Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 7'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:41
Tarih:18/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 7'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MARKAR ESEYAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve kıymetli vatandaşlarımız; 2018 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kanunların anası, meclislerin temel faaliyeti olan bütçe görüşmelerimizin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Bütçe denince akla ekonomik büyüklükler geliyor olsa da bir ülkenin ekonomik sıhhati, çok çeşitli ve kritik alanlarda temel etkilere sahiptir. Sizlerin de bildiği gibi, Osmanlı Devleti, son dönemlerinde ekonomik güçsüzlüğün bahsedilen bu diğer alanlara olumsuz etkisiyle çözülme dönemine girmişti. 1838 yılında büyük ülkelerle yapılan ticaret anlaşmalarının getirdiği teslimiyetle, İdris Küçükömer'in tabiriyle devlet bir tarihsel kapana sokulmuştur. Aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün erken cumhuriyet döneminde yapmaya çalıştığı sanayi ve millî ekonomi hamleleri de merhum Adnan Menderes'in zenginliği tabana yayma gayretleri de yine merhum Turgut Özal'ın Türkiye'yi dünyaya açma girişimleri de bu güçsüzlüğü giderme amaçlıydı. Bu konuda emek veren tüm siyasileri burada rahmetle anıyoruz.

İşte AK PARTİ de iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren kendisini bu ekolün devamı olarak görmüş ve ekonomiye azami özen göstermiştir. Şubat 2000 krizinin yıkıcı etkilerini yaşayan bir ekonomiyi devralan AK PARTİ, yapısal reformlar, sıkı para politikası ve bütçe disipliniyle son on altı yılda ülke ekonomisini her alanda 3'e katlamıştır. AK PARTİ'nin seçim başarılarının altında yatan temel etken, ekonomi yönetimindeki bu başarıdır. Hâl böyle olunca eğitimden sağlığa, büyük altyapı yatırımlarından savunma sanayisindeki başarılara kadar birçok kritik alana önemli kaynak aktarımları mümkün olabilmiştir. Türkiye, tarihsel kapanı hızla kırmaya başlamış, IMF'yle olan borç ilişkisini sonlandırmıştır. AK PARTİ'den önce bütçenin yarısını borç faizine ayıran, topladığı her 100 liralık verginin 86 lirasını borca harcayan Türkiye, bu oranları dramatik bir şekilde aşağıya çekmiştir. Buradan artırılan kaynak, vatandaşlarımızın ihtiyacı olan alanlara kaydırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, geçenlerde üçüncü çeyrek büyüme oranı açıklandı. Yüzde 11,1'lik bu oran bir dünya rekoruydu ve çoğumuzu gururlandırdı. Ne yazık ki bazı çevreler sanki Türkiye yüzde 11 büyümemiş de kendileri yüzde 11 küçülmüş gibi davrandılar. Bu büyümenin vatandaşa yansımadığını, baz etkisinden meydana geldiğini ifade ettiler. Tabii, her görüşe saygı duyuyoruz ancak bu değerlendirmelerin olgusal olmadığı, siyasi olduğu gözükmektedir. Çünkü kalemlere bakıldığında, üçüncü çeyrekte sanayi üretimi yüzde 13,7; konut satışı yüzde 23,4; otomotiv satışı yüzde 15; turizmdeki artış yüzde 38,1; beyaz eşya satışı yüzde 16,4 -burası çok önemli- makine ve teçhizat yatırımları yüzde 15,3 artmıştır. Yani birçok kalemdeki artış, yüzde 11,1'lik büyüme oranının üzerinde seyretmiştir. Gezi'de, 17-25 Aralıkta, 6-7 Ekim pogromunda, 15 Temmuzda kaybedilen kaynaklar göz önüne alındığında, bu risklerin gerçekleşmemiş olması hâlinde ülkemizin bugün ne durumda olacağının takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

Âdeta yedi düvele karşı mücadele verdiğimiz, küresel anlamda bir altüst oluştan geçtiğimiz bu özel zamanlarda uğraştığımız problemlerin, Türkiye'nin iç meselelerinden ziyade, küresel süreçlerden, son Kudüs kararında ve Suriye iç savaşında olduğu gibi dışsal nedenlerden kaynaklandığı unutulmamalıdır. Türkiye, bu zor zamanlarda çok iyi yönetilmektedir ancak daha da iyi yönetilebilmesi için içeride birlik ve beraberliğin önemi tartışılmazdır. Bu açıdan, demokrasimiz için bir olmazsa olmaz olan ana muhalefet partisinin daha sorumlu ve daha pozitif katkı yapan bir siyaseti, Türkiye'nin en önemli eksiklerinden birisidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Suriye, Irak, Arakan ve Filistin konusunda yine dünyada mazlumun hakkını ve davasını savunan en güçlü ses olmuştur. Suriye ve Irak'ın bölünmesine, buralarda terör devletçikleri kurulmasına müsaade edilmeyeceği gibi, Kudüs gibi bir ortak kutsiyetin yağmalanmasına da göz yumulmayacaktır. Kudüs, 3 semavi dinin de, insanlığın da ortak bir değeridir. İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi'nde bu gerçekler ve kararlılık en üst seviyede yankı bulmuştur. İşte, Türkiye, kendi içinde, ekonomisinde ve siyasetinde güçlü olduğunda, şer oyunlarını bozmak, dünyaya daha iyimser bir gelecek için ümit vermek mümkün olmaktadır. Türkiye, tüm mazlumların sığınağı büyük bir devlettir; milletiyle büyüktür, tarihiyle büyüktür, şehitleriyle büyüktür. Dünyanın geleceği, Türkiye olmadan çizilemeyecektir.

Sözlerime son verirken tüm Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyor ve teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eseyan.