Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 9'uncu Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:43
Tarih:20/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 9'uncu Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bizi ekranları başında izleyen büyük Türk milletine de saygılarımı sunuyorum.

Biraz Türk sporunu konuşacağız bugün. Tabii, Türk sporuyla hepimiz ilgileniyoruz. Bugün, Türkiye'de 80 milyon nüfustan belki de -bebekleri saymazsanız- 60 milyonun üstünde insan sporla ilgileniyor, en azından bir takım tutuyor hepimiz spor yapmasak da. Türk sporunun durumu vahim. Neden vahim? Bugün biraz bundan bahsetmek istiyorum, sonradan da belki hep beraber bir çözüm önerisi bulabiliriz.

Tabii, buraya gelen Adalet ve Kalkınma Partisindeki milletvekili arkadaşlarım yaptıkları icraatları anlatmak için hep 2002'den bahsediyorlar, 2002'den sonra şöyle oldu, böyle oldu. Tabii, bazıları da abartıyor, kendimiz oradan dinlerken sanki 2002'den önce bu Türkiye yokmuş, Türk sporu da yokmuş, hiçbir şey de yokmuş gibi bir hava esiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, doğru değil.

Biraz ben de bahsedeyim 2002'den öncesine ve sonrasına spor açısından. Tabii, 2002'den sonra Adalet ve Kalkınma Partisi bir şeyi çok iyi becerdi, hem de Avrupa düzeyinde, belki de dünya standartlarında becerdi. Nedir bu? Tesisleşme. Bugün futbol statlarına baktığımızda, bizim oynadığımız dönemleri bile kıyasladığımızda olağanüstü bir gelişme var. Gerçekten, yapılan statlar, tesisler olağanüstü; bütün konuşmaları yaparken, sporla ilgili bütün bu övgüleri konuşurken büyük ihtimalle Sayın Bakan da biraz sonra konuşmasında yaptığı tesisleri anlatacak, diyecek ki: "Şu kadar tesis yaptık, bu kadar vardı şu kadar oldu, sporcu sayımız -işte biraz evvel bir vekil arkadaşımız da söyledi- 800 binden 8 milyona çıktı." Bunların hepsi çok güzel veriler ama eğer sonunda başarı gelmiyorsa ve genel olarak, global olarak baktığımızda eğer Türk sporu ilerlemiyorsa bütün bunların çok büyük bir anlamı yok. Mesela 2002'den önce Türkiye'de değerli bir futbol takımımız, Galatasaray'ımız UEFA Kupası'nı aldı, arkasından Süper Kupa'yı aldı. 2002 Dünya Kupası'nda da Türk Millî Takımı'mız büyük bir gururla beraber dünya 3'üncüsü oldu, hepimiz hatırlıyoruz, 2002'nin herhâlde temmuz ayı falandı.

Şimdi, futbolda 2002 senesinde dünya 3'üncüsüyüz, geçen kasım ayında açıklanan sıralamada 42'nciyiz yani 3'üncülükten 42'nciliğe. Maçlar oynanmıyor şimdi, çok geri gidemeyiz ama maçlar başlasa belki -büyük ihtimalle- daha da geriye gideceğiz. Peki, nasıl oluyor bu kadar tesisleşme yapılmış, bu kadar imkân var, Türk ekonomisi de büyüdü gerçekten, veriler ortada -bu kadar imkân varken, bu kadar tesis varken- başarı neden geriye gidiyor, neden başarı yok? Biraz onlardan bahsedeceğim.

Şimdi -Türk sporunda, daha doğrusu- dünya ülkelerinin sporunu ölçerken olimpiyatlara bakılıyor. Bildiğiniz gibi birçok branşta olimpiyatlara katılınır ve ülkenin hâli ortaya çıkar. 2002'den sonraki yapılan üç olimpiyat da Türk olimpiyat tarihinin en kötü üç olimpiyatı Sayın Bakan, derece olarak. Aldığımız madalyaların da ciddi bir bölümü devşirme sporculardan. Şimdi, o zaman sormak lazım: Bu kadar imkân var, bu kadar paramız var, bu kadar tesisimiz var neden bu durumdayız?

