Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:37
Tarih:14/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmelerin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Konuşmamın hemen başında ve bu vesileyle, bu ülkenin bağımsızlığı, birliği beraberliği için bugüne kadar terörle mücadele sırasında veya yurt dışı harekâtlarda ülkemizin birliği ve bütünlüğü için şehit olan kahramanlarımızı, kahraman askerlerimizi, güvenlik güçlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Gazilerimize de buradan sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyorum ve bugün terörle mücadelede ülkenin savunulmasında Türkiye'nin dört bir tarafında ve sınır ötesinde görev yapan güvenlik güçlerimize de burada Türkiye Büyük Millet Meclisinden selamlarımızı gönderiyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii, son yıllarda, gerçekten hem küresel ölçekte dünya genelinde hem de bölgemizde risklerde ve güvenlik algısında çok ciddi artışlar söz konusu. Özellikle Türkiye'ye yönelik tehdit faktörleri çok büyük oranda, gözle görülür bir şekilde, hissedilir bir şekilde artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Bu artışın kaynağı Türkiye değildir, Türkiye içinden kaynaklanmamaktadır; tamamen uluslararası konjonktür ve gelişmelerle bağlantılıdır. Yani Türkiye içinde üretilen bir tehdit ve güvenlik riskinden bahsetmiyoruz. Bizim irademizin dışında -öyle söyleyelim- ve küresel ölçekte ve artan oranda bir tehditle Türkiye karşı karşıyadır.

Uzun yıllardan beri, tabii, Türkiye özellikle terörle mücadelesini sürdürüyor. Ama son yıllarda terörle mücadelenin hem boyutu hem biçimi, içeriği hem de bu sürece dâhil olan aktörlerin özellikle küresel ölçekte olması farklı bir boyut kazandırıyor. Bugün Türkiye dünyanın en kanlı üç terör örgütüyle doğrudan mücadele etmektedir. Bir başka ifadeyle, görünürde başka şekilde ortaya çıkmış olsa da, o şekilde sunulmaya çalışılsa da aslında bu terör örgütlerinin nihai hedefi Türkiye'nin bütünlüğüdür, Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Bu, bölücü terör örgütü için de geçerlidir, DEAŞ için de geçerlidir, FETÖ terör örgütü ve diğer terör örgütleri için de geçerlidir.

Bunu aslında biz en son Rakka'da yaşanan hadiselerde, daha önce de Mümbiç'te benzer bir fotoğrafı görmüştük; tabloyu hep birlikte, dünyanın gözü önünde seyretmiştik. Son dönemde Rakka'da yaşananlar, aslında bu cümlenin ne anlama geldiğini, nasıl somuta indirgendiğini göstermektedir. Birbirlerine temelden, tabandan zıt gibi gözüken, karşıtı gözüken, birbirlerine düşman gözüken iki terör örgütünün nasıl dayanışma içinde oldukları Rakka'da, bütün dünyanın gözü önünde, tartışmaya mahal bırakmayacak netlikte açığa çıkmıştır, ortaya çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hedef Türkiye'dir, Türkiye'nin bütünlüğüdür. Geriye kalanların hepsi mizansendir ve roldür kesinlikle. Buna benzer hadiseler önümüzdeki günlerde daha da net bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Ayrıca, buna ilave olarak, bu terör örgütlerini de kumanda eden, onları yönlendiren, onları yönetenlerin de aynı kaynak olduğu yine bu olaylarla bugün çok net bir şekilde görülmüştür ve hepimiz tarafından açık bir şekilde izlenmektedir. Hem bölücü terör örgütü hem de DEAŞ ve Fetullahçı terör örgütünün yine aynı güç -ismine ne derseniz deyin- tarafından yönetildiğini, desteklendiğini, finanse edildiğini, silah ve mühimmat desteği sağlandığını bugün biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye bu tehditlere karşı elbette kendi güvenliğini sağlamak durumundadır. Bu bir görevdir, bu bir yükümlülüktür, bu boynumuzun borcudur. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Çok gündeme geldi, bir "savaş bütçesi" tanımı olarak ifadeler söz konusu oldu. Bu açıdan bakıldığında bunların gerçeği yansıtmadığı çok açık ve tartışmasızdır. Bu tehditlere karşı Türkiye mücadele etmek durumundadır ve ediyor. Ayrıca bu mücadeleyi Türkiye kendi kaynaklarıyla, kendi imkânlarıyla yapmak durumundadır. Bu gerçeği de biz çok sayısız kere ve acı örneklerle öğrenmiş bulunuyoruz.

