Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:36
Tarih:13/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına 2018 yılı bütçesinin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Kişisel Verileri Koruma Kurumu üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikli olarak, konuşmamda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ne anlama geliyor, işlevleri nedir, beklentimiz nedir, beklentileri yeteri kadar karşılayabiliyor mu, neden bu kurum önemlidir hususunda değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Tabii, 1994 yılında kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu özel televizyonların gündeme gelmesiyle bir denetleme, denetim mekanizmasının kaçınılmazlığından doğmuştur; bunların çıkış noktasında gelişme, değişme ve bu gelişme ve değişmeye uygun yeni terkiplere duyulan ihtiyacın sonucudur. Devletler de böyledir; gelişmeler, değişmeler toplumsal ihtiyaçlara göre yeni kurumların inşa edilmesine sebebiyet verir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, kuruluş gerekçeleri üzerinden, 1994 yılından 2018 yılı bütçesini konuştuğumuz duruma gelinceye kadar şüphesiz kendi içerisinde de yenilikleri inşa etmiş, yeni alanları da takip etmeye gayret etmiştir ama "Bu ne kadar yeterlidir?" ya da "Biz ne yapmalıyız?" sorusu beraberinde sorulmak durumundadır. "Medya" denildiği zaman "RTÜK" "RTÜK" denildiği zaman "medya", bir adım sonra da, siyaseti tanımlarken dördüncü kuvvet olarak "medya"yı ifade ettiğimiz doğrudur. Tabii ki medya organını genel anlamda takip eden, denetleyen RTÜK'se bu kurulların bünyesinin koordinasyonunda demokrasiyle şekillenmek adına Meclisten temsilciler oraya gönderilir ve Meclis tarafından RTÜK'te üyeler olur. Buraya kadar her şey iyi, güzel. Buradan sonraki süreçte, medyanın siyaseti belirleme ve medya-siyaset ilişkisi hususundaki durumlarla tartışmalar devam ederken, medyanın kültürle olan ilişkisi ve özellikle de "Muhafazakâr ve yerli bir iktidar döneminde kültür alanında ne durumdayız?" sorusunu beraberinde sormak gerekiyor. RTÜK, denetleme kurulu ve ceza hususunda sürekli gündeme gelmesinin yanı sıra, bu alanda ceza ve denetleme uygulamalarının yanı başına ödüllendirme ya da cezalardan aldığı miktarları veyahut da maddi, manevi durumları ödüllendirme hususunda ne kadar görevini yerine getirebiliyor?

