Konu:Kamu İhaleleriyle İlgili Kanuni Sorumluluğunu Yerine Getirmediği Ve Kamunun Zarara Uğratılmasına Sebebiyet Verdiği İddiasıyla Ulaştırma, Denizcilik Ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergenin (11/17) Ön Görüşmesi Münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:8
Tarih:16/10/2017


Kamu ihaleleriyle ilgili kanuni sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamunun zarara uğratılmasına sebebiyet verdiği iddiasıyla Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/17) ön görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan hakkında verdiğimiz gensoru üzerine önerge sahipleri adına konuşmacıyım.

Konuşmama başlamadan önce, önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal'a acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz sonra anlatacağım belki de dünya tarihinin görülmemiş düzeyde yolsuzlukları ne yazık ki halk tarafından izlenemeyecek çünkü Meclis Başkanlığı Türkiye Büyük Millet Meclisi televizyonunu kapattı. Ama, bu anlatacağımız yolsuzlukların halk tarafından izlenememesi olmadığı anlamına gelmiyor.

Değerli arkadaşlar, kamu ihalelerindeki yolsuzluklar ve rekabet yokluğu artık ekonomik bağımsızlığımızı tehdit eder hâle gelmiştir ve şeytanın dahi aklına gelmeyecek yolsuzluk örnekleri yaşanmıştır.

Değerli arkadaşlar, mesela 4734 sayılı bir Kanun'umuz var, açık ihaleyi zorunlu kılıyor ama açık ihale olduğunda yolsuzluk yapılamadığı için ihalelerin çoğu pazarlık usulü, davetiye usulü ihalelere döndürülmüş durumda.

Değerli arkadaşlar, mesela, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarında yapılan bir ihale yolsuzluk yöntemini anlatayım. Şöyle yapılıyor: İhale içerisinde diyelim 10 tane iş var. Bu işlerin 5 tanesine 5 fiyat yazılıyor, diğer 5 tanesine de onda 1 fiyat yazılıyor. Ve yaklaşık maliyetin altına düşürülerek ihale alındıktan sonra bu 5 kat fiyatlı işler tamamlanıyor, ama onda 1 yazılmış işlere gelince "Ben bu işi yapamıyorum. İhaleyi feshedelim." diyor ve ikmal ihalesine çıkıyorlar. Bu sayede 3-4 ikmal ihalesiyle 1 liraya yapılacak iş, 5 liraya yapılıyor hâle geliyor. Bu anlattıklarımın hepsini de Sayıştayın Devlet Demiryolları Raporundan sizlere anlatıyorum. Mesela, çok hüzünlü bir tespiti anlatayım: Bu Ankara-Sivas hızlı tren demir yolu için diyor ki: Başlangıçta hattın tamamı için 1,3 milyar liralık yaklaşık maliyet belirlenmişken 840 milyona bu yöntemle ihale alınmış, daha sonra birinci ikmal ihalesinde sadece bedel 2,2 milyar liraya çıkarılmış. Tespitin devamında diyor ki mesela: Ariyet kazısı çok düşük fiyatta, onu yapmıyorlar, tünel işini böyle çok yüksek fiyatlı yazdıkları için doğrudan tünele başlıyorlar. Ortada kazı yok, doldurma yok, yol gelmemiş, tünelle devam edip Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları aleyhine farklar oluşmasına sebebiyet veriyorlar.