Ülkenin güvenliğini, ülkenin bağımsızlığını, birlik bütünlüğünü başka hiçbir kimsenin, kişinin, grubun, müttefikin, ülkenin insafına bırakamayız, onların merhametine terk edemeyiz. Öyle bir şey söz konusu olduğunda Türkiye'nin bütünlüğünün çok ciddi olarak tehlikelerle karşı karşıya olduğunu görebiliyoruz. Şu anda bunların hepsini toplu olarak ve çok kısa zaman dilimi içerisinde yaşıyoruz. Ya da şöyle söyleyelim: Eğer biz on beş yirmi yıl önceki savunma imkânlarımızla bugün karşı karşıya kaldığımız tehditleri savuşturmak istemiş olsaydık çok büyük bir ihtimalle bunu yapamazdık, en hafifinden bu mücadeleyi çok daha büyük bedeller ödeyerek yapmak zorunda kalırdık her açıdan. Çünkü, bugün, hepiniz biliyorsunuz, takip ediyoruz ve izliyoruz, dostlarımız, müttefiklerimiz bu toprakları teröre karşı, dışarıdan yapılan saldırılara karşı savunmak için bize ihtiyacımız olan sistemleri, silahları ve bunların üretiminde kullanılan girdileri örtülü bir şekilde, örtülü ambargo yoluyla vermemektedirler. Her geçen gün şiddetini artırmaktadır bu olay. O nedenle, eğer özellikle son yıllarda ortaya konulan savunma sanayisindeki performans olmamış olsaydı, bu müttefiklerimize, dost bildiklerimize güvenerek büyük oranda ve sadece bu toprakların savunulması ve bu güvenliğin sağlanması gibi bir politika öncellenmiş olsaydı Türkiye gerçekten bugün -o ifadeyi tabii dikkatli seçmek durumundayız- çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalırdı ve bu toprakların özgürlüğünün sürdürülmesi çok zor olabilirdi.

Bugün, bütün bu şartlara rağmen hem saldırıların çok büyük oranda artması hem de küresel ölçekte bir... (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye efendim...

Sayın milletvekilleri, bakınız, çok önemli bir konuda Sayın Bakanımız sunum yapıyor, içeride ciddi bir şekilde bir uğultu var, gürültü var, lütfen, sükûnete davet ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - AKP'liler dinlemiyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - ...boyuta geçmesi nedeniyle özellikle bu dönemde buna ihtiyacımız var. Bunların geliştirilmesi gerekiyor, bunlar kolay işler değiller. Biraz sonra, bakın, bu konuda ayrıntılarını daha sonra vereceğim. Çok canlı bir örnek olması açısından... Yine tartışılıyor, zaman zaman da gündeme geliyor yani nedir millîlik, nedir bunların yurt içinde üretilmesi, nasıl ete kemiğe bürünür, nasıl somuta indirgenir? Bakın, birkaç gün önce yaşadığımız bir hadise var, onu burada sizinle paylaşmak istiyorum. Su üstü ve alçak irtifa hava arama radarı talebi söz konusu oldu. Bu, Deniz Kuvvetlerinde kullanılan bir sistem, normalde yurt dışından temin ediliyor. Onu da söyleyeyim, İsveç'te bir firmadan temin ediliyor. Toplam ihtiyacımız 25 tane. 1 tanesinin ithal fiyatı 8 milyon dolar. İlk başta, ilk planda 6 taneye ihtiyacımız var. Tümünü ithal ettiğimiz zaman ödememiz gereken fatura -bunlar olmazsa olmaz bir sistem gemilerimiz açısından, korvetlerimiz için önemli bir sistem- toplam 200 milyon dolar. Biz şimdi bunu ASELSAN üzerinden yüzde 100 millî imkânlarla üreteceğiz. Tanesini 1,2 milyon dolara üretiyoruz, sözleşmeyi, anlaşmayı yaptık ASELSAN'la. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Toplamını da 26,5 milyon dolara üretiyoruz. 200 milyon dolar bir tarafta, 26,5 milyon dolar bir tarafta. Tamamen yerli imkânlarla, tamamen kendi savunma şirketlerimiz vasıtasıyla bunu gerçekleştiriyoruz. "Millî" dediğimiz hadise bu işte, geliştirmeye çalıştığımız hadise bu işte. Ve en önemlisi, tam kritik bir zamanda, anda, ihtiyacımız olduğu anda çok rahatlıkla örtülü ya da açık ambargo uygulayabiliyorlar.

