Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı İlk Görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:34
Tarih:11/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı İlk Görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve bizi izleyen değerli vatandaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine başlıyoruz. Bu kanun tasarılarının Genel Kurula getirilmesinde emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Çok Değerli Başkanı ve üyelerine, bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nı küresel ekonomide ve Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan gelişmeler ile geleceğe yönelik beklentileri ve tahminleri esas alarak, bunlara bakarak hazırladık. Bu çerçevede, konuşmamda dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmeler, orta vadeli program hedeflerimiz, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı, 2017 yılı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri, 2018 yılı merkezi yönetim bütçesi ve gelir politikalarına ilişkin açıklama ve değerlendirmelerde bulunacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel finansal kriz sonrası dönemde küresel ekonomik büyüme oranları, olağanüstü parasal ve mali teşviklere rağmen kriz öncesi seviyelere ulaşamamıştır. 2003-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,1 büyüyen küresel ekonomi, krizi takip eden 2011-2017 döneminde yıllık ortalama 3,6 büyümüştür. Bu dönemde ortalama büyüme oranı, gelişmiş ülkelerde yüzde 2,7'den 1,8'e, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 7,7'den yüzde 5'e düşmüştür.

Büyüme oranlarının aşağıya gelmesinde küresel ekonomide yaşanan makro ekonomik sorunlar, politik ve demografik faktörler ile jeopolitik gerginlikler etkili olmuştur. Verimlilik artışını destekleyecek reformlarda gecikme yaşanması, borçluluk oranlarının her yıl artması, bankacılık sistemlerindeki sorunların giderilememiş olması, korumacılık eğilimlerinin artması, yaygın ve kronik göç sorunlarının ortaya çıkmasıyla global nüfusun yaşlanması, global kriz sonrası dönemde potansiyel büyüme oranını sınırlayan temel faktörler olmuştur.

Kriz sonrası dönemde küresel ticarette küresel büyüme oranlarında yaşanan düşüşten daha belirgin kayıplar yaşanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel finansal kriz sonrası dönemde zayıf seyreden ekonomik büyüme, 2016 yılının ikinci yarısından itibaren canlanma trendi içerisine girmiştir. Büyümenin genele yaygın olduğu görülmektedir. Bu canlanmada gelişmiş ülkelerdeki güçlenen ekonomik faaliyetler etkili olmaktadır. Küresel politik risk ve belirsizliklerin nispeten azalmış olması, finansal koşullardaki elverişli ortam, toparlanan emtia fiyatları ile tüketici ve yatırım güvenindeki artış, küresel ekonomik faaliyetlerdeki canlanmayı desteklemektedir.

2016 yılında yüzde 3,2 oranında büyüyen küresel ekonominin 2017 yılında yüzde 3,6 büyümesi beklenmektedir. 2018 yılında ise daha çok, gelişmekte olan ülkelerin sürükleyeceği büyüme trendi içerisinde küresel ekonominin yüzde 3,7 büyümesi beklenmektedir.

Küresel ticaret, 2003-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 8,5 büyümüşken 2011-2017 döneminde büyüme oranı yarıdan daha fazla, 3,8'e gerilemiştir. 2016 yılının ikinci yarısından itibaren canlanan global ekonomik faaliyetler, küresel ticareti de olumlu yönde etkilemiştir. Bu çerçevede, 2017 yılında küresel ticaretin yüzde 4,2 büyümesi beklenmektedir.

Gelişmiş ülkelerde ekonomik faaliyetler genele yaygın bir şekilde artmaktadır. Bunda, devam eden genişletici para ve maliye politikaları ile küresel ticaretteki toparlanma, büyüme ve yatırımlar etkili olmaktadır. 2016 yılında yüzde 1,7 büyüyen gelişmiş ekonomilerin 2017 yılında yüzde 2,2 büyümesi tahmin edilmektedir. 2018 yılında ise gelişmiş ülke ekonomilerindeki büyümenin bir miktar aşağıya geleceği, yaklaşık olarak yüzde 2 olarak gerçekleşeceği beklenmektedir.

Bununla birlikte, son aylarda ortaya çıkan yeni göstergeler işaret etmektedir ki küresel ekonominin genelinde ve gelişmiş ülkelerdeki büyüme trendi yukarı yönlü bir gelişim izlemektedir.

2016 yılında yüzde 1,5 büyüyen ABD ekonomisinin 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 2,2 ve yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor.

Genişletici para politikası, istihdamdaki iyileşme, artan dış ticaret ve yatırım harcamalarıyla avro bölgesinin 2017 yılında yüzde 2,1 büyümesi beklenmektedir. Bu oran, avro bölgesinde son on yılda yaşanan, kaydedilen en büyük büyüme oranıdır. 2018 yılında ise parasal desteklerdeki kısmi azalma ve potansiyel büyüme oranının bir miktar aşağı gelmesi nedeniyle, avro bölgesinde büyüme oranı yüzde 2'nin altında olacaktır.

2016 yılında yüzde 4,3 büyüyen gelişmekte olan ülkelerin 2017 yılında yüzde 4,6; 2018 yılında ise artarak yüzde 4,9 büyümesi bekleniyor. Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerin ise büyüme oranının yüzde 2,4'ten 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 3,3'e ulaşacağı öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emtia fiyatlarında 2016 yılından bu yana bir yükselme trendi görüyoruz. Genel emtia endeksinin yükselmesinde gelişmiş ülkeler ve Çin ekonomisindeki iç talep canlanması etkilidir. Başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarının 2016 yılına göre önemli ölçüde artmış olmasına karşın, küresel enflasyonun 2017 yılında 2016 yılına göre sınırlı oranda artarak yüzde 3,1 olması bekleniyor. Küresel ekonomik faaliyetlerdeki artışa rağmen, iş gücü piyasasındaki arz fazlası ile düşük ücret artışları, küresel enflasyonist baskıları sınırlandırıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ABD ve avro bölgesinde para politikalarının tedricî olarak sıkılaşması, ancak küresel finansal koşulların büyümeyi desteklemeye devam etmesi beklenmektedir. 2017 yılında, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı güçlü seyretmektedir. 2015 ve 2016 yıllarında 120 milyar dolar olan gelişmekte olan ülkelere brüt sermaye girişleri, 2017 yılının ilk sekiz ayında 200 milyar dolara ulaşmıştır. Küresel ekonomide kısa vadede elverişli finansal ortamın devam etmesi ve küresel risk algısının düşük kalması, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını ve büyümeyi de destekleyecektir. Küresel ekonomide kısa vadeli riskler daha dengeli hâle gelirken orta-uzun vadede aşağı yönlü riskler ağırlığını korumaktadır. Yüksek borçluluk, küresel ekonomi için en önemli risk unsurudur. Küresel borç, 2017 yılında 226 trilyon dolara ulaşarak dünya hasılasının yüzde 324'üne ulaşmıştır. Brexit sürecinin Avrupa Birliğinin geleceği ile küresel reel ve finansal piyasalar üzerinde farklı riskleri beraberinde getireceği de muhakkaktır.

