Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 4'üncü Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:38
Tarih:15/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 4'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığının 2018 yılı merkezî bütçesi için partim Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kalkınma, ekonomik açıdan büyümenin yanı sıra, aynı zamanda refah seviyesiyle ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Eğitim kalitesi, sağlık hizmetlerine ulaşım, iş imkânları, gelir seviyesi, donatı alanları yani çevresel etmenler doğrudan kalkınmayla ilgilidir. Bu yüzden, bir ülkenin gelişmişlik göstergesini yalnızca ekonomik büyümeyle ve verilerle açıklamak yeterli değildir. Birleşmiş Milletler, bu anlamda, ülkelerin gelişmişlik düzeyini ölçmek üzere bir araç geliştirmiştir. Nedir bu araç değerli milletvekilleri? İnsani Gelişme Endeksi. İnsani Gelişme Endeksi her biri alt endeksi olmak üzere 3 bileşenden oluşmaktadır; sağlık, eğitim ve gelir.

Birleşmiş Milletler, ülkelerin gelişmişlik düzeyini ölçmek için 1990 yılından bu yana insani gelişme raporu yayımlamaktadır. Son yayımlanan raporda 188 ülke yer almıştır bu listede. Türkiye yıllar içinde eğitim, sağlık ve gelir düzeyinde bir iyileşme göstermiştir ancak dünya sıralamasına baktığımızda yeri 1995 yılından farklı değildir, 188 ülke arasında 71'inci sıradayız. Ne yazık ki yirmi yılda ancak yerimizi koruyabilmişiz ve ancak bunu başarabilmişiz. Diğer alanlarda da durum iç açıcı değil. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 113 ülke içerisinde 100'üncü sıradayız. Basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 155'inci sırasındayız. Dünya Barış Endeksi'nde 163 ülke içerisinde 146'ncı sıradayız. Hukukun üstünlüğü olmadan, basın özgürlüğü olmadan, barış olmadan kalkınma olur mu değerli milletvekilleri? Kalkınma Bakanlığının temel görevi, ülkemizin doğal ve beşerî, iktisadi her türlü kaynak ve imkânlarını tespit ederek takip edilecek iktisadi, sosyal ve kültürel politika ve hedeflerin belirlenmesidir. Peki, Kalkınma Bakanlığı bu hedeflerin neresindedir? Ülkenin en büyük gelir kalemini vergiler oluşturmaktadır. Orta ve uzun vadeli programların hiçbirisini maalesef tutturamıyoruz. Bu plansızlık dönüp dolaşıp halka ödettirilmektedir. Etkin işleyen bir iş gücü piyasası yıllardır oluşturulamamaktadır. Yüksek katma değerli ürün üretemez durumdayız. Yüksek teknolojili ürün ihracatımız son on beş yılda yüzde 6 seviyelerinden yüzde 3 seviyelerine gerilemiş, katma değeri yüksek ürün üretemez duruma gelmişiz. Yani on beş yıldır iktidarda olan bir AK PARTİ olarak kendi hedeflediğiniz programları bile tutturamadığınızın bilincinde misiniz veya bu bilgiler size ulaşıyor mu?

Değerli milletvekilleri, beşerî sermaye ülkemizden kaçıyor. Bu ülkenin gençleri, hayalleri olan insanları, fikri olan insanları birer birer ülkeyi terk etmektedir. Üniversitelerin içi boşaltılıyor, bilim üretemez hâle getiriliyor. Bu şekilde kalkınma olur mu? Beşerî sermaye olmadan, fikir olmadan, hayal kurmadan beşerî sermaye gelişir mi? Kalkınma olur mu? Kalkınma neyle oluyor? Elbette ki üretimle oluyor. Üretimi kim yapar? İşçiler, emekçiler yapıyor. İşçilerimizin durumu içler acısı. Güvencesiz çalışma koşullarında, sömürü düzeni içerisinde her gün onlarca işçi maalesef yaşamını kaybetmektedir. Geçtiğimiz kasım ayında en az 170, yılın ilk on bir ayında ise en az 1.851 işçi yaşamını maalesef kaybetmiştir. Bu şekilde kalkınma olmaz. İşçisinin güvenliğini sağlayamayan, açlık sınırlarında ücret veren bir ülke maalesef kalkınamaz.

AK PARTİ iktidara geldiğinde nüfusun yüzde 1'i servetin yüzde 38'ine sahipken şu anda yüzde 60'ına sahip arkadaşlar. Sermaye sahipleri, müteahhitler, patronlar kalkınmış olabilir ama işçi, memur, öğretmen, öğrenci, ev kadını, esnaf ne yazık ki kalkınamıyor.

Kalkınmadan bahsederken bölgesel eşitsizlikler hakkında da birkaç şey söylemek istiyorum değerli milletvekilleri.

AK PARTİ iktidara geldiğinde Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ne durumdaysa şimdi de aynı durumda, hatta bazı bölgelerimiz daha da kötüleşmiş durumdadır. Kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak, yerel potansiyeli harekete geçirmek, bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak amacıyla kalkınma ajansları kuruldu. Bunlara ciddi de kaynaklar ayrılmaktadır ama ajansların bir stratejik planı yok. Bakın, bunu ben demiyorum, Sayıştay denetim raporunda söyleniyor bu hususlar: 26 adet kalkınma ajansının 13'ünün stratejik planı yok. Planlama yapmadan, strateji oluşturmadan nasıl kalkınma olacak? Bu ajanslarda çalışan insanlar yeteneksizler mi? Neden strateji planları oluşturulmuyor? Bakanlık olarak bu ajanslar ne sıklıkla denetleniyor? Kalkınma ajanslarının görevini yapması gerekmiyor mu değerli milletvekilleri?