Yine, bununla ilgili somut bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum: Makina Kimyanın geliştirdiği "Fırtına obüsü" dediğimiz çok güzel bir silah sistemimiz var, gerçekten çok etkili, dünyada da talep ediliyor. Bunlarda Alman MTU motorları kullanılıyor. Bu ürünü satmak, ihraç etmek için Azerbaycan ve Suudi Arabistan'la çok yüksek miktarda sözleşmeler imzalandı fakat motor Alman motoru olduğu için, Almanya bunların üçüncü ülkelere ihracatına izin vermediği için bu ihracatı gerçekleştiremedik. Şimdi bunların motorlarının da yüzde 100 yerli yapılması için çok büyük gayret sarf ediyoruz. İnşallah en kısa zamanda bunları gerçekleştireceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu basit bir örnek. Hemen hemen kullandığımız sofistike ürünlerin tamamına yakınında buna benzer sıkıntılarla karşı karşıya kalıyoruz ve en son hem Alman Savunma Bakanı ile hem de Amerikan Savunma Bakanıyla yaptığımız görüşmelerde Alman ve Amerikan firmalarının örtülü olarak uyguladıkları ambargo listelerini kendilerine takdim ettik, kendilerine verdik. Yani açıktan söylemiyorlar ama geciktiriyorlar, göndermiyorlar ve bunların tamamının da parasını peşin olarak gönderiyoruz, gönderdiğimiz ürünler aynı zamanda. Bunun da altının çizilmesi gerekiyor. Ama bu görüşmelerden sonra -aşağı yukarı iki buçuk ay oldu- hiçbir gelişme olmadı. Tabii, biz gerekli tedbirlerimizi alıyoruz yani hesabımızı kitabımızı bugüne kadar söylendiği gibi taahhütler ve beyanlar esas alınarak gerçekleştirmiyoruz. Çünkü başka konularda da biz, mesela PYD, SDG konusu... Bugüne kadar koalisyon oluşturan ülkelerden ve özellikle Amerika başta olmak üzere, PKK terör örgütünün Suriye kolu olan PYD'yle ilişkilerinin konjonktürel, taktiksel ve geçici olduğunu sayısız kereler bize belgelere de yansıyacak şekilde ifade ettiler ve DEAŞ terör örgütüyle mücadele bittikten sonra aralarındaki ilişkinin, her türlü ilişkinin biteceğini bize ifade ettiler. Şimdi DEAŞ terör örgütü büyük oranda ortadan kaldırıldı, temizlendi, hatta tamamen de diyebiliriz ama şimdi başka formlarla, başka yöntemlerle bu ilişkinin devam ettirileceğini söylemeye başladılar. Yani biz onların o zamanki söylemlerini de esas almıyoruz zaten çünkü o kadar çok tecrübe yaşadı ki Türkiye her alanda, onlardan bir başka örnek de bu.