Geçtiğimiz aylar içerisinde, kadın kuşağı programlarında "evlilik programı" adı altında ortaya atılan ya da toplumda büyük tepkilere sebebiyet veren konuyu biz parti grubu adına gündeme getirmiştik. Bu pespaye tutuma karşı RTÜK girişimde bulundu ama onun karşılığı yerine yine "reality show" adı altında yani "gerçek hayat görüntüleri" adı altında onun türevi programlar yerine getirilmeye başlandı. Şimdi, biz, toplumda etrafımız kuşatıldığı için ciddi anlamda memleketin kendi müktesebatını haiz millî kültür üzerinde bir yayın politikası ya da toplumsal bilinç oluşturulması gerektiği tezini savunurken diğer tarafta "Bu pespaye yapımlara neden bu manada çok destek verilebiliyor ya da bu konulara neden dur denilemiyor?" sorusunu Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına sormak durumundayız. Bunları sorarken beraberinde toplumun kent, kültür, medeniyet, şehirleşme gibi, dikey mimari-yatay mimari tartışmalarının yapıldığı bir ortamda özellikle dijital teknolojinin yani elektronik kültür ortamının insanda hâkim olduğu son yirmi otuz yıl içerisinde insanlığın daha önceki geçirdiği evreleri hesaba katarsak -çok sınırlı bir zaman dilimi gibi gözükse de- en çok etki alanının olduğu bir dönem olduğu da bilimsel bir gerçektir. İnsanlık kültürel birikimini sözel bellekte depolar, yazılı medeniyetle kültürünü, medeniyetini inşa eder ve onun üzerinde yükselir. İşte, 19'uncu yüzyıl, 20'nci yüzyıl böyle gelişmiş, ulus devletler, modernleşme süreçleri bunun üzerinde olmuştur ama bugün küreselleşmeyle, internet ağıyla ve dijital kültürle beraber sıkışmışlık toplumlarda ne tür bir hâl ortaya alıyor, bunu görmek lazım. Yani bugün itibarıyla modern bir ailenin, dikey mimari 3+1 evinde oturan ailelerin en az 2 odasında bir televizyon, değilse de dijital telefonlar üzerinden, akıllı telefonlar üzerinden her bir çocuğun kendi köşesine çekilerek onunla meşgul olduğu bir dünyayla karşı karşıyayız. Hani biz ortak değerler etrafında bir arada olacağız, millet kaygısı duyacağız, temasla, insanlarla bire bir sözel iletişimde bulunacağız, gelenek, göreneklerimizi, örf ve âdetlerimizi, değerler aktarımlarımızı gerçekleştireceğiz. Pekâlâ bu şartlarda bu nasıl mümkün olacak? İşte, bunun mümkün olabilmesini dikey-yatay mimari, kentleşmeyle tartışmakla beraber dijital teknolojinin içerisinde değerler eğitimi hususunda neler yaptığımızı ve neler yapmamız gerektiğini de tartışarak yapmak durumundayız. İşte, ekranlarda boy gösteren, siyasal analizler yapan dış politika ve terör uzmanları, her konuda malumatfuruş insanları izlerken beraberinde kültürle, eğitimle, sanatla, edebiyatla, estetikle ilgili ne tür programların önü açılabiliyor ya da RTÜK bu kapsamda neleri teşvik edebiliyor; buradan da hatırlatmakta fayda görüyoruz. Bu konuda RTÜK'ün özellikle Basın İlan Kurumuyla ilintili olarak belki de ortak gündeme getirilmesi gereken hususların başında da merkezî denetleme hüviyetini kullanırken, taşrada, Anadolu'da ciddi anlamda yerel basın ve yerel televizyonlar var, bu televizyonların temel problemlerine çözüm üretilebilmesi hususunda da hem Meclis olarak hem siyasi irade, Hükûmet olarak hem de bunu denetleyen kurum olan RTÜK'ün ve ilgili kurumların da üzerine düşeni yapması gerekiyor.

Mali sıkıntıları aşmak için uydu kirası ve uydu yayın lisans bedeli konusunda ciddi anlamda şikâyetler var. Uydu yer kirası konusunda yerel televizyoncular da tıpkı merkezî uydu birikimi gibi İstanbul örneğini göstererek birtakım beklentiler içerisinde. Detaylarını yetkili kurumlara bizler ayrıntılı olarak arz edebiliriz.

RTÜK, lisans bedeli düzenlemeleri ve telif sorunları meselesini bekliyor. Özellikle yerel radyolar bu konuda muzdarip, telif sorunuyla ilgili kurallara uymak istiyorlar ama uymalarının karşılığında kendilerinin sistemlerini çalıştıramama gibi birtakım problemlerinden bahsediyorlar. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun misyonunun içerisinde, şüphesiz, bu manada çeşitliliği çok fazla olan televizyonları ve yayın organlarını denetleme, kontrol etme vardır. Bu denetleme ve kontrol etme mekanizmalarının özellikle millî meseleleri gündeme taşıyabilme konusunda özel inisiyatif alabilme yetkisi yoksa da yetkilerle donatılmalıdır. Memlekette ciddi anlamda toplumsal hadiselerin cereyan ettiği, ciddi anlamda şehitlerin olduğu günlerde çok değişik programların o gün yayınlanıyor olması belki bir noktada hayatın devam ettiği mesajını verme açısından önemlidir ama sürdürülebilirlik açısından millî ve manevi değerlerin toplumda karşılık görebilmeleri adına cezadan aldıkları kaynakları mükafat olarak yapanlara aktarabilmeleri esastır. Bu konuda yerel televizyonlar da teşvik edilmelidir.