Arkadaşlar, Bursa-Yenişehir kesimi hızlı trende, mesela, sözleşme bedelinin yüzde 96'sı kadar harcama yapılmış, işin yüzde 15'i bitmiş. Sayıştay raporunda öyle şeyler yazıyor ki gerçekten hüzün duyuyorsunuz. Ama bu yolsuzlukların en büyüğü, belki dünya tarihinin gördüğü en büyük inşaat yolsuzluğu üçüncü havalimanında oldu. 3 Mayıs 2013'te ihale yapıldı, 22 milyar 152 milyon avro artı KDV'ye yani toplam yaklaşık 26 milyara bu beşli havuz çetesine ihale verildi. Kırk iki ayda yapacaklardı. Kırk iki ayı sürenin üzerine koyduğunuzda -çünkü ihale yapıldıktan sonra bir ay sonra sözleşme yapılması gerekiyordu- normalde şimdi üçüncü havalimanının açılmış olması gerekirdi, olmadı ve 25 milyar avro ödenmesi gereken üçüncü havalimanının 90 metre denizin üstünde yapılması gerekiyordu. Üç temel husus vardı üçüncü havalimanında rekabeti belirleyen: Birincisi, deniz seviyesinin ne kadar üstünde yapılacağı; ikincisi, işletme süresi; üçüncüsü de kredi, garanti ve talep koşulları. Üçünde de yolsuzluk yapıldı.

Arkadaşlar, 3 Mayıs 2013'te yapılmış ihalenin bir ay sonra sözleşmesinin imzalanması gerekiyor ki işletme süresi başlasın. Peki, sözleşmenin imzalanması ne zaman yapıldı? İhale yapıldıktan tam iki yıl sonra, iki yıl sonra yer teslimi yapıldı. Soruyoruz "Neden?" Orman Bakanlığı izin vermemiş. Ya, bu aynı Hükûmetin bakanlığı içinde biri diğerine izin vermedi mi? Ki ihaleden önce izinlerin alınması gerekiyor. Hayır, öyle bir şey yok. İki yıl daha fazla işletilsin ki toplam ihale bedelinden bakarsanız, her yıla 1 milyar avro kamu adına kayıp yazsak 2 milyar avroyu halkın cebinden alıp bu müteahhitlerin cebine koymak için Orman Bakanlığı bahane edilerek iki yıl yer geç teslim edildi. Peki, yer teslim edilmemiş bir ihale bedeli bir projede temel atma töreni yapılır mı? Yapılmaz arkadaşlar ama Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı, yer teslimi yapılmamış bir projede tarihte görülmemiş bir şekilde dönemin Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan ne yazık ki temel atma törenini yaptı arkadaşlar.

