Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:35
Tarih:12/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın Divan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla, sevgiyle ve hiçbir zaman tükenmeyen umudumla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, iktidarın on beş yıllık uygulamalarını özetleyecek bir kelime olacaksa tereddütsüz kullanacağım sıfat bellidir; bu sıfat "çürüme"dir. Bu dönemde, yirmi yıllık parlamenter sistem deneyimimizin tüm kazanımları, yüz yıllık cumhuriyetimizin tüm nitelikleri ve inançsal değerlerimiz çürütülmüştür. Ancak daha da önemlisi, tüm inançların, öğretilerin, hatta ideolojilerin yaslanarak meşruiyet aradıkları bir başka değer var. Tüm bunlara kaide olan, insanlığın yarattığı en büyük değer ahlak. Ahlak da çürütülmüştür. Vicdan çürütüldü sevgili arkadaşlar, vicdan. Zulmünüze boyun eğmeyen, yolsuzluklarınıza göz yummayan herkesi Nuriye ve Semih'e yaptığınız gibi terörist ilan ettiniz. İnsanları ekmeklerinden ettiniz, "Ağacın kökünü yesinler." dediniz. Örgüt üyeliğiyle yargıladınız, beraat ettiler. Şimdi, soruyorum: Şayet beraat ettilerse, suçları yoksa neden işlerinde değiller? Her değeri çürütürken siz de çürüdünüz. Çürütme sizin yönetim anlayışınızın temel karakteriymiş. Kurumları çürütmek, kuralları değersizleştirmek, keyfîliği temel yönetim anlayışı hâline getirmek sizin politikalarınızın omurgasıymış, gördük, öğrendik. Yaptığınız Anayasa değişikliği de gayet açık şekilde gösteriyor. Kurmak istediğiniz parti devletinde hiçbir kurumsallığa, hiçbir kurala gerek yok. Sistemin tamamı bir kişiden ibaret, yetkisiyle yetinmeyen bir tek kişiden ibaret. Hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan hem parti başkanı. O, elbette ki Anayasa'ya uymaz, elbette ki Anayasa Mahkemesinin kararına saygı duymaz.

Sayın milletvekilleri, demokratik bir hukuk devletiysek bu keyfîliği kim denetleyecek? Biliyoruz ki bu iktidar artık mali açıdan denetlenemiyor. Sayıştay devre dışı bırakılmış durumda. Hukuken de denetlenemiyor. Yüksek yargı çay toplama seanslarında cübbesine ilik arama telaşında. Meclisin denetim yetkisi zaten kaldırıldı, artık siyasi denetim de yok. Halkın sandıkta yapacağı denetime gelecek olursak onu da YSK toptan çalıyor. Hep birlikte yapalım, ruhuna el Fatiha. Evet, medya denetimine gelince, muhalif basına operasyonlarla gözdağı veriliyor, yandaş medya tek tek yemleniyor. Peki, bu iktidarı kim denetleyecek? Görülen o ki hukuk devleti ilkesinin güvencesi olarak kurulan Anayasa Mahkemesi iktidar partisini hukuki bir zeminde tutmak yerine kendisi tamamen siyasetin kontrolü ve denetimi altına girmiştir. Burada şu tarihî hatırlatmayı yapmak isterim: Nazi rejiminin binlerce muhalifi idama yollayan mahkemesinin başyargıcı, Hitler'e yazdığı mektupta şöyle diyor: "Führerim, bizim mahkemelerimiz bir karar verirken kararı veren hâkim siz olsanız ne karar verecek idiyseniz biz de o kararı vereceğiz." Tarih bu hâkimleri de yargıladı ve lanetledi. Bu durumdan pay çıkarması gerekenler çıkarsın lütfen.