Yerel basının ve değerlendirmelerinin genel anlamdaki beklentileri bir sonraki gündem olan Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüyle ilgilidir. Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, tıpkı devletin diğer kurumlarının önemli bir kısmında olduğu gibi köklü bir kurumumuzdur. 1857 yılında Matbuat Müdürlüğü, 1920'de Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından, kurucu liderimiz tarafından bizzat kurulmuş, 1984'e gelindiğinde Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü adını almış. Görevi ise uluslararası alanda kamu diplomasisini yürütmek. Misyonu, dünyada gerçekçi bir Türkiye algısının yerleşmesine, ülkemizde güçlü ve özgür basın ortamının sağlanmasına katkıda bulunan referans bir kurum olmaktır. Bu kapsamda önemi, ulusal ve uluslararası medyanın tümünü her an izlemektir. Devlet Enformasyon Sistemi'nde yani DES'te temel dillerin yanı sıra çeşitli dil grupları ve lehçelerle birlikte bunların tercümelerini yaparak 34 dilde günlük ortalama 150 haberin çevirisini yaptığı bilgisine ben eriştim. Buradaki ifadeleri yerine getiren Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün samimi çalışmalarını tebrik ediyoruz. Elbette ki bunu tebrik etmekle kalmayıp daha da iyisini yapabilme konusunda teşviklerimiz ve eleştirilerimiz de saklıdır. Nedir bunlar? Bizim görevimiz yayınlanan haberleri tercüme ederek devletin ilgili kurumlarına göndermek mi sadece? Kuruluş gerekçesinde yer alan sağlıklı ve samimi bir Türkiye algısının oluşturulabilmesi konusunda kamu diplomasisi hususundaki görevlerimizi ne kadar yapabiliyoruz? Benim şahit olduğum, 15 Temmuz sürecindeki sergilerle, uluslararası basın çevreleriyle birtakım ilişkiler oldu fakat burası çok dinamik bir kurumdur ve birden çok dil bilen ve kamu diplomasisi üzerinde önemli görevler, önemli misyonlar alabilecek kapasitedeki nitelikli insan istihdamının artırılarak, çok yönlü olarak göreve getirilmesi gereken kurumlardır ve bunlar devletin ilgili diğer kurumlarıyla da eş zamanlı çalışmak durumundadır. Bu konuda daha gayret sarf etmeleri zarurettir.

Bir başka husus, bize yerel basın çalışanlarından gelen bilgidir. Bunu da ilgili Enformasyon Genel Müdürlüğü yetkilileriyle ve sayın bakanlarla, Başbakanla paylaşmak istiyorum. Sarı basın kartı konusu vardır. Basın Kartı Komisyonuna Anadolu'daki önemli STK'ların, basınla ilgili, Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü bünyesinde de varlıkları bilinen cemiyetlerin temsilcilerinin olmadığı eleştirileri yapılmakta. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti gibi büyük kuruluşların ve Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi meslek kuruluşları temsilcilerinin olmadığı bilgileri bize geldi, yanılıyorsak düzeltin lütfen. Bu konuda, Gazeteciler Cemiyetinin temsilcilerinin olmadığı bir kurulda, sarı basın kartı dağılımı konusunda, gazeteci olmayanlara da basın kartı verildiğine dair birtakım iddialar var ama bu iddialar ne kadar doğru, bunu ilgililer açıklarlar. Bu konudaki hassasiyeti dillendirmek istiyoruz.

Ayrıca, yerel basından gelen taleplerden birisi: "Biz, Basın İlan Kurumuyla ilgili yaptığımız hizmetlere iki yıldır zam alamıyorduk. Basın İlan Kurumu bu konuda yüzde 20 oranında bir zam yaptı. Ama zamlı hizmet verebilmemizle ilgili bu konunun, bunun Bakanlar Kurulunda da gündeme gelmesi gerekiyor." deniliyor. "Bakanlar Kurulu bunu onaylamadığı müddetçe biz bu imkândan faydalanamıyoruz." noktasında bilgileri var, bunu da bu kürsüden dillendirmiş olmak istiyorum.