Cari dengelerdeki açılma, küresel riskleri tetikleyen önemli faktörlerden birisidir. Cari açık veren ülkelerin yüksek oranda cari açık, cari fazla veren ülkelerin de yüksek düzeyde fazla vermesi bu riskleri derinleştirmektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik -global anlamda söylüyorum- her geçen gün daha da büyük bir küresel sorun hâline gelmektedir. Küresel kriz sonrası dönemde, gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin kapsayıcılıktan uzaklaşmasıyla ücret gelirlerinin daha düşük oranda artması neticesinde hane halkları gelirlerinde artış sınırlı olmuştur. Bu gelişme, düşük ve orta gelirli hane halkları bakımından uygulanmakta olan ekonomik politikalara ilişkin algıyı olumsuz yönde etkilemiştir. Bu ülkelerde yani gelişmekte olan ülkelerde yapısal ekonomik reformlar ile kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikaların hedeflenen ölçüde uygulamaya konulamaması yerine içe dönük ve korumacı ekonomik politikaların ön plana çıktığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan bu yaklaşımların önümüzdeki dönemde bir yandan bu ülkelerde ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirme riskini, diğer yandan farklı kanallar üzerinden küresel büyüme ve küresel ticaret üzerinde aşağı yönlü riskleri beraberinde getireceği muhakkaktır.

Yaşlanan nüfus, önemli ekonomik ve sosyal sonuçları da beraberinde getirmektedir. Global anlamda, yaşlanan nüfus ve düşük doğum oranlarıyla birlikte iş gücünde görece olarak azalma, verimlilik oranlarında düşüş, artan emeklilik ve sağlık harcamaları, düşen vergi gelirleri gibi sebeplerden dolayı demografik yaşlanmanın ekonomik dinamikleri zayıflattığı görülmektedir. Büyümedeki yavaş toparlanmanın bir diğer sebebi de iş gücündeki verimlilik artışlarının kriz öncesi döneme göre daha düşük seyrediyor olmasıdır. Küresel kriz, iş gücü verimlilik artışını da yavaşlatmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ekonomiye ilişkin bu gelişme ve beklentiler, Türkiye ekonomisi üzerinde orta vadeli program döneminde dış talep, sermaye girişleri, finansman ve fiyatlar kanalıyla doğrudan; üretim, yatırım ve istihdam yönüyle de dolaylı olarak çeşitli etkiler meydana getirecektir. 2016 yılının ikinci yarısından itibaren küresel ekonomik faaliyetlerde ve özellikle avro bölgesi ekonomilerinde ortaya çıkan canlanma ile genele yaygın ekonomik büyüme, 2018-2020 döneminde dış talep kanalı üzerinden ekonomik büyüme oranlarımızı yukarıya çekecektir. Yani dış konjonktürdeki olumlu gelişmeler, Türkiye ekonomisine büyüme bakımından olumlu yönde yansımaları da içermektedir.

Ayrıca emtia ihracatçısı ülkelerde iyileşen büyüme görünümü ve jeopolitik gerginliklerin azalması da başta yakın ticari ve ekonomik ilişkiler içinde olduğumuz ülkeler üzerinden ihracatımıza ve turizm gelirlerimize önemli katkılar sağlayacaktır. Küresel emtia ve varlık fiyatlarındaki dalgalanmanın azalması, finansal piyasaların istikrar kazanması ve küresel ticaretin artması, Türkiye'nin orta vadede cari işlemler dengesinin sürdürülebilirliğine katkı yapacak, finansal istikrarımıza destek sağlayacaktır. Gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikalarından çıkış sürecini kademeli ve yıllara yaygın bir şekilde uygulamaları, küresel finansal koşullar, hem beklentiler hem de finansman kanalıyla büyümemize mutlaka destek verecektir. Bu gelişme, gelişmekte olan ülkelere yönelik güçlü sermaye akışını destekleyecektir. Bu kapsamda önümüzdeki yıllarda ülkemize yönelik küresel sermaye akımları da bu gelişme ortamı içerisinde olumlu bir görünüm arz edecektir.

Ayrıca, küresel finansal koşullardaki olumlu gidişatla ülkemizdeki makro ekonomik istikrar, uluslararası firmaların ülkemize doğrudan yatırım kararlarını da pozitif yönde etkileyecektir. Emtia fiyatlarındaki yatay seyir beklentisi ve finansal kırılganlıkların azalması da kur ve fiyat istikrarı üzerinden enflasyon üzerindeki baskıları azaltacak ve cari açığımızı kontrol altında tutmamıza destek verecektir.

Yakın vadede küresel ekonomide aşağı yönlü riskler düşük olmakla birlikte, orta vadede değindiğimiz riskler geçerliliğini sürdürmektedir. Bu risklerin, orta ve uzun vadede küresel ekonomik büyümenin beklenenden daha düşük gerçekleşmesine sebebiyet vermesi mümkündür. Orta ve uzun vadede küresel risklerin aşağı yönlü olması, Türkiye'nin temel makro finansal dengelerini sağlıklı tutmaya devam etmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede makro finansal istikrarın sürdürülmesi, mali disipline devam edilmesi ve yapısal reformların orta ve uzun vadede ortaya çıkacak riskleri bertaraf edecek şekilde gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede orta vadeli programda makro finansal istikrarı güçlendirecek, mali disiplini kararlılıkla devam ettirecek ve yapısal reformları hayata geçirecek stratejileri ve hedefleri de belirlemiş olduk.

Geneli itibarıyla söylemek gerekirse yakın vadede küresel ekonomide yaşanan olumlu gelişmeler ve ileriye dönük olumlu beklentiler, 2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program döneminde Türkiye ekonomisine hem dış talep kanalından hem küresel sermaye akımları kanalından hem fiyatlar kanalından hem de doğrudan yatırımlar kanalından olumlu yönde destek verecektir ve bu sayede, önümüzdeki üç yıllık süreçte, Türkiye ekonomisi üretme, yatırım yapma, istihdam üretme ve ihracattaki yakalamış olduğu ivmeyi daha da yukarıya çekme imkânı bulacaktır. Bu, son derece önemli bir faktördür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak son on beş yılda siyasi istikrar ve güveni tesis ettik. Uygulamaya koyduğumuz ekonomik politikalar sayesinde bu dönem, yüksek büyümenin tesis edildiği, ekonomide yapısal dönüşümün gerçekleştirildiği, yatırım, üretim, istihdam ve verimliliğin arttığı, enflasyon ve faizlerin düştüğü, refahın ve gelir adaletinin pekiştirildiği bir dönem oldu. Bizden önceki son on üç yılda ekonomide ortalama büyüme oranı yüzde 3,6'yken 2003-2007 döneminde yüzde 7,3, 2010-2017 döneminde yüzde 6,7, 2003-2017 döneminde ise ortalama yüzde 5,7 büyüdük. Küresel finansal kriz sonrası dönemde birçok ekonomi düşük büyüme sarmalına girmişken Türkiye, ekonomisinde bu dönemde güçlü büyüme trendini devam ettirebilen gelişmekte olan nadir ülkelerden birisi olmuştur. Türkiye ekonomisi, 2011-2017 döneminde yıllık ortalama yüzde 6,4 büyümüştür. Bu dönemde büyüme oranı, Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 3,3, ABD ve avro bölgesinde ise sırasıyla yüzde 2,1 ve yüzde 1,1 olarak gerçekleşmiştir. Ne söylemiştim? Aynı dönemde Türkiye'de ortalama büyüme oranı 6,4 oranındadır. Yani, Çin ve Hindistan hariç ülkelerin 2 katı, gelişmiş ülkelerin ortalamalarınınsa 3 katı nispetinde sürekli, kesintisiz bir büyüme trendini de yakaladık. Bu, Türkiye ekonomisinin küresel kriz sonrası dönemde sağladığı olağanüstü performansı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

AK PARTİ olarak iktidara geldikten sonra her alanda yapısal dönüşümü gerçekleştirdik. Bu dönemde reel sektörün önünü açacak, rekabet gücünü artıracak, dünya ticaretinden daha büyük pay alarak küresel değer zincirinde ekonomiyi yukarıya çekecek reformlara imza attık.