Birinci nedeni: Her şeyi çok siyasallaştırdınız. Özellikle bu federasyon seçimlerinde seçimleri yaparken "Yakınlarımız olsun, bizim partililerimiz olsun, milletvekillerinin, bakanların akrabaları olsun." şeklinde yönetimleri yaparak Türk sporunun altına dinamiti koydunuz.

Şimdi, tabii, en çok popüler olan futboldan biraz bahsedeyim ben örnek olsun diye, en çok ilgi çeken spor dalı olduğu için. Ben burada birkaç defa konuşma yaptım Türk sporu için, Türk futbolu için. Buradaki vekil arkadaşlarımızla dışarıda, kuliste ne zaman otursak bana sordukları soru şu: "Bizim takımın hâli ne olacak? Şu takımın, bu takımın hâli ne olacak? Türk futbolunun hâli ne olacak?"

Ben burada aslında birkaç defa anlattım: Şimdi, bir Türkiye Futbol Federasyonu var. Futbol Federasyonu Başkanı hiçbir futbol maçına gidemiyor arkadaşlar, her gittiği yerde yuhalanıyor, şampiyon olan takıma kupasını vermeye gidemiyor. En son, geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanımız da Beşiktaş'ın bir maçına gitmişti, Futbol Federasyonu Başkanı yine yoktu orada.

Şimdi, neyi zorluyoruz anlamadım ben. Bir başarısızlık var, inanılmaz bir uçuruma giden bir Türk futbolu var, o adamları niye hâlâ orada tutuyorsunuz? Şimdi, bir de ben bunları söylerken de şöyle düşünmeyin ha: Saffet Sancaklı acaba birini mi istiyor Futbol Federasyonu Başkanı olsun veyahut da bir ekibi mi istiyor veya Milliyetçi Hareket Partilileri mi oraya istiyor? Hiç öyle bir şey istemiyor arkadaşlar. Ben Peygamber Efendimiz'in dediği "İşi ehline verin." sözünden çıkarak, onu istiyorum.

Ha, size de buradan bir şey daha söylüyorum: Şu andaki Futbol Federasyonu bitmiştir, çok fazla da duramazlar ama eğer bu adamlar gidip yerine aynı tarz adamlar gelecekse hiç değiştirmeyin; bırakın, Türk futbolu nasılsa uçurumdan düşmüş aşağı, düştüğü yerde devam etsin.

Şimdi, Türkiye bütçesi bu kadar büyümüş, bu kadar tesis yapılmış, futbol kulüplerine bu kadar para yatırılıyor... Birkaç tane istatistiki bilgi vereceğim, okuyacağım size buradan: Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un şu anda net borcu 7 milyar lira, eski parayla 7 katrilyon lira. Sadece bunların faizini ödeseler, yıllık yüzde 10 desek faizine 700 milyon lira yapar, yani 4 kulübe bölsek, işte 160, 170, 180'er milyon lira sadece faiz ödeyecekler. Bu kulüpler battı arkadaşlar.

Şu anda bu 1. Lig dediğimiz kulüplerden birkaç kulübün borcunu söylüyorum: Samsunspor 45 milyon, Eskişehirspor 197 milyon, Manisaspor 60 milyon, Gaziantepspor 113 milyon; bunlar sadece 1. Lig'de oynayanlar. 2. Lig'de Mersin İdmanyurdu 160 milyon, Karşıyaka Spor 54 milyon; amatör kümede Orduspor 84 milyon. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum: O kadar batmış ki her şey ama biz bu taraftan sadece milleti kandırarak, bu yapılan saçma sapan bazı spor programlarıyla, işte bazı görüntülerle Türk futbolunun çok iyi durumda olduğunu anlatıyoruz.

Arkadaşlar, şu anda Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzon dâhil 2. Lig'e düşmesi lazım "mali fair play"den dolayı.