TÜİK 2004-2014 yılları arasına dair bölgesel milli gelir vergisi istatistiklerini açıkladı biliyorsunuz. İstanbul ve Marmara Bölgesi'nin millî gelirdeki payı yükselmeye devam ediyor. Buna karşın, İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi'nin millî gelire katkısı düşmektedir. Yine, Ankara'nın millî gelire katkısı düşmektedir. Yine, tarım ve turizm bölgesi olan Antalya ve çevresinin millî gelire katkısı azalmaktadır. Karadeniz şeridini oluşturan 18 ilin millî gelire katkısı yine gerilemiştir. Doğu ve güneydoğudaki 21 ilin millî gelire katkısı 2004'te yüzde 6,9 iken 2014'te ancak yüzde 7,1'e yükselmiştir. Şimdi, bu veriler ışığında kalkınmanın yeterli seviyede olduğunu söyleyebilir miyiz? İstanbul ve Marmara Bölgesi dışında kalkınmadan bahsedebilir miyiz?

Değerli milletvekilleri, eğitim, sağlık, gelir seviyesi, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, kalkınmayla aslında doğrudan ilişkilidir. Kalkınmayla ilişkili bir diğer şey de kültürel ve doğal zenginliklerdir. On beş yıllık AK PARTİ iktidarı "kalkınma" adı altında bu ülkenin doğal kaynaklarını ve kültür zenginliklerini yok etmektedir. Hasankeyf bunun en önemli örneklerinden birisidir. Bildiğiniz gibi Almanya, Avusturya ve İsviçre sosyal, kültürel ve çevresel etkileri nedeniyle projeye desteklerini geri çektiler. Bizler ise ömrü yüz yıl bile olmayan bir baraj için maalesef on iki bin yıllık bir kültürel mirası yok etme kararı aldık. Kültür olmadan, tarih olmadan kalkınma olamaz değerli milletvekilleri.

Yeşil Yol Projesi de aynı. Turizm ve kalkınma için doğayı tahrip etmeyen, ekolojik sisteme zarar vermeyen projeler üretmek zorundayız. Bakın, Karadeniz Sahil Yolu Projesi'nin olumsuz etkilerini kısa zamanda yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Set görevi gören yol nedeniyle dereler, çaylar, nehirler maalesef denizlerle buluşamıyor. Yaşanan her sel felaketi can alıyor, ekosistem zarar görüyor, binlerce canlı hayatını kaybediyor. Siz su ayırma ve su birleştirme çizgilerini doğada yok ederseniz bu tür felaketlerle karşı karşıya olunacağını bilmek zorundasınız. Doğa ve ekolojik duyarlılık olmadan kalkınma olur mu? Elbette ki olmaz.

Son olarak, Türkiye İstatistik Kurumuna yönelik birkaç şeyi de söylemek istiyorum değerli milletvekilleri. Sizlerin de bildiği gibi, istatistiki veriler geçmişi anlamanın, bugünü yönetmenin ve geleceği planlamanın en önemli sayısal anahtarlarıdır. Geleceğin sağlıklı bir biçimde planlanabilmesi, etkin politikaların oluşturulabilmesi için Türkiye İstatistik Kurumu çok önemli bir yerde durmaktadır. Ancak, ne yazık ki diğer alanlarda olduğu gibi bu güzide kurumumuz da siyasal iktidarın baskısından dolayı doğru çalıştırılmamaktadır. Âdeta Hükûmete yönelik eleştirilerde bir tampon vazifesi görmektedir bu kurum.

Bakın, iktisat uzmanı Korkut Boratav Hoca aynen şunları söylüyor, size aktarayım: "TÜİK'in yeni millî gelir hesapları arızalıdır, güvenilmez öğeler içermektedir, olduğu gibi kullanılması sakıncalıdır. Daha sonra, iktisatçıların yapabileceği revizyon ve düzeltmeler de herkesin kullanabileceği ortak bir veri tabanı oluşturamaz. TÜİK ısrar ettikçe Türkiye ekonomisi üzerinde sağlıklı, güvenilir çalışmaları kösteklemiş olacaktır." diyor Hocam. Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en önemli iktisatçılardan biri maalesef bunları söylüyor. Sırf Hükûmet biraz daha rahat hareket etsin diye rakamlarla oynamak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir.

Türkiye'nin neye ihtiyacı var değerli milletvekilleri? Hangi alanlarda eksiğiz? Neyi doğru, neyi yanlış yapıyoruz? Hangi alanlara yatırım yapılmalı? Hangi yatırımlar daha öncelikli? Sorun alanları neresidir? Bunları teker teker aslında incelememiz gerekiyor. Bunlara dair güvenilir veriler olmadı mı kalkınma da olmaz, ekonomik büyüme de olmaz, yatırım da olmaz.

Bu anlamda TÜİK'in çalışmalarını bilimsel veriler ışığında yapmasının önemini hatırlatarak sözlerimi tamamlıyor ve hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)