Türkiye ihracatının küresel ihracattaki payı on beş yıl önce yüzde 0,54 idi. Bugün Türkiye ihracatının küresel ihracat içindeki payı yaklaşık yüzde 1'e kadar geldi. İhracat gerçekleştirdiğimiz ülke sayısı on beş yıl önce 208'ken bugün Türkiye'nin ihracatçıları 227 ülkede ihracat seferberliği anlayışı içerisinde ihracat yapıyor, Türkiye'de ürettikleri bütün ürünleri global pazarlarda, bu rekabet ortamı içerisinde, ne yapıyor, ticarete konu edebiliyor.

İhracatımızda ilk 5 ülkenin ağırlığı on beş yıl önce yüzde 46,5'ti. Yani Türkiye'nin ihracatı az sayıda ülkeye bağımlıydı. Şu anda bu oran yüzde 33'e kadar düştü. Ne yapmış olduk? Bağımlılığı bu anlamda azalttık, ihracatta pazar çeşitlemesine, ülke çeşitlemesine gitmiş olduk. Dünya ticaretindeki toplam payımız on beş yıl önce yüzde 0,66'yken şu anda bu oran yüzde 1'i geçti. On beş yıl önce Türkiye'de sadece bir sektörde 5 milyar dolardan fazla ihracat yapılabilirken şu anda Türkiye'de 10 sektör 5 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiriyor.

On beş yıl önce 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ülke sayısı sadece 8'di, şu anda bu sayı 32'ye çıktı; bu da Türk ihracatının geldiği aşamayı göstermektedir.

Yine, 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün sayısı 2003 yılında 9'du, şu anda 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün sayısı 33'e çıkmış oldu.

On beş yıl önce 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan il sayısı sadece 5'ti, şu anda 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan şehir sayısı 17'yi aşmış oldu.

2003 yılında Türkiye'de 70 organize sanayi bölgesinde 26 bin işletme vardı, şu anda Türkiye'de bunu 70 OSB'den 173 OSB'ye çıkardık, işletme sayısını da 26 binden 50 binin üzerine çıkarmış olduk.

Türkiye ekonomisinin katma değerinin dünya ekonomisindeki katma değeri içindeki payını da bu dönemde olağanüstü ölçüde artırdık. 2002 yılında bu oran yüzde 0,71 iken şu anda bu oran yüzde 1,24'ü aşmış oldu.

İmalat sektörümüzün Küresel Rekabetçilik Endeksi'ndeki yeri de son on beş yıllık süreç içerisinde iyileşti ve şu anda ülke olarak 29'uncu sıraya yükselmiş olduk.

2003-2016 dönemi içerisinde Türkiye ekonomisindeki büyümenin esas itici gücü özel sektör yatırımları olmuştur. Özel sektör yatırımlarıyla ivmelenen büyüme trendi artarak bu dönemde devam etmiştir. 2003-2016 yılları arasında özel sektör yatırım harcamaları reel olarak 2,5 kat artarken, yatırımların millî gelir içindeki payı da yüzde 20'den yüzde 29'a çıkmıştır. Bu, Türkiye'nin orta ve uzun vadede büyüme potansiyelini yukarıya çeken esas itici güç olmuştur.

Türkiye bu dönemde hem üretim hem de verimlilik artışını da yaşamıştır. 2003-2016 döneminde imalat sektöründe verimlilik yüzde 49 oranında artmıştır ve bu dönemde ülke olarak AR-GE'ye yapmış olduğumuz harcamaları da olağanüstü ölçülerde artırdık. AR-GE, inovasyon ülkemizin kalkınmasının temel itici gücü olacak. Bu çerçevede AR-GE harcamaları 2003 yılında millî gelirin sadece 0,51'i iken şu anda bu oran yüzde 1'e yaklaşmış durumda yani AR-GE harcamalarında neredeyse 2 kat artışı bu dönemde gerçekleştirmiş olduk.

2003-2007 döneminde yıllık ortalama 11,4 milyar dolar olarak gerçekleşen doğrudan uluslararası yatırım, 2011-2017 döneminde 13,8 milyar dolara yükselmiştir yani küresel kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi uluslararası doğrudan yatırımlardan daha fazla pay almıştır, Türkiye'ye bu anlamda gelen yatırımlar artmıştır. Son on beş yılda ülkemize gelen doğrudan uluslararası yatırım tutarı 188 milyar doları aşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde istihdamı destekleyen makro ve mikro birçok düzenleme yaptık, reform gerçekleştirdik, istihdamın her yıl artması için olağanüstü gayretler gösterdik. Türkiye ekonomisi gerek iş gücüne katılım oranlarında gerek istihdamda, özellikle küresel kriz sonrası dönemde uluslararası sayılabilecek olağanüstü başarılara imza attı. Son on yılda Türkiye'de iş gücüne katılım oranı 8 puan arttı. Aynı dönemde gelişmekte olan ülkelerde iş gücüne katılım oranları neredeyse küresel kriz öncesi seviyelerde kalmış oldu. Biz buna rağmen hem iş gücüne katılım oranını artırdık hem de istihdamı kesintisiz bir şekilde, içeride ve dışarıda yapılan bütün operasyonlara rağmen, bütün kriz senaryolarına rağmen, sürekli bir şekilde artırdık. 2005 yılında yüzde 23,3 olan kadınların iş gücüne katılım oranı da 2016 yılında yüzde 32,5'e çıkmış oldu. Bu da istihdam alanında Hükûmet olarak izlediğimiz politikaların ne kadar doğru, ne kadar isabetli olduğunu ortaya çıkarıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye 1990'lı yıllarda uygulanan yanlış para ve maliye politikaları ve gerekli mali reformların yapılmaması sonucunda ciddi sorunlar yaşadı ve yüksek bütçe açıkları ile sürdürülemez borç stokları âdeta Türkiye ekonomisinin bir parçası hâline geldi. Hükûmet olarak iktidara geldikten sonra kamu maliyesi alanında yaptığımız reformlar sayesinde bütçe açıklarını ve borç stoklarını çok düşük seviyelere indirdik. Türkiye'de ekonomide sağlanan istikrarın en önemli bileşenlerinden bir tanesi kamu maliyesi alanında sağladığımız istikrar ve sürdürülebilirlik olmuştur. On beş yıl önce biz iktidara geldiğimizde genel devlet açığının millî gelire oranı yüzde 10'un üzerindeydi. 2016 yılında bu, yüzde 1,3'e kadar inmiş oldu. Yine, borç stoku 2000'li yılların başında olağanüstü ölçülerde, millî gelire göre yüksek seviyelere çıkmıştı, yüzde 72'nin üzerinde bir borcun millî gelire oranı söz konusuydu. Burada da gerek ekonomik istikrarı sağlamış olmamız gerek son on beş yılda yüksek büyüme oranlarını sürekli bir şekilde gerçekleştiriyor olmamız borcun millî gelire oranını da olağanüstü ölçülerde azalttı ve Türkiye'nin bugün borcunun millî gelire oranı yani kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 28,1'e kadar düşmüş oldu. Küresel kriz sonrası dönemde Türkiye hem bütçe açığı hem de borç yükü bakımından hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrıştı. Ne demek istiyorum? Küresel kriz sonrası dönemde birçok ülkede; Avrupa Birliği, OECD ülkelerinde önce bütçe açıkları hızlı bir şekilde yukarılara doğru giderken, ardından kamu borcunun millî gelire oranı artarken Türkiye, bu dönemde hem OECD ülkeleri arasında hem de gelişmekte olan ülkeler arasında bütçe açığını aşağıya indirebilen, borç yükünü düşürebilen nadir ülkelerden birisi olmayı da başardı.