Avrupa'da 6'ncı ligiz para olarak. En son ihalede, biliyorsunuz, yıllık 600 milyon dolar sadece yayın geliri var ama şu anda takımların 2. Lig'e düşmesi lazım bu mali verilerden dolayı. Niye düşürmüyorlar? Koskoca Türkiye Ligi, koskoca büyük takımlar; Avrupa'nın 6'ncı ligi para olarak, imkân olarak, statü olarak. Nasıl olacak? Bak, bir gün gelecek -çok uzun değil ha- bu takımlar küme düşecek.

Şimdi, hatırlarsınız, bu son beş yılda 7 futbol takımımız on dört yıl men cezası aldı Avrupa kupalarından. Cezalar şöyle geliyor: Avrupa kupalarından men, para cezası, puan silme cezası, sonra küme düşme cezası. Şu anda puanı silinen takımlar var: Mesela 1. Lig'den Balıkesirspor'un 3 puanı, Eskişehirspor'un 3 puanı, Manisaspor'un 9 puanı, Gaziantepspor'un 3 puanı; 2. Lig'den Bucaspor'un 3 puanı, Kocaeli Birlikspor'un 3 puanı, Mersin İdmanyurdu'nun 9 puanı, Karşıyaka'nın 6 puanı, Orduspor'un 12 puanı silinmiş.

Şimdi, bütün bunlar varken bu Futbol Federasyonu ne iş yapar Sayın Bakan? Birisi bir anlatsın ya. Türk futbolu uçurumun dibine gitmiş artık, biz hâlâ böyle sanal şeylerden bahsediyoruz. Allah'tan bu sene Beşiktaş Futbol Takımı Avrupa kupalarında olağanüstü bir çaba sarf ediyor, olağanüstü bir başarı gösteriyor da biraz tutunuyoruz.

Artık Millî Takım'ımızın maçlarını seyreden kaç kişi var? Millî Takım'ın durumu ortada, skandallar ortada. En son, birkaç ay önce Ampute Millî Takımı -Allah razı olsun- Avrupa Şampiyonu oldu da bir sevindik. Şampiyon olmadan önce Türkiye'nin yüzde 90'ı "ampute"nin ne olduğunu bilmiyordu.

Şimdi, tabii, ne yapmak lazım? Ya bu çökmüş sistemi kenara atacağız, adam gibi bir sistem kurulacak... Bu sistem de nedir? FIFA ve UEFA kurallarında, Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde -işte, Almanya'da, İspanya'da, Fransa'da- nasıl bir sistem kurulduysa getirip o sistemi kuracağız. İsimler hiç önemli değil. Bu kadar milletvekili var burada. Sayın Bakan, Spor Bakanısınız, ben de eski Millî Takım futbolcusuyum. Bana "dünyanın en büyük kulübü" dediğimiz işte Manchester, Barcelona, Real Madrid kulüp başkanlarının bir tanesinin ismini söylesin birisi burada veya Almanya Futbol Federasyonu Başkanının ismini. Arkadaşlar, sistemi kurmuşlar, isim önemli değil.

Türkiye'de çok mutlu olacak şeyimiz kalmadı. Ülke büyük saldırı içerisinde, her taraftan saldırıyorlar bize. Bu insanlar mutsuz, bir sürü derdimiz var. Bir nebze olsun sporla, özellikle futbolla insanları mutlu edebiliriz ama doğruyu yapmak şartıyla.

Mesela, bir futbol kulüpleri yasası var yedi yıldır bekleyen. Sizden önceki Sayın Bakan da 2017 Nisanında yaptığı bir konuşmasında "Lig bitene kadar bu yasa çıkacak." Yasa bir türlü çıkmıyor, büyük ihtimalle siz de böyle devam ederseniz çıkaramayacaksınız. Nedeni de şu: Güzel hazırlanmış bir yasa, gerçi dar bir çerçevede, dar insanların hazırladığı bir yasa ama olsun ona da razıyız şimdilik. Yasanın bir maddesi şöyle diyor: "Futbol kulüpleri, yönetenler, kulüp başkanları ve yöneticiler bulundukları dönemdeki borçlardan kişisel olarak sorumludur." Sadece maddenin bir tanesi. O madde bile çok şeyi değiştirilebilecek Türk futbolunda. O zaman bakalım bu borçlar olacak mı? Bu kulüpleri yönetirken böyle babalarının çiftliği gibi mi yönetecekler? Hepsi holding patronu, holdingleri almış başını gidiyor, kulüplerin mali yapısı ortada. Kötü bir haberim var size, çok yakında büyükleri bile Süper Lig'de seyredemeyebiliriz. Bu yasa çok önemli, bir an önce geçmeli.

