da çiftçilerimizin AKP iktidarından 102 milyar lira destek alacağı vardır. Hakkı olan desteği alamayan çiftçilerimiz mesleğini bırakmaya başlamış ve neticesinde, on beş, on altı yıl öncesinde yüzde 22'lerde olan tarımsal nüfus 2017'de yüzde 8'lere kadar gerilemiş, köyden kente göç ise artmıştır.

Aynı yanlış politikalara şimdi de hayvancılık üzerinde devam edilmektedir. "Eti ucuzlatacağız." diyerek et ithalatına başladınız. Yapılan bu hamle beklenen sonucu vermedi, et ucuzlamadı ama bu yanlış kararla ülkemiz hayvancılığını çok zor bir duruma soktunuz. Yanlış olan bu politikanız yüzünden, çok kısa bir sürede hayvan üreticileri de aynı çiftçilerimizin düştüğü duruma düşecekler, hayvan üreticileri de hızla üretimlerini durduracak, ülkede hayvancılık iyileştirilemeyecek bir yara alacak ve neticesinde, canlı hayvan ve et konusunda da tamamen dışarıya bağımlı bir ülke hâline geleceğiz.

Değerli milletvekilleri, her alanda büyümenin lokomotifi tarım ve tarıma dayalı sanayiyi geliştirmektir. Döviz harcamalarının azaltılması, Türkiye'nin elindeki dövizi dışarıya kaptırmaması için tarımsal üretimin artırılması hayati önem taşımaktadır. Tarımsal üretimi artırarak, ithalatı düşürerek dışarıya döviz aktarımını azaltabiliriz. Petrolde, elektronikte ve bazı ileri teknoloji gerektiren makine ve kimya ürünlerinde ithalatımız olabilir ve bundan kaynaklı dışarıya döviz aktarımı yapabiliriz ama tarımda yüksek ve sağlıklı üretim yaparak sağlanacak gelirle dışarıya döviz aktarımı dengelenebilir. Bunun yolu da tarımda büyüme ve tarım üreticilerinin ciddi biçimde desteklenmesinden geçer.

Değerli milletvekilleri, hazır kürsüye çıkmışken yerli otomobil projesinden bahsetmek istiyorum, Amasya adına da bir önerim olacak. Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürekli söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz, bir ülkenin halkıyla birlikte zenginleşmesinin yolu katma değeri yüksek üretimler yapmaktan geçer. Tarımı geliştireceğiz, hayvancılığı büyüteceğiz ama bunların yanında, marka değeri olan yeni ürünler geliştirip üreterek hem yurt içinde hem de yurt dışında önemli pazarlar elde edeceğiz. Bu bağlamda baktığınızda, yerli otomobil projesi önemli bir proje olarak görülmektedir. Şayet bu proje başarılabilirse ülkemiz millî geliri için önemli bir adım atılmış olacaktır. İşte, Amasya olarak bizler, yerli otomobilin Amasya Merzifon'da üretilmesine talibiz. Bunu söylerken de siz Merzifon'da üretilmesine karar verin, bizler bir şekilde diğer koşulları sağlarız demiyoruz. Gerek altyapısı gerek iş gücü gerekse coğrafi konum itibarıyla en uygun yerin Amasya ili Merzifon ilçesi olduğunu söylüyoruz. Şöyle ki: Yerli otomobil üretimi için en az 300 dönüm arazi olduğunu biliyoruz ve Merzifon Organize Sanayi Bölgesi'nde 430 dönümlük altyapısı tamamen bitmiş, yolları yapılmış bir bölgemizin "al kullan" şeklinde hazır olduğunu belirtmek isterim.

Yine, Merzifon ilçemiz, havaalanı olan dolayısıyla gelişin gidişin kolay olduğu, demir yolu ağına sadece 10 kilometre mesafede, uluslararası limana ise 100 kilometre mesafede bir ilçemizdir. Merzifon Organize Sanayi Bölgemizde bulunan birçok firma ihracat yapmakta olup bu firmalarımız, otomotiv sektöründe yan sanayi olarak birçok parça üretebilecek makine, ekipman, teknoloji ve tecrübeye de sahiptirler.