2010-2016 döneminde gelişmiş ülkelerde bütçe açığının millî gelire oranı ortalama yüzde 5,3; OECD ülkelerinde ortalama 4,8. Gelişmekte olan ülkelerde kaç? Yüzde 2,5. Peki, Türkiye'de kaç? Yüzde 1. 2012 yılından itibaren ardı ardına bütün yıllarda genel devlet açığını neredeyse sıfıra indirecek kadar kamu maliyesinde olumlu bir performans sağladık. Bu açıdan bakacak olursanız, gerek OECD ülkeleri arasında gerek G20 ülkeleri arasında gerek gelişmekte olan ülkeler arasında bugün Türkiye'nin kamu maliyesinin dengeleri, göstergeleri, Türkiye ekonomisinin ne kadar sağlıklı olduğuna açıkça işaret etmektedir.

Benzer şekilde, borç yükümüz de küresel ölçüde görece olarak düşük bir seviyededir.

Küresel kriz sonrasında hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler arasında kamu borç stokunun millî gelire oranını azaltabilen ve bütçe açığını düşük seviyelerde tutabilen nadir ülkelerden birisi olduğumuzu biraz önce ifade etmiştim. Özellikle 2010-2016 döneminde düşük bütçe açıkları sayesinde borç stokumuzun millî gelire oranı 12 puan aşağı gelmiş oldu.

2000'li yılların başında kamu maliyesinde ve kamu borç göstergelerinde yaşanan olumsuzluklardan sonra Hükûmet olarak kamu maliyesi alanında ve ekonomide sağladığımız başarılar sadece borcun millî gelire oranını azaltmadı, aynı zamanda borçlanmanın kalitesini de yukarıya çekti. Burada neye bakmak lazım? Borçlanma içerisinde ne kadar kendi paranızla borçlanabiliyorsunuz, ne kadar yurt dışında dolar cinsinden, euro cinsinden borçlanıyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin döviz cinsi borçlanmaları son on beş yılda oransal olarak aşağıya gelirken kendi paramızla borçlanma oranlarımızsa yukarılara geldi. Aynı şekilde borcun vadesi... Eskiden Hazine üç aylık, altı aylık bir borçlanmaya çıktığı zaman "Acaba üç aylığa, altı aylığa teklif gelecek mi?" diye insanlar endişe içerisinde bunu izlerdi. Faiz oranlarının yüzde 100'leri geçtiği, kriz anlarında yüzde binleri geçtiği dönemlerde Hazinenin, Hazineden sorumlu müsteşarlığın, Hazineden sorumlu bakanın ne kadar ter döktüğünü herhâlde tahmin edebilirsiniz. Hâlbuki bugünlere bakıyoruz, bugün artık Türkiye, gerek içeride gerek dışarıda borçlanmaya çıkarken çok uzun vadelerde borçlanabilmektedir. İç piyasalardan TL cinsi borçlanırken altı yıldan daha fazla bir borçlanmaya çok rahat çıkabiliyoruz ve bugün Hazine borçlanmaya çıktığı zaman da alacağı borçtan katbekat daha fazla bir talebin de geldiğini görüyoruz. Bu açıdan, kamu maliyesi ve kamu borç göstergelerinde sağladığımız başarı bizim önümüzdeki yıllarda da ekonomimize büyük bir destek verecek.

Biraz önce ifade etmiştim, makroekonomide sağladığımız istikrar, kamu maliyesinde sağladığımız sürdürülebilirlik, toplumsal refahı bu dönemde artırdı. Kişi başına millî gelirimiz son on beş yılda 3 kat arttı. 3.500 dolardan devraldığımız kişi başına millî geliri bugün 11 bin dolara getirdik. 2023 yılında, inşallah, Türkiye, kişi başına millî gelir bakımından en yüksek gelirli ülkeler grubunda olacak, bunun gayreti ve çabası içerisinde olacağız.

Türkiye bu dönemde, aynı zamanda, gelişmiş ülkelerle aradaki açığı da kapattı. 2000'li yılların başında Türkiye ekonomisinin AB ekonomisiyle mukayesesinde, aşağı yukarı, biz onların kişi başı gelir olarak üçte 1'i civarındaydık. Bugün Türkiye'nin kişi başına millî geliri AB ekonomilerinin kişi başına millî gelirinin yüzde 63'üne kadar gelmiştir. Yani, Türkiye bu dönemde koşmuştur, maraton koşusuna çıkmıştır ve AB ülkeleriyle aradaki açığı kapamıştır, kapamaya da devam ediyor. İnşallah, çok yakın bir zaman içerisinde, 2023'te Türkiye ekonomisinin bu gücünü bu göstergelerde çok kuvvetli bir şekilde görmüş olacağız.

Yine, bu dönemde gelir dağılımında da olağanüstü iyileşmeler yaşanmıştır. Fakirlik azalmıştır, kişi başına gelir dağılımında da Türkiye önemli mesafeler elde etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz darbe girişimi sonrası uyguladığımız doğru makroekonomik politikalar ve aldığımız tedbirler sayesinde ekonomimiz hızlı bir şekilde toparlandı. Burada, biliyorsunuz, gerek para politikasında gerek makro ihtiyati politikalarda gerekse vergi düzenlemelerinde önemli adımlar attık. 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında ekonomide meydana gelebilecek sıkıntıları önceden görüp hızlı adımlarla ve doğru adımlarla ekonomide hızlı bir toparlanmayı bu dönemde yakaladık. Burada, tek tek, sizlere aldığımız tedbirleri saymak istemiyorum ama her alanda çok hızlı tedbirler almak suretiyle ekonomide hızlı bir toparlanmayı yakaladık, 2016'nın üçüncü çeyreğinde daralan Türkiye ekonomisi 2016'nın son çeyreğinde çok hızlı bir toparlanmayı sağladı ve Türkiye ekonomisi, 15 Temmuz sonrası sıkıntılara rağmen, 2016 yılında yüzde 3,2 büyüyerek kesintisiz büyüme trendini devam ettirdi.