İkinci bir konu: İşte, bu yabancılardan bahsediyoruz, Millî Takım'da oyuncu yok. Biz alt liglerde ne yapıyoruz? Alt liglerde, özellikle 2. ve 3. Lig'de bir problem var Sayın Bakanım, sizin de haberiniz var bu konuda. Bu anlattıklarımın zaten büyük bölümü şahsınızla alakalı değil çünkü yeni Bakan oldunuz, inşallah bunları düzelteceksiniz ama neticede AK PARTİ iktidarlarıyla gelmiş olan bir gelenek var.

Bu 2. ve 3. Lig takımları var, bunlar altyapı sayılıyor. Oradan oyuncular gelecek Süper Lig'e, top oynayacak, oradan Millî Takım'a gidecek. Kulüplerin gelirini söylüyorum 2. ve 3. Lig'in gelirlerini, net gelirlerini, lütfen iyi dinleyin. 3. Lig takımının geliri 1 milyon 400 bin lira; bunun 770 bini Futbol Federasyonu'ndan 630 bini Spor Toto'dan. 2. Lig takımında biraz fazla, federasyondan 830 bin, Spor Toto'dan 945 bin yani 1,5 milyon lira gelirleri var. Peki, giderleri kaç bunların? Minimum 4 milyon, maksimum 15 milyon TL. Bu 15 milyon TL'yi harcayanların hepsi belediye takımları, belediye destekli ve bunların aşağı yukarı yüzde 99'u da iktidar partisinin belediyeleri, destekliyorlar. Evet, desteklesinler, önemli değil ama desteklerken de 1908'de kurulmuş Vefa, Beylerbeyi, Beykoz Takımları amatör kümedeyken beş sene önce kurulmuş Başakşehir Spor da Avrupa kupalarında oynuyor, bunda da bir anormallik var.

Şimdi, tabii, ne yaptınız? Bunlara gelen bu paralar var, işte, söyledim size burada, Spor Toto'dan gelen 3. Lig'e 630 bin, 2. Lig'e de 945 bin. Ligin beşinci, altıncı haftası Spor Toto Genel Müdürü diyor ki: "Tasarrufa gidiyoruz, bu paraların da yüzde 50'sini kestik." "Ya, nasıl kesersiniz? Biz transferimizi ona göre yaptık, harcamalarımızı ona göre yapıyoruz." diyorlar. "Vallahi, Spor Bakanlığımızın bütçesinde kısıtlama var, tasarrufa gidiyoruz." "Ya, siz tasarrufa gidiyorsunuz da biz zaten yetişemiyoruz. Biz kulüplerin kapısına kilit vuracağız." diyorlar.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Doğru değil bu.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Sayın Bakan, ben anlatayım, doğru olmadığını siz burada söylersiniz. Ben bunları bizzat muhataplarıyla toplantı yaparak gözlemliyorum, yoksa kafamdan uydurmuyorum.