Yine, Merzifon ilçemiz, İstanbul ve Ankara'yı Karadeniz'e ve doğuya bağlayan bir kavşak üzerinde kuruludur. Sayın Cumhurbaşkanının "Yerli otomobil niçin Karadeniz'de üretilmesin?" sözü de dikkate alındığında, Amasyalılar olarak yerli otomobilin Merzifon'da üretilmesini öneriyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin önemli insani sorunlarından bir tanesi de emeklilikte yaşa takılanlar sorunudur. Çalışarak devlete katkı sağlayan ve prim gün sayısını dolduran emekçinin emekli olması en doğal hakkıdır fakat 1999 yılında çıkan bir yasa, sadece bu tarihten sonra işe giren vatandaşları değil, öncesinde çalışmaya başlamış ve emeklilik hakkı kazanmak için sadece prim gün sayısı eksik olan vatandaşlarımızı da etkilemiştir. Oysa bir kişi çalışmaya başlarken, kamu veya özel işvereniyle sözleşme yaparken o tarihte yürürlükte olan mevzuata uygun olarak çalışacağını taahhüt eder. Sadece devleti koruyacak ama çalışanın aleyhine olacak bir değişiklik sosyal hukuk devleti ilkesiyle de vicdanla da bağdaşmaz. Bu sebepten ötürü, mağduriyet yaşayanların bu mağduriyetlerinin giderilmesi ise hukuka ve vicdana uygun olacaktır. Yüce Meclisin bu amaçla verilen yasa tekliflerini bir an önce görüşerek oluşan mağduriyetleri gidermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ilimize ait bir başka mesele ise Taşova-Ayvacık kara yolunun hâlen bitirilememiş olmasıdır. Bu konuda geçen senelerde de konuşmuştum ama toplu iğne ucu kadar gelişme olmadı. Taşova ilçemiz, özellikle bu ilçemize bağlı Alpaslan, Çaydibi, Boraboy, Destek, Esençay, Uluköy, Ballıca, Dereli, Belevi, Andıran, Gürsu gibi köyler hem bölgenin hem de ülkenin önde gelen, meyve ve sebze yetiştiren önemli yöreleridir. Taşova ilçemiz ve köyleri yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri Karadeniz Bölgesi'ne, oradan da yurt içine ve yurt dışına gönderebilmek için çok uzun olan Amasya-Samsun kara yolunu kullanmaktadırlar oysa yolu yarıdan daha fazla kısaltan ve doğrudan limana ulaşmayı sağlayacak olan Taşova-Ayvacık yolu kullanılabilir duruma getirilirse hem üretici hem ilçeler halkı hem de ülke ekonomisi büyük kazanç sağlayacaktır. 2002 yılında iktidara geldiğinizde söz verilen, her sene programa alınan ancak bir türlü bitirilmeyen Taşova-Ayvacık kara yolunun 2018 yılında hizmete açılmasını ve verilen sözlerin tutulmasını istiyor ve bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 29 Kasım tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla doğal afet nedeniyle zarar gören çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan kredi borçlarının bir yıl ertelenmesine karar verilmiştir. Doğrusu ve yapılması gereken, bu borçların tamamen affedilmesidir ancak bir yıllık erteleme dahi çiftçiye biraz olsun nefes aldıracaktır. Peki, bu karar tarım kredi kooperatiflerince nasıl uygulanmaktadır? Sayın milletvekilleri, doğal afet yaşayan bir çiftçi kredi borcunun bir yıl süreyle ertelenmesi için tarım kredi kooperatifine başvuru yaptığında tarım kredi kooperatifi yetkilileri çiftçiye "TARSİM sigortası yaptırmış mıydın?" sorusunu sorarlar. "Eğer TARSİM'in varsa borcunu erteleriz, yoksa borcunu ödemek zorundasın." derler.

Sayın milletvekilleri, bir çiftçinin TARSİM sigortası varsa borcunu erteletmesine gerek var mıdır? Zaten doğal afet nedeniyle oluşan zararını sigortadan tahsil edecek ve kredi borcunu da ödeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA TUNCER (Devamla) - Hâl böyleyken çiftçiden TARSİM istemek işi yokuşa sürmektir. Bu yanlıştan vazgeçilmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)