Yine, 2017 yılı başından itibaren ekonominin her alanında, yatırım, üretim, ihracat, tüketim, güven endeksleri, bütün göstergelerde aybeay, her ay artan ölçüde ekonomideki toparlanmayı yaşadık. Ekonomideki toparlanmanın sadece bazı sektörlerle sınırlı olmadığını, ekonominin geneline yayıldığını, ekonominin tüketim tarafında olduğu gibi yatırım tarafında da, üretim tarafında da, ihracat tarafında da güçlü bir toparlanmanın olduğunu görmüş olduk ve bu arka arkaya gelen göstergeler de, göstergelere ilişkin açıklamalar da bunu teyit etti. Kapasite kullanım oranları, PMI endeksleri, yine, bu anlamda reel kesim güven endeksleri, ihracattaki rakamlar -bunları tek tek açıklayarak sizleri de rakamlara boğmak istemem- her birisi açıklandığı dönemlerde ekonomide yakaladığımız canlanma trendini teyit etti ve 2016'nın son çeyreğinde başlayan büyümenin geçici olmadığını, bu büyümenin desteklerle beraber gelse de ekonominin temellerinin sağlam olması nedeniyle içeride yakaladığımız istikrar sayesinde genele yaygınlaştığını ve önümüzdeki döneme ilişkin büyüme trendlerimiz bakımından da son derece güçlü bir ilk başlangıç yaptığını söylemek mümkün.

Ekonominin, biliyorsunuz, birinci çeyreğinde ve ikinci çeyreğinde yüzde 5'in üzerinde büyüme rakamlarını da bu dönemde yakalamış olduk. İhracatta 156 milyar doları on iki aylık bazda geçtik; inşallah, yıl sonunda ihracatta son yılların rekorunu da kırmış olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu da şunu gösteriyor ki: Ekonomimiz güçlü, her türlü şoklara dayanıklı. Ekonominin orta ve uzun vadede gücüne işaret eden, gücünü de milletten alan bir ekonomimiz var; onu da ifade etmek gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bugün, biliyorsunuz, üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme rakamları da açıklandı. Türkiye ekonomisi 2017 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 11,1'le büyük bir rekora imza attı. Türkiye...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Büyüyen kim, büyüyen?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Millet büyüyor, ekonomi büyüyor, ekonominin üretim çarkları dönüyor; merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Yandaş zenginleri büyüdü, yandaş zenginleri. Çiftçi mi büyüdü, işçi mi büyüdü?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Bakın, bu çok önemli, Türkiye 2011 yılından beri en yüksek çeyreklik büyüme oranını bu 2017 üçüncü çeyreğinde yakalamış oldu. Üçüncü çeyrekteki güçlü büyüme ekonomideki canlanmanın da bütün sektörlere yayıldığını da gösteriyor, bu son derece önemlidir. Hizmetler, sanayi ve inşaat sektörlerinde büyüme çift hanelerde gerçekleşti.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Malta büyümüş, Man büyümüş; biz büyümedik.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Özellikle ekonomide yarattığı katma değer açısından büyük öneme sahip olan imalat sanayisi üçüncü çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre -dikkat buyurun- yüzde 15,2 büyüyerek son altı yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirmiş oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Bu kadar saldırıya rağmen büyüyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Yine makine, teçhizat harcamalarındaki canlanmaya da işaret eden güçlü bir büyüme verisini de bu sektörden aldık. 2017'nin üçüncü çeyreğinde makine, teçhizat yatırımları yüzde 15,3'le son iki yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirdi. Makine ve teçhizat yatırımlarındaki güçlü artış ekonomimizin üretken yapısı için son derece olumlu bir gelişme oldu.

Değerli arkadaşlar, üçüncü veri, üçüncü çeyrek verisi de açıklandı. Şimdi, ilk üç çeyrek verisine topluca baktığımız zaman Türkiye ekonomisi ilk üç çeyrekte ne kadar büyümüş? Yüzde 7,4 büyümüş durumdayız. Bu oran OECD ve G20 ülkeleri arasında ilk üç çeyrekte gerçekleşen en büyük büyüme oranıdır yani Türkiye büyüme bakımından ilk üç çeyrekte OECD içinde ve G20 içerisinde bir numaraya oturmuş durumdadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnşallah yıl sonunda da bu büyüme oranının güçlenerek devam edeceğini görüyoruz. Nitekim, aslında son çeyreğe ilişkin yani ekim, kasım, aralık aylarına ilişkin açıklanan öncü göstergelere baktığımız zaman, çeyreklik bazdaki büyüme trendinin canlanarak devam ettiği ve genele yaygınlaştığı görülüyor. İnşallah, biz orta vadeli programda "5,5" dedik ama herhâlde 2017 yılı sonunda büyüme oranının rahatlıkla yüzde 6'nın üzerinde olacağı görülüyor. Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye ekonomisi büyük bir sınavdan yine başarıyla çıktı bu dönemde ve 2018-2020 döneminde inşallah bu büyüme oranları daha da güçlenerek devam edecek.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Hangi ülkeden bahsediyorsunuz Sayın Bakan? Hangi ülkeden bahsediyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Herkese refah olarak yansıyacak, sizler de dâhil. Refahı bölüştürürken de hakça, adaletlice bölüştürüyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - İşçilere, işçilere! İşçiler ile çiftçilere!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılında, düşük bütçe açığı ve düşük borç yükü sayesinde sahip olduğumuz mali alanı kullanarak ekonominin büyümesine de destek olduk. Yani, 2015 yılında, 2016 yılında ve bu yıl içerisinde ekonominin ihtiyacı oldu kamu maliyesinin desteğine, ne yaptık? Bir an bile tereddüt etmedik. Güçlü kamu maliyemiz, güçlü borç göstergelerimiz kamu maliyesinin ekonomiye destek vermesinin önünü açtı. Kontrollü bir şekilde, ihtiyatlı bir şekilde ve kaynaklarımızı doğru yerlerde kullanmak suretiyle bütçe açıklarını da sürdürülebilir seviyelerde tutmak suretiyle, burada, ekonomide büyük bir başarıyı yakaladık ve her ne kadar yıl başında bütçe açığımızı 47 milyar lira civarında açıklasak da yıl sonu itibarıyla orta vadeli programda bu rakamı 61 milyar lira olarak revize ettik. Ama ben inanıyorum ki ekonominin üçüncü çeyreğinde yakaladığımız bu güçlü ivme ve dördüncü çeyrekte gelecek güçlü büyüme sayesinde bütçe açığında da inşallah yıl sonunda, orta vadeli programda açıkladığımız rakamlardan daha düşük bir bütçe açığını da gerçekleştireceğiz. Dolayısıyla mali disipline devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) - Orta vadeli programdaki dolar öngörünü de söyle Sayın Bakan, dolar öngörünü orta vadelide.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Ve değerli arkadaşlar, önümüzdeki yıllarda da -orta vadeli programı da açıkladık- kamu maliyesi alanında, özellikle yatırım, üretim, istihdam ve ihracat başta olmak üzere ve toplumsal refahın artırılması olmak üzere, kamu maliyesi her alanda ekonomiye destek olacak. Kamu maliyesi bu güçlü göstergeleriyle, bu gücüyle önümüzdeki yıllarda büyümeyi belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi olacak. Biz on beş yıldır ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz, on beş yıldır doğru işler yapıyoruz. Bu sayede, hem ekonomide, büyümede olağanüstü başarılara imza atarken diğer taraftan kamu maliyesinde de çok güçlü göstergeleri koruyabiliyoruz. Onu da sizlerle paylaşmış olayım.