Yerel basın demokrasinin kılcal damarları gibi, tıpkı demokrasinin çıkış noktasını mahalle ve muhtarlıklardan, köylerden ve muhtarlıklardan aldığımız gibi. Demokrasi-siyaset, siyasetçi-toplum ilişkisini koordine eden basın yayının da kılcal damarları yerel basındır, yerel basın çalışanlarıdır, yerel televizyonlardır. Bu konuda, genel anlamdaki lisans meselelerinden, genel kira bedellerinin problemlerinden, uydu kira bedellerinin problemlerinden ilgili çalışanlarının özlük haklarına kadar bu konu üzerinde hassasiyetle durulmasını biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak arz ediyoruz, talep ediyoruz.

Üzerinde durulması gereken, benim değerlendirme yapacağım bir başka kurum, Kişisel Verileri Koruma Kurumu değerli milletvekilleri.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu, deminki bahsetmiş olduğum teknolojik gelişme ve değişmelerle beraber bilgiye erişimin bir tuşla mümkün olduğu ortamlarda bir zaruret olarak kurulmuş ve varlığını sürdüren bir kurumdur. Bu kişisel veriler meselesi iki boyutludur. Yani bu konuda dersime biraz çalıştım. Birincisi: Kişiye ait özel bilgilerdir yani nüfus cüzdanı bilgileri, telefon bilgileri, şahsa ait olan özel meselelerdir. İkincisi: Şahsa ait olan özelin de özeli olan dinî inanç ve hürriyeti, etnik kökeni, mezhep farklılıkları ve mensup olduğu kültürel çevre, özel hayatı, sağlık meselesi dâhil olmak üzere bilgiye erişip erişememe konusunu muhafaza etme ve saklayabilme meselesidir. Yani, devletin görevi, milleti ile devleti arasındaki hukuku tesis ederken nasıl ki vatandaşlık hukukunun gereği devletin vatandaşın güvenliğini sağlama, hukukunu oluşturma, eğitimini verme ve yukarıdan aşağıya sorumlulukları varsa, aynı şekilde vatandaşın da devlete sorumlulukları varsa, devletin diğer sorumluluklarından bir tanesi de kişisel verilerin muhafazasıyla ilgili bu konuda hassasiyetle üzerinde durması, muhafaza etmesidir, bu mahremiyeti muhafaza etmesidir.

Bakın, birazdan söyleyeceğim konu benim şaşırarak dikkatle takip ettiğim bir mesele. Kişisel verilere bir şekliyle erişilerek insanların mezhepleri üzerinden, aidiyetleri üzerinden algı yönetmek ve kafa karıştırmak üzere açılmış sosyal medya hesapları var. Bu konuda ilgili kurumlar, kuruluşlar, ilgili bakanlıklar merak ederlerse ben onları kendilerine gösterebilirim. Malatya merkezli hareket eden, Gaziantep ve Kahramanmaraş üzerinden bazı ailelere "Sizin aslınız şu tarihte buydu, Osmanlı sizi oraya götürdü, cumhuriyet sizi dönüştürdü, sizin köyünüzün asıl adı şu, babanız, sülaleniz bu, kayıtlarınızda bunlar var." şekliyle kişilere şahsi anlamda Facebook hesapları üzerinden algı yönetmek ve kafa karıştırmak üzere etnik ve mezhepsel anlamda ciddi propagandaların yapıldığı bilgisine eriştim. Bu konunun ivedi olarak takip edilmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Elbette ki kişisel veriler meselesi, sosyal medya ve Twitter gibi alanlarda kişinin isteğine bağlı olarak kendisinin beyanıyla paylaşılabilir ama bu bilgilere erişim mekanizması neresidir ve bu bilgileri toplumda algı yönetmek ve kafa karıştırmak için kullanmak isteyenlerin niyetleri nelerdir? Bunlara çok dikkat etmek lazım. Neden dikkat etmek lazım? Kapılarına çarpı işareti konulan vatandaşlarımız meselesi ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Şimdi, tekrar, küresel baronlar yeni stratejiyi mezhep temelli, etnik temelli olarak, İslam dünyasını ve Müslümanları kendi içerisinde birbirleriyle savaştırarak kaos teorilerini yeniden gündeme getiriyor. Yani Kudüs hadisesi beraberinde, İslam dünyasının gayrimüslimlerle olan çatışmasının ötesinde, İslam dünyasının kendi içerisinde bir aradalığını sağlayamamasına dair yeni fitne merkezlerini ve beşinci kol faaliyetlerini de maliyeti en düşük alan olarak yine gerek sosyal medya ve dijital teknoloji üzerinden gerekse çayın taşı ile çayın kuşu meselesinden hareketle Müslümanları birbirlerine kırdırma stratejisi üzerinden yürüteceklerdir. Siyasi partilerin bu manada politik gündemleri ve kendi tutumlarının üstünde bu konulara yaklaşması gerekiyor. Bu mahremiyet alanına, kişisel verilerin paylaşımına ve gayriresmî ya da bu konuda bilgiye erişmese bile farklı bilgileri manipüle ederek, değiştirerek kitlenin kafasını karıştıracak haberlere, yayınlara hassaten dikkat etmek gerekiyor.