İş bununla kalmadı, 2 milyar avro sadece süreden yapılan vurgun. Ama aynı zamanda kot farkı dediğimiz bir şey var. Havalimanının yerin 90 metre üstüne yapılması lazım ki uçak şöyle gelip iniyor, böyle kalkıyor, 90 metre üstüne yapılacak ki etrafındaki binalar ona göre ayarlansın. İhaledeki en büyük belirleyici üçüncü havalimanının 90 metre üstüne çıkarılması. Şöyle uyanıkça bir şey yapmışlar, orada bir de İstanbul kanalı yapacaklar, kanaldan çıkan hafriyatı alacaklar üçüncü havalimanını dolduracaklar o hem kanal vurgunu hem havalimanı vurgunu. O dönem ihaleye girmeden önce potansiyel teklif vericiler soruyor dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a "Bu kot düşecek mi?" "Hayır, asla düşmeyecek, 90 metreye yapılacak." Düşünün ki, bu havalimanının yapıldığı yer Şişli ilçemiz kadar, bu Meclis yerleşkesinin bin katı. Orayı 90 metre yukarı hafriyatla çıkaracaklar. 4,5 milyar-5 milyar avro civarında hafriyat maliyeti var. Peki, ihale yapıldıktan sonra ne oldu? 90 metrelik havalimanı 30 metre düşürüldü, 60 metreye düşürüldü. Bu ne demek arkadaşlar? Bu, 2,5 milyar avro inşaat maliyetlerinin düşmesi demek, tam 2,5 milyar avro kotun düşürülmesi ve pistlerin de ayrıca yerlerinin değiştirilmesi, inşaattaki bir sürü, müteahhit lehine, kamu aleyhine yapılan düzenlemelerle ortaya çıkmış zarar oldu. Şimdi, diyorlar ki: "Biz jeolojik analizler yaptık da meğer buraya havalimanı yapılamıyormuş. Şev kayıyormuş. Burada maden işletmeleri pasa bırakmış. Yer çürümüş. Biz bunu yapamazsak -ki o zaman kanalın toprağına güveniyorlardı, kanalın toprağı yumuşak toprak, buraya kaya koymaları gerekiyor- bu havalimanı işletilemez, pistler çöker, mahvoluruz." diye gelip kamuyu 2,5 milyar avro zarara sokacak şekilde kotu düşürüyorlar. Değerli arkadaşlar, böyle bir ihale yapılabilir mi? Siz başında söylediniz mi ihale yapılacaklara "Ya sen merak etme, biz inşaat süresini uzatırız; ya sen merak etme, biz iki yıl sana geç teslim ederiz, iki yıl geç teslim etmiş göründüğümüz için siz iki yıl daha fazla burayı işletirsiniz." dediniz mi? Demediniz. Peki, siz bunlara "90 metreden biz 60 metreye indireceğiz, 2,5 milyar avro cebinizde kalacak." dediniz mi? Demediğiniz için işte bu dünyanın en büyük inşaat yolsuzluğu olan üçüncü hava limanında o havuzcu müteahhitlerin cebine 4,5 milyar avro haksız olarak para koymuş oldunuz. Arkadaşlar, 4,5 milyar avro çok para, içinde 4 milyon 500 bin tane bin avro var. Bir tane yolsuzluğunu anlatıyorum, hepsini anlatsam bunun 30 katı, 50 katı sadece Ulaştırma Bakanlığında yolsuzluk var. Bu 4,5 miyar avro Türkiye'de hane başına 200 avronun her bir aileden, her bir haneden çalınması demek, yani 850 lira. Türkiye'de kişi başına 250-300 liranın her bir bireyden, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, doğuda, Trakya'da herkesten 250-300 liranın cebinden alınması, sadece bir yolsuzluk kalemiyle 250-300 TL'nin çalınması anlamına geliyor.

Değerli arkadaşlar, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları, Devlet Hava Meydanları, iletişim sektörü ağzına kadar yolsuzluklarla dolu. Şimdi bize diyorlar ki: "Siz niye gensoru veriyorsunuz?" Değerli arkadaşlar, bu halk yoksulluktan kırılırken biz bu konularda gensoru vermeyip ne yapalım? Gidecek yargı mı bıraktınız? Bakın, Sayıştay ağzına kadar tespit dolu, gereği üzerine bir şey söyleyemiyor. Niye? Korkuyor Sayıştay. Anayasal kurum yazmış, yani ima etmiş aslında, o kadar yolsuzluk var, ağzına kadar yolsuzluk dolu, suç duyurusunda bulunun. Sayıştaycıların eli titriyor. Kendini kurtarmak için yolsuzluğu yazmış, gereğini yapamıyor. Peki, gereğini yazsa gidecek mahkeme var mı? Arkadaşlar, gereğini yazsa gidecek mahkeme yok. Bunu şirketler ve birtakım bürokratlar da bildiği için Türkiye bir yolsuzluk cenneti hâline geldi. Bunun sonu çöküştür.

Bu Ulaştırma Bakanı bu işlemlerin sonunda geldi, birçok işlem ondan önce yapılmış durumda ancak gereğini yapmadığı için sorumlu. Hemşehrim olan Ulaştırma Bakanı gereğini yapmadığı için sorumlu.

Ben yine söylüyorum: Metal yorgunluğu diye bir şey yok. Bildiğiniz bu işlerde çürüme ve bozulma söz konusu. Çürümüş bir düzenle karşı karşıyayız. Beytülmalin malına el uzatılmış durumda.

Ben, halkın vergilerine sadık olan, dürüst, ahlaklı, namuslu milletvekillerini ve bu yolsuzlukların mağduru olan milletimi canıgönülden selamlıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)