2017 yılında yakaladığımız bu büyüme performansına önümüzdeki üç yılda da devam edeceğiz. Biliyorsunuz, 2018-2020 dönemine ilişkin orta vadeli programı kamuoyuyla paylaştık. Önümüzdeki üç yılda da ortalama yüzde 5,5 büyüyeceğiz. Ekonomimiz, inşallah, önümüzdeki üç yılda 3 milyon 400 bin insanımıza istihdam sağlayacak. Bu dönemde enflasyon oranları aşağı gelirken Türkiye'nin cari açığı da sürdürülebilir seviyelerde olmaya devam edecek. Bu dönemde reformlara devam edeceğiz. Ekonomide sağladığımız kalıcı istikrarın devamı için ihtiyatlı ekonomi politikalarına devam edeceğiz. Özellikle eğitim başta olmak üzere orta ve uzun vadede ekonomimizi büyütecek alanlarda yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. Her alanda olağanüstü başarılara imza attık.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hakikaten büyüdü ya(!) Eğitimde vallahi dünya ülkesiyiz(!) Eğitimde olağanüstü başarılarınız var(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Merak etmeyin, şimdi onlara da geliyorum. Kıskanmayın, kıskanmayın. Şimdi onlara geliyorum. Nereden anladınız eğitime geldiğimi?

VELİ AĞBABA (Malatya) - Allah'tan korkun ya! Konuşana bak ya! Eğitime bak, ne eğitimi ya!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Evet, arkadaşlar, 2016 yılında bütçe açığımız yaklaşık 29,9 milyar lira olarak gerçekleşti.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Eğitim ya!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Heyecanlanmayın arkadaşlar.

2017 yılında bütçe açığını 61,7 milyar lira olarak tahmin ediyoruz ama ekonomide sağladığımız bu canlanma sayesinde inşallah bütçe açığımız daha düşük seviyelerde de gerçekleşecek.

Değerli arkadaşlar, 2018 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin hazırladığı 16'ncı bütçedir. Rabb'ime şükürler olsun, bu millet on altı yıldır AK PARTİ hükûmetlerine, kendisine hizmet etsin diye bütçe yaptırıyor. Milletimize şükranlarımı arz ediyorum. Nice on altı yıllara inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, 2018 yılında da inşallah bütçe harcamalarımız yatırımı, üretimi, istihdamı destekleyecek.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Bakan, siz on altı yıldır fakir fukaraya, aça, yoksula bir şey yapmıyorsunuz. Fakire fukaraya, aileye...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - O, numara yapmak size ait olan bir şey, biz hiç numara yapmadık, siz hep numara yapıyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Aile zenginleşti ama fakir fukara yerinde sayıyor.

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, rica ederiz, lütfen müdahale etmeyiniz.

Buyurun Sayın Hatip.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Fakiri fukarası, taşeronu, hepsi aç.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Kendin inanıyor musun, söylediğine inanıyor musun?

VELİ AĞBABA (Malatya) - İnanıyorum tabii.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Tabii inanıyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Kendin inanmıyorsun söylediğine.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - İnanıyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - İnanıyorum. Bir tek yandaşları zenginleştirdiniz.

BAŞKAN - Sayın Bakan, Genel Kurula hitap edelim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Fakir fukaranın zenginleşmesine bak. Bir işsizliğe bak...

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, lütfen...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bir işçiye bak, bir memura bak, bir de zenginlere bak.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sayın Başkan, insicamımı bozuyor arkadaşlar.

BAŞKAN - Lütfen hatibin insicamını bozmayın ve olduğunuz yerden bir sataşmada bulunmayın. Sizi İç Tüzük'e riayete davet ediyorum. Rica ederim...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sabır gösterin.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bu kadar olmaz ki Değerli Başkan.

BAŞKAN - Sizi İç Tüzük'e riayete davet ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Doğruları söylesin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesi, bundan önceki bütçelerde olduğu gibi, ekonomik büyümeyi, istihdamı ve vatandaşlarımıza hizmeti esas alan bir bütçedir. AK PARTİ hükûmetlerinin uygulamaya koyduğu bütçelerin en önemli özelliklerinden birisi bütçeden faize harcanan kaynakları azaltmış olmamız, diğer taraftan vatandaşa harcadığımız kaynakları da olağanüstü ölçüde artırmış olmamızdır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayemizde dinleyen oldu, laf atmasak dinleyen bile yok ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - On beş yıl önce bu ülkede bütçe yapılırdı. Nasıl bütçe? Kolay bütçe; yarısını faize ver, geri kalan yarısını da, Allah kerim, ne varsa harcamaya çalış.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Şimdi ne kadar? 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - 2002 yılında bütçe harcamaları içerisinde faizin payı yüzde 43,2; arkadaşlar, 2018 yılı bütçesinde bu oran 10'un altına düşmüş durumda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Dolayısıyla, vatandaşımıza hizmet eden, faize giden bütçeyi sürekli olarak azaltan bir trendi görüyoruz. 2002 yılında her toplanan 100 liranın 86 lirası faize gidiyormuş.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Şimdi ne kadar? 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Değerli kardeşim, sabır göster. Not alın bunları, önemli şeyler söylüyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) - En faizci iktidar sizsiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Şimdi ne? 100 liralık verginin 12 lirası sadece faize gidiyor. Ekonomide yakaladığımız sürekli ve güçlü büyüme trendi, ekonomik ve siyasi istikrar ve güçlü kamu maliyesi dengeleri birbirini desteklemek suretiyle bir taraftan borçlanma ihtiyacını düşürürken diğer taraftan kamunun reel borçlanma maliyetlerini de önemli ölçüde aşağı çekti. Reel kamu borçlanma maliyetinin yüzde 25'leri geçtiği yılları hatırlıyoruz değil mi? Son beş yılda kamu borcunun ortalama reel borçlanması neredeyse sıfıra yakın. Dolayısıyla, bu bile vatandaştan toplanan kaynağın tekrar vatandaşa gitmesini sağlayan en önemli faktörlerden birisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesinde de bundan önceki yıllar bütçelerinde olduğu gibi en fazla kaynağı nereye ayırıyoruz? Eğitime; her zaman eğitimi en öne koyduk, eğitim bütçesini her zaman artırmanın gayreti içerisinde olduk ve 2018 yılı bütçesinden 134 milyar lira eğitime kaynak ayırıyoruz. Bu, bütçe giderlerinin yüzde 18'ine tekabül ediyor, toplanan vergi gelirlerinin de yüzde 22'sine tekabül ediyor. Yani vatandaştan aldığımız her 100 liranın sadece 20 lirasını eğitime ayırıyoruz, vatandaşımızın eğitimine her zaman özel önem veriyoruz.