Bu Anayasa Mahkemesi, kendini inkâr eden bir mahkemedir. Bu mahkeme aynı olayla ilgili iki farklı karar verebiliyor. Anayasa Mahkemesinin milletvekilimiz Mustafa Balbay hakkında kumpas davaları sürecinde verdiği bir karar var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Arkadaşlar, oradan tehdit ediyor.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Bir milletvekilinin uzun tutukluluğunun hak ihlali olduğunu söyleyen bu karar, şimdi Balbay durumundaki milletvekili Gülser Yıldırım hakkında tam tersi bir karara dönüştü.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Gelsin, yiğitse gelsin, erkekse gelsin.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Sayın Veli Ağbaba, konuşmak istiyorum, izninle.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Oraya söyle.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Başkana söylüyorum o zaman, müdahalenizi istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, lütfen müdahale etmeyin konuşmacıya.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Mahkeme, aynı mahkeme; heyet, aynı heyet ama karar, aynı karar değil. Neden? Çünkü kararın biri darbeden önce, bir diğeri darbeden sonra verildi sevgili arkadaşlar. Bu mahkeme sadece kendisini inkâr eden değil, aynı zamanda imha eden bir mahkemedir. KHK'ler Anayasa'ya uygun mu, değil mi, bunun denetiminden kendi rızasıyla vazgeçmiştir. Anayasa'nın kendisine verdiği görev ve yetkiyi reddetmiştir. KHK'lerle ilgili gelen itirazlara "Yetki benim dışımda." diyerek dosya kapağını kaldırmadan talepleri reddetmiştir. Mahkeme bu kararıyla Anayasa'yı rafa kaldırmıştır. OHAL sürecinde yürütmenin denetlenemeyeceğini, böylelikle yürütmenin her istediğini yapabileceğini söyleyerek bir bakıma anayasasızlığın yolunu açmıştır. Evet, dikkatli söylüyorum, bu kararla 20 Temmuz sivil darbesi tamamlanmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, "Bir OHAL kararnamesiyle Anayasa Mahkemesi de kaldırılırsa ne olacak?" sorusu aklınıza gelebilir. Bunun cevabını mahkeme kendi kararıyla verdi, dedi ki: "Bizi kapatmanıza dair bir KHK çıkarmanıza gerek yok, biz bu kararımızla kendi kendimizi kapattık zaten." Evet, bir canlı bomba misali kendini imha etmiş olan bu mahkemeye bütçe ayırmaya gerek var mı? Cevabını söylüyorum: Elbette ki yok. (CHP sıralarından alkışlar) Anayasa'ya değil, saraya bağlı olan mahkemenin adı "saray mahkemesi" olarak değiştirilmelidir ve bütçesi de sarayın örtülü ödeneği üzerinden karşılanmalıdır sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

On beş yıldır Türkiye'yi getirdiği yerde, yargının tepesindeki Yargıtay Başkanı yargıya güvenin yüzde 70'lerden yüzde 30'lara indiğini söyledi. Bu söz darbeden önceydi. Şimdi söylüyorum, gidin sorun vatandaşa, kaç kişinin bu yargıya güveni kalmış, gidin sorun.

Söylemiştim, yine söylüyorum, bir daha söylüyorum: Topluma kendinizi dinî duyarlılık içinde gösterdiniz, dini siyasete alet ettiniz. Bu konuda zerre kadar samimiyetiniz varsa, reddedemeyeceğiniz bir referanstan bahsedeceğim. Hazreti Ali'ye sormuşlar: "Devletin dini var mı?" demişler. Cevap vermiş: "Var, devletin dini adalettir." demiş. (CHP sıralarından alkışlar) Devletin dini adalet olmalıdır.

Sayın Başkanım, izin verirseniz, çok insani bir meseleyle ilgili bir cümle kurmak istiyorum, kesilen süreyi dikkate alarak. Hepimizi ilgilendiren bir konu, hepimizi ilgilendiriyor Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Hiç kimse için uzatmadım, sizin için de uzatamayacağım.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Akciğer hastası olan bir Meclis çalışanıyla ilgili efendim.

BAŞKAN - Tamam, tamamlayın, sözünüz vardı, zamanınız vardı ama.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Peki, sevgili arkadaşlarım, on beş yıldır Mecliste danışmanlık yapan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ YILMAZ (Devamla) - ...emekçi arkadaşımız Celal Özcan yedi aydır akciğer nakli beklemekte.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Verin Sayın Başkan, bir dakika verelim.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Konu bu Başkanım. Uygun mudur?

BAŞKAN - Buyurun.

NECATİ YILMAZ (Devamla) - Baştan söylüyorum: On beş yıldır Mecliste danışmanlık yapan emekçi arkadaşımız Celal Özcan yedi aydır akciğer nakli beklemekte. Hastalığında son aşamaya gelen arkadaşımızın yaşama tutunması için buradan tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum: Kendisi şu anda Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde yatıyor. Akciğer organ bağışı konusunda tüm yurttaşlarımızı duyarlılığa çağırıyorum.

Genel Kurulu saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yılmaz.