Sonradan bu arkadaşlarımız geliyorlar, işte, Spor Toto Genel Müdürüyle görüşüyorlar herhâlde, onunla görüşüyorlar, bununla görüşüyorlar, bir türlü çözüm bulunamıyor, diyorlar ki: "Ya, biz, Ankara'da bir toplanalım, bununla ilgili bir toplantı yapalım, problemi çözelim aramızda." Bunlar kaç kişiler, bu söylediğim, saydığım takımlar? Çok çarpıcı sayılar: Süper Lig ve 1. Lig'de 36 takım var, 2. ve 3. Lig'in toplam sayısı 90 takım. 3.700 civarında profesyonel futbolcu var Türkiye profesyonel liglerinde, bu benim bahsettiğim 2. ve 3. Lig'de 2.700; yani aşağı yukarı belki yüzde 70'i. Bu 90 tane kulübün 45 tanesi şehir kulübü. Bu şehirlerin nüfuslarının hepsini topladığınızda 35 milyon kişiden bahsediyoruz. Bunlar sıkıntıda, belediye desteği olmayan kulüpler kapısına kilit vuracaklar. Bunlar da diyorlar ki: "Hadi gel, Ankara'da bir toplanalım, bununla ilgili bir toplantı yapalım. Bunu nasıl çözelim?" Futbol Federasyonu Başkanı, her işi çözen, büyük düşünür, büyük futbol adamı Yıldırım Bey diyor ki: "Gel, bir görüşelim seninle." Çağırıyor, "Bak, sakın böyle bir toplantı yapmayın, Hükûmete karşı isyan olarak algılanır." diyor. Bak, bak, şimdi, adamların düştüğü duruma bak, Futbol Federasyonu... Sana ne? Ne Hükûmete karşı isyanı? Bu adamlar zor durumda zaten, toplantı yapacaklar, gelip burada bir bildiri yayınlayacaklar ve kamuoyuna duyuracaklar, bundan daha doğal bir şey var mı? Yok "Hükûmete karşı bu isyan sayılır, gelin ben size ödenek ayıracağım, lütfen bu konuyu kapat." Ya, böyle bir anlayış olur mu? Ya, bu adamların derdi var, bu adamların derdinin çözülmesi lazım. Bunların derdi nasıl çözülecek? Bir iki not aldım. Yani bunlar da şey ha, kanserli hastaya ağrı kesici vereceğiz.

Bir: Bu İddaa oranlarında beş yıldır aynı para ödeniyor bunlara. İşte, dış sahada kazanırsa 65 bin, iç sahada kazanırsa 55 bin, beraberliğe 45 bin, mağlubiyete de 35 bin. Beş yıldır aynı para ödeniyor bunlara. Lütfen, bu İddaa'daki para oranlarında -beş yıl öncesindeki dolar kaç paraydı, şimdi kaç para- ona göre bir düzenleme yapılıp bunların gelirinin artırılması lazım.

Bir de yayın gelirinden on üç yıldır 1 kuruş para gitmiyor. Aslında 2. ve 3. Liglere, oraya gitmesi gereken para yüzde 35 civarında. Eğer bu yayın gelirlerinden oraya biz para aktarmazsak bu kulüpler kilit vuracaklar kapılarına. Mesela İngiltere'de nedir bu oran? Yayın gelirinden alt liglere yüzde 20 veriliyor, Almanya'da yüzde 20, İspanya'da yüzde 18. Şimdi, bir, biz bu yayın gelirinden bunlara para ödememiz lazım. Bir de çok önemli bir şey söylüyorum: Bu 2. ve 3. Lig takımı maçlarını lütfen TRT yayınlasın Sayın Bakanım. Televizyonlarda programlar yapılıyor altışar saat, beşer saat, dörder saat. Tam bilmiyorum TRT'de kaç tane kanal var ama bayağı bir kanal var. TRT herhâlde Sayın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'a bağlı. Lütfen, bu konuda bir müdahale edin. Eğer bunların maçları, 2. ve 3. Liglerin maçları televizyonlarda yayınlanırsa bu, kulüplere nasıl bir nefes olur? O zaman sponsorlar bunlara sponsor olmak ister, saha içi ve forma reklamı için gelirler ve bunlar biraz olsun nefes alırlar. Sizden özellikle bunu rica ediyorum.