Diğer bir konu -gündemden gündeme geçmek adına söylemiyorum ama- RTÜK'te denetlenilmesi gereken hususlar, medya çerçiliğinin yapılması. Evet "medya çerçiliği" ifadesini bilinçli olarak kullanıyorum. Erman Artun Hocam -halk bilimi profesörü, rahmetle anıyorum- Çukurova Üniversitesinde "Medya Çerçileri" adı altında bir bildiri sunmuştu bir toplantıda. Yani çerçiler aslında köy ve mahalle arasında gezerler, kendi tezgâhlarındaki, merkeplerindeki eşyaları satarlardı ama şimdi medya çerçileri çıktı, bu medya çerçileri üzerinden sağlıksız ürünlerin pazarlanması konusu ciddi anlamda şikâyet konusu. Bu RTÜK'ün denetlemesinin çok ötesinde toplumsal bilincin artırılarak bu konulara karşı tepkinin konulması ve yasal düzenlemelerin... Deminki söylediğimiz gibi, yerel basın ve linklerin bu konuya tevessül etme mecburiyetlerinin de bu işe gerekçe olduğu bilgileri var bizde. Deminki bahsetmiş olduğumuz yerel televizyonların temel ihtiyaçlarının karşılanması belki de bu alana tevessül etmemelerini beraberinde getirecektir. Bu konu milletimizin, genel anlamda kültürümüzün, ülkemizin, aynı zamanda millî kimliğimizin bekası açısından bir bütün hâlinde ele alınmalıdır.

Radyo Televizyon Üst Kurulu da, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü de, Kişisel Verileri Koruma Kurumu da birbiriyle eş güdümlü çalışması gereken kurumlardır. Hatta bunun dışında yer alan Anadolu Ajansından TRT'ye kadar bunlar bir bütün hâlinde bir devlet politikası olarak değerlendirilmeli. Belki şartlar, zemin oluşturulduğunda bir iletişim bakanlığına, Enformasyonun Başbakanlığa bağlı olmasından çok bir iletişim bakanlığına evrilen bir kuruma dönüştürülmesi dahi söz konusu olabilir çünkü hayatın akışı ve hızına bir şekliyle erişme, edilgen bir şekliyle olanları takiple kalmayıp inisiyatif alan, gündem oluşturan, etken, dinamik bir pozisyonda bir Türkiye gündemini, Türk millî kültürü gündemini oluşturabilmek bu kurum ve kurulların bütününden geçer. Yerlilik ve millîliğin samimi alanı bu kurullardır. Bu kurulların da uygulaması çok saklanamaz, ekranlarda uygulamalarda, gazetelerde kendini gösterir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kurulları her alanda takip edip gördüğümüz olumsuzlukları eleştirmek, olumluları teşvik etmekle vazifemize devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)