Biz hesabımızı kitabımızı şuna göre yapıyoruz: PYD bir terör örgütüdür, PKK terör örgütünün Suriye uzantısıdır tartışmasız bir şekilde ve bunu ispat eden bütün belge, doküman, fotoğraf, hepsini müttefiklerimize de verdik, her görüşmemizde dosya oluşturup kendilerine veriyoruz. Ve öyle bir silahlandırıldı ki 25-30 bin kişilik bir orduyu donatacak şekilde son derece modern silah, araç, mühimmatla donatılmış vaziyette aynı zamanda. Dolayısıyla biz artık beyanlara güvenemiyoruz, araziye bakıyoruz, ülkelerin, söyleyenlerin ne yaptıklarına bakıyoruz, ne söyledikleriyle ilgilenmiyoruz, ne yaptıklarına bakıyoruz. Politikalarımızı, tedbirlerimizi de ona göre alıyoruz ve geliştiriyoruz. Ve o nedenle biz, PYD bu çerçevede bir terör örgütüdür, PKK'nın Suriye uzantısıdır, aynı terörist havuzundan beslenmektedir ve bütün her şeyi ortaktır -bu da tartışmasız bir şekilde -onun için PYD teröristlerinin olduğu her yer bizim açımızdan bir tehdittir, tehdit unsurudur, uluslararası hukukun bize verdiği haklar çerçevesinde o tehdidi ortadan kaldırmak için her zaman, her türlü adımı da atarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim bu konudaki ölçümüz de, kriterimiz de budur. O nedenle... Ama biz her zaman yine müttefiklerimize, doğrunun yapılması için, adalete uygun bir şekilde politika üretmeleri için bütün ortamları deniyoruz ve fırsat bilerek meramımızı, derdimizi en etkili şekilde anlatmaya çalışıyoruz, o kanalları elbette hiçbir zaman kapatmıyoruz. Ama diğer taraftan da farklı nedenlerle bizim edilgen bir şekilde bunlardan kendimizin kontrol edemeyeceği bir kulvara girmemize de kesinlikle müsaade etmememiz gerekiyor. O nedenle biraz önce örneğini verdiğim ona benzer silah sistemlerinin yerli olarak geliştirilmesi gerekir.

Bakın, yine 2004 yılında -biliyorsunuz- terörle mücadelede gerçekten özellikle çok büyük istihbari bilgi sağlayan insansız hava araçlarını satın aldık. Yanlış hatırlamıyorsam 15 tane satın aldık. Ama hiçbir zaman etkili bir şekilde kullanamadık. Çok ciddi paralar ödedik. Çünkü üretilen istihbarat yani bu İHA'lar, İsrail'den satın aldığımız İHA'lar yoluyla üretilen istihbarat -ki bizim özellikle harekâtımızın da esas kaynağı bu istihbarat sonuç itibarıyla, Hava Kuvvetlerimizin yapacağı operasyonların kaynağı da bu istihbarat- süzgeçten geçerek Türkiye'ye aktarıldı ve daha sonra biz çok büyük oranda dağı taşı bombaladığımızı anladık maalesef.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Hâlen bombalıyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, aynen öyle, bunu görüyoruz. Ve ayrıca, bir arıza meydana geliyordu, altı ayda teknisyenler İsrail'den gelmiyordu.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Bombalamayın o zaman.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi "Kötü komşu ev sahibi yapar." biraz da ondan. Şimdi bizim geliştirdiğimiz İHA ve daha sonra SİHA bugün dünyanın en iyilerinden bir tanesi, hatta en iyisi diyebiliriz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Özellikle SİHA'ya en iyisi diyebiliriz.

Bakın, son günlerde uluslararası ziyaretlerde yaptığımız görüşmelerde -ülke ismi vermeyeceğim- mesela bir saatlik görüşme yapıyoruz, kırk beş dakikası Türkiye'nin bu geliştirdiği, Baykar'ın geliştirdiği SİHA'nın satın alınması için bize talep olarak geçiyor; bir saatlik görüşmenin kırk beş dakikası böyle geçiyor. Kaç tane örnekle karşılaştım, bizzat kendim yaşadım. Tabii, gurur duyuyoruz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Millî Savunma Bakanı olarak gurur duyuyoruz çünkü sonuç itibarıyla bu teveccüh esas itibarıyla Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aslında tabii, birçok alanda çalışma yapılıyor; bunları anlatamıyoruz, konuşamıyoruz doğal olarak çünkü ayrıntılarına giremiyoruz. Çok sınırlı şekilde bazı çalışmaları da kamuoyuyla paylaşmak lazım, yani milletin bunları bilmesi gerekiyor. Hani hep konuşuyoruz, anlatıyoruz, işte, kaynaklar aktarıyoruz da bunlar ne oluyor, nereye gidiyor sorusunu vatandaş elbette soruyor; dolayısıyla ya da işte, hep söylüyorsunuz, konuşuyorsunuz, anlatıyorsunuz da sonuçta ne var ortada, ne ürettiniz? Elbette sadece bir SİHA'dan oluşmuyor. Ha, SİHA'yı da söyleyeyim, yüzde 96 oranında yerlilik oranı söz konusu. Dünyanın hiçbir yerinde bir ürün hangi ülke üretirse üretsin böyle bir millîlik oranına sahip değil, hangi ürün için söylerseniz söyleyin. Bu SİHA yüzde 96 yerlilik özelliğine sahiptir.

