Konu:İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:4
Tarih:05/10/2017


İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İş Kanunu ile ilgili yapılan tartışmalar ve bu kapsamda gelen önergelerden, 1'inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Söz aldığım konu aslında bizi bir yönüyle memnun eden, bir yönüyle de eksik bulduğumuz bir husus; öncelikle onu izah etmek istiyorum.

İşçi ve işveren arasındaki problemin çözümü için Uzlaşma Kurulunun oluşması, bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2015 Seçim Beyannamemizde "Ferdi iş uyuşmazlıklarının işçi-işveren ve kamu temsilcilerinden oluşan bir arabuluculuk sürecinden geçmesi sağlanarak yargıya gitmeden çözümüne yardımcı olacak düzenlemeler yapılacaktır." şekliyle parti seçim beyannamemizde vaat ettiğimiz konulardan bir tanesi. Fakat bizim bu beyannamemize aldığımız konudaki tavsiyeyle şu anki uygulama arasındaki fark "Buraya giden yargıya gidemez." anlamı çıkmamalı, aynı zamanda, arzu eden işçinin, çalışanın yargı yoluna da başvurabilmesi hak olarak verilmeli. Bu noktada yargının yükü hafifletilirken, Uzlaşma Kuruluna sorumluluk yüklenirken, arzu eden çalışanın "Ben Uzlaşma Kurulundan ziyade yargıya da gidebiliyorum." diyebileceği alanlar da bir hak olarak verilebilmeli.

Şimdi, hukukun oluşması süreci; modern hukuk içerisinde devlet ve milletin arasının uzlaşma zemini olarak bilinen modern hukuk tarihiyle beraber bir de halk hukuku olarak bilinen teamüllerin, geleneklerin, örfün âdetin olduğu ve insanlığın yer yüzü serüveninden bugüne kadar getirdiği bir arada yaşama kültürünün neticesi olarak da bizde oluşan "hak" kavramı ve "hukuk" kavramı medeniyetimizin ürettiği temel umdelerdir. Buradan hareketle, işçinin alın terinin kurumadan hakkının verilmesi kültüründen çalışanın birinci derecede yüceltilmesi meselesi. Bu, siyasi retorik olarak da "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." şekliyle siyasilerin kullandığı bir kavramdır.

Bu meselelere yaklaşırken göz önünde bulundurmamız gereken hususlardan bir tanesi de, bu kapitalist sistemin insan sömürü düzenine karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi kuruluş felsefesini tanımlarken Anayasa'sının temel maddeleri içerisine koymuştur: "Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal, hukuk devletidir." İşte, buradaki sosyal ve hukuk devleti birbirinin vazgeçilmez tamamlayıcısıdır. Sosyal devlet anlayışının içerisinde, belki dünyanın hiçbir ülkesinde bizim kadar kapsamlı olmayan Sosyal Güvenlik Kurumunun arka planında kuruluş felsefemizle doğru orantılı bir anlayış vardır. Bu, devletimizin kurumsal haklarıyla ilgilidir. İşte bu kurumsal aklı son zamanlarda hizmet alımını hızlandırmak artı çalışanların sosyal haklarının veyahut da sosyal devlet gereği olan hakların verilmesi hususunda da, bir noktada, yöneten iradenin tasarruf tedbirleri adına özelleştirdiğini görüyoruz, hizmet satın alımı ve taşeronluk müessesesini. İşte, bu kamudaki taşeronluk müessesesinin olağanüstü bir yük hâline geldiği gözlemleniyor ama yine Hükûmet tarafından vadedilen taşerona kadro ve sosyal haklar meselesi vardı. Memleketimizin yaşadığı kriz anları ve ülke gündeminin daha farklı millî güvenlik konularına eğilmesi süreci bir yandan devam ediyor, bir taraftan da sosyal devlet anlayışı gereği, normalleşmenin emaresi olarak da, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu taşerona kadro verilmesi sürecinin hızlandırılmasının takipçisiyiz. Bu süreç önümüzdeki günlerde taşerona verilecek kadroların müjdesiyle beraber sosyal devletin gereği olan yaklaşımların da aynı zamanda bir ifadesidir. Bu kapsamda, bize gelen diğer taleplerden bir tanesi de staj döneminin sigortalı olarak sayılması veyahut da staj yaptığı dönemde, lise yıllarında, yüksekokul yıllarında bir çalışan işçinin geçmişe dönük staj dönemiyle alakalı uygulamaların da, bu kapsamda, geçmişe dönük borçlanmayla bu haklardan istifade edebilme arzularıdır. Bu her iki talep de gayet insani bir taleptir. Bizim devlet ile milletimizin arasındaki sözleşmeyi oluşturan Anayasa'mızın temel hükümleri çerçevesindeki sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirdikçe milletimizi daha güçlü, zengin ve bu manada yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkiyi de daha sağlıklı tesis edeceğimizi düşünüyor, bu kapsamda bu önergemizin kabulünü Genel Kurula saygılarımla arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)