2002 yılından bu yana eğitime ayırdığımız kaynağı da 11 kat artırdık. Öğretmen sayısı 500 binden 900 bine çıktı. Yükseköğretim öğrenci sayısı 1,8 milyondan 7,6 milyona çıktı. Yükseköğretimde okullaşma oranı yüzde 23'ten yüzde 42'ye çıktı. Özellikle, burada derslik sayısındaki artış da çarpıcı: 409 binden 504 bine çıktı ve bu sayede bütçeden eğitime ayırdığımız kaynakları da artırdık. 2018 yılında öğrencilerimizin eğitim kredisi için, yine öğrencilerimizin taşımalı eğitimi için, yine engelli evlatlarımızın eğitimleri için bütçeden önemli kaynaklar ayırdık ve özellikle, özel okullarda eğitimi teşvik etmek amacıyla bütçede özel bir programı da bu dönemde başlattık. Mesleki ve teknik eğitime ayrılan kaynakları artırdık.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri olarak üniversitede harcı kaldırdık. Artık, öğrencilerimiz üniversitede herhangi bir harç ödemiyorlar. Devlet olarak, öğrencilerin ödemediği harçları devlet bütçesinden üniversitelerimize aktarıyoruz. Bu dönemde üniversitelere ayırdığımız kaynağı da olağanüstü ölçüde artırdık. 2002 yılında yaklaşık 3,6 milyar liraydı üniversitelere ayrılan bütçe, şu anda bu rakam 41 milyar lirayı geçti yani 11 kat arttı. Ve üniversite sayısı 76'dan 184'e çıkmış oldu. Bu dönemde, yükseköğretimde öğrencilere verilen burs ve kredi tutarlarını da sürekli bir şekilde artırdık: 2017 yılında 425 lira olan yükseköğretim kredi tutarını ve bursunu 2018 yılında 470 liraya çıkarıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılında, eğitimden sonra en fazla kaynağı sağlığa ayırıyoruz, sağlık harcamalarına ayırıyoruz ve burada sağlık harcamalarının da bütçe içindeki payını yüzde 17'ye çıkarmış olduk yani millî eğitim ile sağlığı üst üste koyun, bütçeden yaklaşık olarak yüzde 40'a yakın sadece sağlık ve eğitime kaynak ayırıyoruz, bu son derece önemli. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Bu dönemde, sağlık insan gücünü olağanüstü ölçülerde artırdık. Bugün, bakanlık hastanelerinde, özel sektör hastanelerinde çalışan personel sayısı 259 binden 619 bine çıktı, doğuşta beklenen yaşam süresi 72'den 78'e çıktı. Bakın, uluslararası göstergelerdeki çok önemli birkaç tane göstergeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlar arasında bir ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren, o ülkedeki sağlığın ne kadar iyi olduğunu gösteren önemli göstergelerden bir tanesi, 5 yaş altı ölüm hızı: 2002 yılında, bu, her bin canlı doğumda 40 yani 5 yaş altı ölüm hızı 40. Şu anda kaç? 9,4'e düşmüş. Bu, sağlıkta sağladığımız gelişmeleri gösteren son derece önemli bir gösterge.

Yine, bebek ölüm hızı bin canlı doğumda binde 31,5'ten binde 7,3'e düşmüş. Son derece çarpıcı gelişmeler ve gerek yaşam süresi gerek doğumda gerek 5 yaş altı ölüm hızı gerek bebek ölüm hızı gibi göstergeler Türkiye'yi bu anlamda uluslararası alanda üst sıralara taşımış oldu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılında özel sektörün daha da büyümesi için, yatırımların, üretimin, istihdamın, ihracatın artması için bütçeden ayırdığımız kaynakları artırıyoruz. Bu anlamda bakıldığında, bütün özel sektör yatırımlarının aslında itici gücü kamu altyapı yatırımlarıdır ve 2018 yılında bütçeden kamu yatırımlarına -merkezî yönetim bütçesi sadece yoksa diğer idare bütçelerini katmıyorum- sadece merkezî yönetim bütçesinden yatırım harcamalarına 85 milyar lira kaynak ayırıyoruz. 2003 yılında, AK PARTİ iktidara geldiğinde yatırım harcamalarının bütçeden aldığı pay yaklaşık yüzde 6 civarındaydı, şu anda kamu yatırım harcamalarının bütçeden aldığı pay yüzde 11'i geçti yani 2 katına çıktı. Sağlık, eğitim, yatırımı üst üste toplayın, hepsi birlikte gösteriyor ki Türkiye, gerçekten, bu dönemde sağlığa, eğitime ve yatırıma olağanüstü kaynaklar ayırmış durumdadır. Eskiden kamu yatırımları başladı mı ne zaman biteceğini kimse kestiremezdi. 2003 yılında, AK PARTİ iktidara geldiğinde kamu yatırımlarının bitiş süresi ortalama sekiz yılı aşıyordu, şu anda geldiğimiz rakam dördün altında. Dolayısıyla burada da olağanüstü bir performans sağlamış olduk.

Gerek bölünmüş yol kilometre uzunluğunda gerek kara yolu, köprü ve viyadük sayılarında, kara yolu tünel uzunluğunda... Dağıtmış olduğum kitapçıkta bütün rakamlar var, tek tek burada söylemek istemiyorum ama gerek otoyolu gerek yol ağında gerek demir yolu ağında gerek hava yolu ağında gerek deniz yolu ağında Türkiye bu dönemde olağanüstü ilerlemeler kaydetti. Nitekim, aslında büyüme oranımızın yukarıya gelmesindeki en önemli faktörlerden bir tanesi de tabii ki özel sektör yatırımlarının maliyetini azaltan, yatırımlarda üretim maliyetini düşüren bu temel yatırımlar olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesi, sosyal devlet uygulamalarını artırarak devam ettiğimiz bir bütçe olma özelliğini taşıyor. 2018 yılında sosyal hizmet, sosyal yardım, sosyal destek harcamalarına bütçeden 50 milyardan daha fazla kaynak ayırıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu durumda, gerek engelli vatandaşlarımızın eğitim ve bakım ihtiyaçları gerek yaşlı vatandaşlarımızın hem gelir ödemeleri hem de onların bakımı gerekse yetimlerin, fakirlerin yani dezavantajlı bütün grupların bu sosyal yardımlara erişmesinin hem altyapısını kurduk hem bunlara erişimini sağlıyoruz hem de artan ölçüde sosyal yardımlara bu anlamda destek veriyoruz.

Yine, tarım bütçesi: 2018 yılı bütçesinden tarım sektörüne artan ölçüde kaynak ayırmaya devam ediyoruz. Tarımsal destekleme ödemelerine 14,8 milyar lira, tarım sektöründe yapacağımız yatırım harcamaları için 10 milyar lira...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Onun için samanı dışarıdan alıyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - ...kredi, sübvansiyon harcamaları için de yaklaşık 4,7 milyar lira olmak üzere 30 milyar lira tarıma bütçeden doğrudan kaynak ayırıyoruz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Vallahi samanı dışarıdan alıyoruz, samanı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) - Dolaylı olarak ayırdığımız kaynakları saysam bu rakam çok daha yukarılara gider.

Ve bu dönemde, çiftçimizin reel gelirinin artmasını sağlayacak her türlü düzenlemeleri ve uygulamaları da hayata koyduk. İnşallah, 2018 yılında mazot desteğini de 1'den 3'e çıkarıyoruz. Böylelikle, vatandaşımızın özellikle tarımsal girdi maliyetlerini de devlet olarak bir miktar biz karşılıyoruz.

Yine, reel sektöre bütçeden ayırmış olduğumuz kaynakları da hızlı bir şekilde artırıyoruz. Burada özellikle belirtmem gereken, biliyorsunuz, ihracatçılarımıza bütçeden 3 milyar liralık bir kaynak sağlıyorduk. 2018 yılında Eximbank üzerinden ilave 1 milyar lira daha destek verdik. Dolayısıyla 2016 ile 2018 yılını karşılaştırdığımda, bütçeden ihracata sağlanan destekleri yaklaşık olarak 3 kat artırdık; 1 milyar liradan 4 milyar liraya çıkarmış olduk.