Bir de bu 3. Lig'de oyuncuların askerlik problemi var. Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig profesyonel, askerliğini öteleyebiliyor, bu çocuklar 3. Lig de profesyonel olmasına rağmen öteleyemiyor. Bunun da sayısı oldukça fazla. Bu çocuklar futbol kulüplerinden eziyet görüyorlar. Alacağı var, diyor ki: "Paramı ver." "Buraya imza at alacağım yoktur diye, yoksa seni askeriyeye bildiririm." diyor. Evlenip boşanan çocuklar var, eşleri bunları boşadı. Tatile gidiyorlar, başka bir kimlikle otelde kalıyorlar. Sizden rica ediyorum, bunu da sizinle daha önce görüştük, bu konuya siz de çok sıcak bakıyorsunuz. Sayın Savunma Bakanımızla bir görüşüp, lütfen bu konuyu gündeme getirip halledelim.

Bir konu daha var burada, daha önce de bahsetmiştim, bu BESYO atamalarıyla ilgili: Şimdi, bu beden eğitimi ve spor yüksekokullarını bitirip şu anda boşta olan 50 bin civarında çocuk var. Bunların hepsi sporcu yetiştirecek, yöneticilik yapacak ve Türk gençliğini, Türk sporunu ön plana çıkarabilecek arkadaşlar. Büyük ihtimalle, tabii, Spor Bakanlığında bu kadar yer de olmayabilir, bu kadar kadro da olmayabilir ama bu çocuklara bizim bir çare bulmamız lazım. Bunlar sağlıklı bedenler, sağlıklı beyinler. Bunlar gitmişler, okulu bitirmişler, çıkmışlar, şu anda amelelik yapan var, simit satan var veya bilmem nerede bir şey yapan var. Bunlar Türk gençliğini ileriye götürecek, olimpiyatlarda aldığımız bu kötü dereceleri belki artıya çevirebilecek vatansever kardeşlerimiz. Lütfen -bunlarla ilgili de sadece Spor Bakanlığı olmayabilir- hep beraber bunlara bir çözüm bulalım.

Bunun dışında önemli bir konu var: Yasa dışı bahis. Şimdi, bu yasa dışı bahisle ilgili önümde bir iki tane veri var. 2003 senesinde aşağı yukarı 2 milyar dolara yakın Türkiye'den para çıkıyordu yurt dışına, bizde bahis yoktu, bu internet sitelerinden. Devlet de dedi ki: "Bunu biz kontrol altına alalım." ve "İddaa" diye bir şey kurduk; tamam, bir problem yok fakat verilere baktığımızda bu İddaa ne iş yapar, onu merak ediyorum. 2003 senesinde 2 milyar dolarlık yasa dışı bahis oynanırken İddaa kurulduktan sonra, 2017'de 15 milyar dolara çıkmış. 2003'te bu İddaa bayileri kurulduğunda 1.100 tane bayi açıldı. O zaman bana gelip birçok kişi "Ne olur araya gir de bu Spor Bakanlığından ben de bir tane bayilik alayım." diyordu, bunun için millet birbirine neredeyse silah çekiyordu. Ama ne olduysa 2013'ten bu yana özellikle, yaklaşık, 1.350 tane bayi kepenk kapatmış. 2015'te 490, 2016'da 360 bayilik iptal edilmiş. Şu anda da Spor Toto'nun elinde 1.200 tane makine var, bunu da kimseye veremiyor. Nedeni ne biliyor musunuz? Doğru dürüst yönetilemiyor.

Şimdi, İddaa oranlarına bakıyorsunuz, bir de yasa dışı iddia oranlarına bakıyorsunuz, aralarında uçurum var. İddaa'ya bakıyorsunuz, 3-4 maç oynamazsan oynayamıyorsun, bunun gibi birçok uygulama var, oranlar günübirlik değişiyor. Bu sefer insanlar normal bahis oynamıyor, gidiyor, nasılsa internetten yasa dışı bahsi oynayabiliyor. Hep kasaya, hep kasaya yöntemiyle yönetiyorsunuz bu İddaa'yı. Eğer buna böyle devam ederseniz, bir tane İddaa bayisi kalmayacak Türkiye'de. Bu 15 milyar dolar... Yani 2 milyar dolar bayiler açılmadan önce yasa dışı bahis varken şimdi 15 milyar dolara çıktıysa, bundan sonra çok yakın bir zamanda açacak bayi bulamayacaksınız. Lütfen buna da müdahale edin.