Şimdi, bu noktada konu açılmışken geliştirdiğimiz bazı ürünleri... Biraz da morale ihtiyacımız var o anlamda. Ama dediğim gibi, çok sınırlı oranda verebiliyoruz bu bilgileri, o açıdan affınızı istirham ediyoruz.

Şimdi, biliyorsunuz hava savunma sistemi noktasında sıkıntımız var, özellikle balistik tehditlere karşı Türkiye'nin bunları füzeyle karşılama noktasında sıkıntıları var. Biz esas itibarıyla hava savunma sistemimizi uçak üzerine kurmuşuz; o da pahalı bir yöntem. Dolayısıyla burada bir açığımız var. Uzun zamandan beri Türkiye olarak çalışıyoruz bu açığı kapatmak için. Acil ihtiyacımızı karşılamak için S-400 füze sistemini biliyorsunuz satın aldık ve 2019 yılında bunlar teslim edilecek. Hemen şunu da söyleyeyim, hiçbir problem yok. Anlaşma sağlandı, ön avans ödemesi de yapıldı; sadece krediyle alakalı konuları birkaç gün içerisinde sonuçlandırıp devam edeceğiz. Ama biz, esas itibarıyla -bu geçici- acil ihtiyacımızı karşılamak için... Ama tamamen kendi kontrolümüzde, kullanımının tamamı kendimize ait olacak, onu da söyleyelim.

Onun dışında, millî olarak geliştirmemiz için EUROSAM konsorsiyumuyla niyet beyanını imzaladık. Muhtemelen ocak ayı sonuna kadar da Cumhurbaşkanlarının -yani hem Fransa hem Türkiye Cumhurbaşkanımızın- huzurunda anlaşma da imzalanacak. Bu da son derece önemli; kritik alan teknolojilerden bir tanesidir. Ülkeler bu anlamda ikiye ayrılıyor: Bu teknolojiye sahip olan ülkeler, sahip olamayan ülkeler. Ve biz bir noktaya geldik şu anda. Mesela bunun -tabii, bire bir değil ama- öncüsü konumunda olan, 280 kilometre menzilli -isimleri, tabii, tam ezberleyemedim şu anda- füzeyi mayıs ayında test ettik ve son derece başarılı bir şekilde bu test gerçekleşti; yani, orada bu da bizim bu alanda sınıf atladığımızın en önemli işaretlerinden bir tanesidir. Bunu da inşallah... Evet, Bora füze sistemi -11 Mayıs 2017 tarihinde test ettik- karadan karaya atılan... Ama bunların mantığı aynı; elbette aynı şey değil, biraz önce söylediğimiz hava savunma füze sistemiyle aynı şey değil ama mantığı aynı. Yani, bu teknolojiye bu noktada sahip olduğunuzda ondan sonrasını geliştirmek daha kolay oluyor. 280 kilometre menzilli, çok önemli; buna da, bu teknolojiye de dünyada son derece sınırlı sayıda ülke hâkim. 11 Mayıs 2017'de de test ettik, başarılı bir şekilde test ettik ve 280 kilometre uzaktaki hedef sıfır hatayla vuruldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yine, Fırat Kalkanı operasyonu sırasında bazı tanklarımız antitank füzeleriyle vuruldu; orada bazı sıkıntılar yaşadık. Tabii, biz ilk defa, bu anlamda, yoğun bir şekilde bir sınır ötesi harekâtı orada gerçekleştirdik. Sonra, "Orada karşı karşıya kaldığımız sıkıntıları nasıl giderebiliriz? Özellikle tankların karşı karşıya kaldığı antitank füzelerinden nasıl korunabiliriz?" diye ciddi bir çalışma yapıldı ve şu anda sona gelindi. Mart ayından itibaren tanklarımıza monte etmeye başlayacağız. Sistem şu: Hangisi olursa olsun, hangi ülke tarafından üretilirse üretilsin "Aktif Zırh Koruma Sistemi" diyebileceğimiz bir sistemi Türkiye geliştirdi. Son derece sınırlı birkaç ülke sahip bu teknolojiye. Teknoloji şu: Bir radar sistemi var tankın üzerinde, gelen mühimmatı atıldığı andan itibaren tespit ediyor, onu izliyor, tanka yaklaştığı andan itibaren de kendisi bir mermi patlatıyor veya bir mühimmat patlatıyor, o mühimmattan da parçacıklar çıkıyor.