Yine, küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz için bütçeden yaklaşık 1 milyar lira kaynak ayırdık. Esnafımızın gerek Halk Bankasından gerek Ziraat Bankasından kullanacağı kredinin sübvansiyon maliyetlerini bütçeden karşılayacağız ve böylelikle esnafımız kaynağa daha rahat bir şekilde erişmiş olacak.

Bu dönemde, son on beş yılda, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin de reel gelirini önemli ölçüde artırdık. 2002 ile bugünü karşılaştırdığınızda, gerek her yıl yapmış olduğumuz zamlarla gerekse ara dönemlerde yapmış olduğumuz ilave zamlarla birlikte, bugün devlet memurunun da kamu çalışanının da muhtarın da asgari ücretlinin de SSK emeklisinin de reel gelirinde önemli artışları burada yakalamış olduk.

Ben sizlerle bunları teker teker paylaşmak istemiyorum ama bütün bu yaptığımız düzenlemelerde her zaman için milleti, vatandaşı merkeze koyduk, her zaman için onlara hizmet sunmanın hem yollarını çeşitlendirdik hem de vatandaşın kamu hizmetine erişimini sağladık.

Ve bu dönemde yeni yeni hastaneler açıyoruz, yeni yeni üniversiteler açıyoruz, yeni yeni hizmet merkezleri açıyoruz. Bu dönemde, aynı zamanda, hem ayağımızı yorganımıza göre uzattık hem de bu hizmetleri sağlamak üzere kamuya ihtiyaç olan personeli de almayı başardık. 2003 yılı ile bugünü karşılaştırdığınız zaman kamuda çalışan personel sayısı artmıştır ama sebep, kamu hizmetleri artmıştır ve yaygınlaşmıştır. Artık bugün, vatandaşımız yaşadığı noktada sağlık hizmetini alabilmektedir, yaşadığı noktada eğitime ulaşabilmektedir, yaşadığı şehirde artık üniversiteye gidebilmektedir. Bunu yaparken de devlet olarak hem bu üniversiteleri kurduk hem bu hastaneleri kurduk hem de onların içinde bu görevi yapacak, bu hizmeti yapacak kamu çalışanlarını da kamu istihdamına dâhil ettik. En son, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar çerçevesinde, kamuoyuyla paylaştığımız şekliyle de taşeron yanında çalışan kardeşlerimizin de kamuya alınmalarıyla ilgili yasal bir düzenleme hazırlıklarını tamamladık, inşallah yakın bir zamanda geliyor. Böylelikle, vatandaşın ayağına hizmeti götüren kamu maliyesi ve ekonomi politikalarına devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelir politikaları alanında da daha etkin, daha basit, daha adil bir vergi sistemi oluşturacak şekilde önemli düzenlemeler yaptık. 2002 yılından bu tarafa uygulamakta olduğumuz ekonomi politikaları içinde vergi politikalarına spesifik olarak baktığınızda, özellikle dolaylı vergilerde, başta katma değer vergisi olmak üzere birçok anlamda, birçok sektörde sosyal indirimler yaptık. Sağlıkta, eğitimde, tekstil sektöründe ve birçok sosyal alanda katma değer vergisi oranlarını biz bu dönemde düşürdük, kurumlar vergisi oranlarını aşağıya çektik, gelir vergisi oranlarını aşağıya çektik ve bu dönemde ekonomide yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı destekleyecek şekilde birçok dolaylı vergiyi ya kaldırdık ya da oranlarını düşürdük. Burada özellikle organize sanayi bölgelerinde yapılan yatırımlara özel yeni teşvikler getirdik. Büyük ölçekli ve ülkemizi âdeta stratejik olarak sıçratacak yatırımlar için olağanüstü yeni teşvikler getirdik. Vergiyi tabana yayacak birçok düzenlemeyi hayata geçirdik ve bu dönemde, özellikle mükellef haklarını merkeze alan bir anlayışla vergi kanunlarında kolaylıklar getirdik, basitlikler getirdik. Vergi hizmetlerinde de hizmeti vatandaşın ayağına götürdük ve burada, özellikle, son yıllarda yapmış olduğumuz düzenlemelerle vergiye gönüllü uyumda da bir artışı görüyoruz ve bundan son derece memnunuz. Onun için, önümüzdeki dönemde de yatırımı, üretimi, istihdamı, tasarrufları, ihracatı destekleyecek vergi düzenlemelerine devam edeceğiz, vergiyi tabana yaymaya devam edeceğiz, kayıt dışılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz ve bu yolla devlet olarak bir taraftan kaynaklarımızı doğru yerlerden, doğru şekilde ve toplanması gerektiği kadar toplayacağız, vatandaşın vergi adaletine olan inancını güçlendireceğiz; diğer taraftan da topladığımız her bir kuruşun hesabı sorulacak şekilde harcanmasına özel gayret göstereceğiz. Bugün artık, her ay biz ne harcadıysak devlet olarak, Hükûmet olarak şeffaf bir şekilde vatandaşlarla paylaşıyoruz, hangi kaynağı nereye ayırdığımızı gösteriyoruz. Dolayısıyla kamu maliyesinde sağlamış olduğumuz bu şeffaflık da son derece önemli.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında Hükûmete geldiğimizden bu yana yürüttüğümüz ekonomi politikalarıyla yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı destekledik. Ekonomide büyüme ve kalkınmayı önceliklendirerek vatandaşlarımızın refahını ve ülkemizin geleceğini her zaman en başta hedef olarak belirledik. Hükûmetlerimiz döneminde kararlılıkla uyguladığımız mali disiplin politikasıyla bir yandan kamu maliyesinde istikrarı sağladık, diğer yandan kamu hizmetlerinde nicelik, nitelik ve etkinliği de artırdık. Kamu maliyesinde tesis ettiğimiz mali alanla ülkemizi şoklara karşı korunaklı hâle getirdik. Başta 15 Temmuz hain darbe girişimi olmak üzere, pek çok iç ve dış şoku da atlattık. Bu süreçte yatırım, üretim ve istihdamı destekleyen birçok desteği uygulamaya koyduk. Önümüzdeki dönemde mali disiplinden taviz vermeden, Türkiye'yi yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseltecek, küresel bir güç olma yolundaki ilerleyişini destekleyecek yapısal reform öncelikli politikalarımıza da devam edeceğiz.

Orta vadeli dönemde politika önceliklerimiz, makroekonomik istikrarın sürdürülmesi, beşeri sermaye ve iş gücü kalitesinin artırılması, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ile kamuda kurumsal kapasitenin artırılması olacaktır. 2018 yılı bütçemizi bu hedeflerle uyumlu, ülkemizin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmasını destekleyecek bir çerçevede hazırladık. 2018 yılında kamu harcamalarını ekonominin üretken potansiyelini artıran alanlarda yoğunlaştıracağız. Gelir politika ve uygulamalarımızla yatırım ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz. Böylece, bir yandan ülkemizin büyüme potansiyelini desteklerken diğer yandan güçlü kamu maliyesiyle makroekonomik istikrarı koruyacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin hazırlanmasında desteklerini esirgemeyen başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olmak üzere bakanlarımıza, Plan ve Bütçe Komisyonunun çok Değerli Başkan ve üyelerine, Bakanlığım ve diğer kamu idarelerine, kamu idarelerinde emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Genel Kurul olarak yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar için Hükûmetim ve şahsım adına sizlere şimdiden şükranlarımı arz ediyorum. 2018 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)