Tabii, çok konu var. Deveye sormuşlar: "Boynun neden eğri?" Demiş ki: "Nerem düz ki nereyi anlatayım sana."

Şimdi, burada iki tane de özel isteğim var, Sayın Bakanım sizinle de konuştuk. Bir tanesi: Biz eski millî futbolcular... Adam 20 defa, 30 defa, 50 defa, 80 defa İstiklal Marşı'nı okutmuş yurt dışında, futbol hayatı bitmiş... Ben milletvekili olmasam... Diyelim ki 3. Lig'de bir maça gideceğim, Alibeyköyspor-Yeşildirek Spor maçına, ben milletle kuyruğa giriyorum, bilet alıyorum ve içeriye öyle giriyorum. Benim gibi çok yok, toplasan belki Türkiye'de 50-100 kişi. Sizden şunu rica ediyorum: Bu arkadaşlarımdan hiçbiri bilet parasından kaçınmıyor ama ben 50 defa İstiklal Marşı'nı okuttuysam yurt içinde, yurt dışında, futboldan sonra da bir değer verilmesini istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Bir serbest giriş kartı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Belli bir millî sayısını ayarlayalım -neyse o sayı- onun üstündekilere serbest giriş kartı verelim. Ben 15 yaşında genç takımda oynarken amatör kümede, benim serbest giriş kartım vardı.

BAŞKAN - Sayın Sancaklı, süreniz doldu. Bir dakikada toparlar mısınız rica etsem.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - İki dakika...

BAŞKAN - Veremeyeceğim, bir dakikada toparlayın.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Sayın Bakana hiç sataşmadım daha.

BAŞKAN - Yirmi dakikadır konuşuyorsunuz Sayın Sancaklı.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Yok, hiç sataşmadım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Eski takım arkadaşım.

BAŞKAN - Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - İkinci bir konu da Sayın Bakan -bunu da sizinle konuştuk- biz milletvekilleri maça giderken Spor Bakanlığına yazı yazıyoruz. Siz sağ olun, hiç kimseyi kırmıyorsunuz, herkese imza atıyorsunuz ama bu bizim gücümüze gidiyor, bunu da sizinle konuştuk niye böyle oluyor diye. Dediniz ki: "Yeterli koltuk sayımız yok, ona göre ayarlama yapıyoruz." Ama benim şahsen çok gücüme gidiyor. Yardımcımı arıyorum, diyorum ki: "Spor Bakanlığına yazı yaz." Haber bekliyoruz bakan imzalayacak mı imzalamayacak mı gideceğim maçı diye. Onun için lütfen bu uygulamaya bir son verin, bunu illere bırakın, il müdürlüklerine, onlar hallederler.

Şimdi, bütün bunları anlattım, anlattım, daha çok şey var. Ben Sayın Bakanımızı tanıyorum, benim eski arkadaşım -hâlâ da arkadaşım yani eski arkadaşım derken- bu problemleri kim çözecek Sayın Bakan? Bu Anadolu çocuklarının bu problemlerini kim çözecek?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Biz çözeceğiz.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Sen çözmeyeceksin, ben çözmeyeceğim, bu Meclis çözmeyecek, kim çözecek bunların problemlerini?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Biz çözdük ve çözmeye devam edeceğiz.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Evelallah, Sayın Bakanımız da burada.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) - Saffet Başkan, biz arkadaş değil miyiz?

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Tabii ki arkadaşız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Biz bu problemleri hep beraber çözeceğiz arkadaşlar.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hep beraber çözdük, çözmeye devam edeceğiz.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Hep beraber biz buradayız, Milliyetçi Hareket Partisi olarak buradayız, ne lazımsa buradayız. Ben de bu Meclisin tek millî sporcusu olarak buradayım. Ne yardım gerekiyorsa da yapmaya hazırız.

Beni dinlediğiniz için de teşekkür ediyorum.

Bütçemiz hayırlı olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sancaklı.