Sayın Başkan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, tamamlayınız lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim.

300, 400, 500 ve onlar mutlak surette o gelen antitank mühimmatıyla temas ediyor ve tanka ulaşımını engelliyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, "cek cak"tan bahsetmiyorum, bunu yaptık Türkiye'ye. (AK PARTİ ve Komisyon sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Yaptık Sayın Bakanım, yaptık.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) - İyi yaptınız!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu çok önemli. Bu, aslında, gelecekte bütün alanlarda kullanılacak savunma sisteminin de omurgasını oluşturan bir sistemdir. Hem gemilerimiz açısından, ilgili arkadaşlarımız var, bilirler belki, "Korkut" diye bir sistem var, onun da mantığı aynı. Aslında füze savunma sisteminin de mantığı aynı.

Bakın, S-400; S-400 sistemi, gelen balistik füzeye bire bir çarparak ortadan kaldırmaz tehlikeyi, yaklaştığı anda belli bir mesafede çok yoğun bir patlatma meydana getirir ve o patlatmanın etkisiyle gelen balistik füze imha edilir. Bunlar çok önemli teknolojilerdir, anlatması kolay ama -belki zor, bilemiyorum- tabii o teknolojiye ulaşılması o kadar kolay değil. Bütün sistemlerde aslında bundan sonraki dönemde bu sistem yoğun olarak kullanılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Türkiye bir yerinden yakaladı artık bunu ve bırakmayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, bir konu var izninizle, kısa bir süre, onu unuttum. Eğer müsaade ederseniz... Yarım dakika...

SALİH CORA (Trabzon) - Keyifle dinliyoruz Sayın Bakanım.

BAŞKAN - Sayın Bakan, ben de çok süre vermek istiyorum ama sistem, İç Tüzük müsaade etmiyor ama çok önemli bir konuya değindiniz. Bu Bakanlığın ismi Millî Savunma Bakanlığı, millî bir konu.

Buyurun, bir dakika daha vereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) - Diğerleri gayrimillî mi Sayın Başkan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Genelkurmay Başkanımıza yönelik olarak, inşaatı başlamış bir camiye aile olarak yaptıkları katkıdan, bir maddi destekten yola çıkarak haksız birtakım spekülasyonlar ve saldırılar söz konusudur. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bakın, Genelkurmay Başkanımız ailesiyle birlikte, akrabalarıyla birlikte inşaatı devam eden bir camiye, tamamının finansmanı değil, imkânları ölçüsünde bir destek sağlıyorlar ve kesinlikle hiçbir şekilde duyulmaması ve isimlerinin de verilmemesi hassasiyetiyle bunu, bu yardımı yapıyorlar. Genelkurmay Başkanımız ve ailesi. Fakat oradaki Belediye Başkanı bütün şeye rağmen bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşıyor ve babasının ve annesinin ismini veriyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Ne ayıp şey!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Finansmanının tamamı Genelkurmay Başkanımızın ailesi tarafından yapılmamaktadır, bir yardımdır -gönüllerinden geçmiş- oradaki camiye, inşaatı daha önce başlamış olan camiye bir yardımdır. Bunun neresi yanlış? Hiçbir yeri yanlış değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bunun üzerinden spekülasyon yapmak ve Genelkurmay Başkanımızla ilgili haksız birtakım töhmetlerde bulunmak doğru değil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Belediye Başkanının yaptığı yanlış.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - Füzelerden camiye ne ara geçtiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum. Bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - Nereden bulmuş o parayı?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Canikli.