Konu:Camiler ve Din Görevlileri Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:3
Birleşim:4
Tarih:05/10/2017


Camiler ve Din Görevlileri Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri ve bizleri televizyonları başından izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Yeryüzünde Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle ilk inşa edilen yapı bir mescittir ve bu mescit bugün hâlâ ayaktadır ve yüz binler, milyonlar her yıl bu yapıyı ziyaret etmek ve burada ibadet etmek amacıyla buraya üşüşmektedirler, buraya gitmeye özen göstermektedirler. Bu yapının adı Kâbe ve Kâbe'nin içinde bulunduğu kompleksin adı da Mescid-i Haram'dır.

Hz. Peygamber'in de Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde kaldığı üç günlük süre içerisinde yine ilk inşa ettiği yapı bir mescittir ve hâlâ bu mescit ayaktadır ve yine, yüz binler, milyonlar tarafından ziyaret edilmektedir. Kubâ köyünde inşa edildiği için oranın ismiyle anılan bu mescit de Mescid-i Kubâ'dır ve üç gün sonra Hz. Peygamber'in Medine içlerine seyahatinden sonra yaptığı ilk yapı da yine bir mescittir ve Mescid-i Nebevi olarak bugün Müslümanların en kutsal ikinci mabedi olarak hizmet vermektedir.

Bu mescit anlayışı biz Müslüman olduktan sonra da Müslüman olan milletimiz tarafından özümsenmiş ve en tatlı ifadesini galiba Gazneli Sultan Mahmut'un şu sözlerinde bulmuştur... Meşhur İslam tarihçisi müşteşrik oryantalist Philip K. Hitti bu sözü zikreder ve bizim milletimizi övgüyle orada satırlarca anar. Gazneli Mahmut şöyle diyordu: "Ben bir köşk veya saray yaptırır da kenarına bir mescit veya cami yaptırmazsam kıyamet günü Allah'ın yüzüne nasıl bakarım?" İşte bu anlayışla bizler cami mimarisini bir külliye anlayışına oturtmuş ve yerleşim birimlerini de -şehirleri, köyleri, mahalleleri, kasabaları- caminin etrafında konuşlandırmış bir milletin çocuklarıyız. Cami sadece cami olarak değil, bizim anlayışımızda şifahanesiyle, tabhanesiyle, hanıyla, hamamıyla, arastasıyla, çarşısıyla bir komplekse dönüşmüştür. Onun için Gazneli Sultan Mahmut'un herhâlde bu anlayışını şair dizelerine şöyle dökmüştür Sakarya'ya seslenen şiirinde: "Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu / Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?" Bu şekilde bir ifadeyle bu anlayışı sergilemeye çalışmıştır.

İngiliz bir seyyah da İstanbul'u gezdikten sonra seyahatnamesine şu satırları karalamıştı, diyordu ki: "Hayret ediyorum, İstanbul'da camiler muhkem, kavi ve yüzyıllara dayanacak şekilde yapılmışken evlerse basit, sade ve insanın, dünyanın geçiciliğine işaret eder tarzda yapılmıştır ama sakın bu sizi yanıltmasın, bu sade, basit yapılar İngiltere'de Londra Thames Nehri kenarındaki yapılar kadar pahalıdır."

Tabii, cami sadece kompleks ve tarihten ibaret değildir. Camiler sosyal hayatın sigortası konumundadırlar, toplum barışının temel yapısı konumundadırlar, ilk eğitimimizi aldığımız, ilk manevi duyguları tattığımız birer tapu hükmündedirler. Nerede bir cami varsa, nerede bir minare yükseliyorsa orası bizimdir, biz oradan mutlaka yolumuzu düşürerek geçmişizdir. Minarenin olmadığı, caminin olmadığı neresi varsa biliniz ki biz oraya ayak basmamışızdır, oradan geçmemişizdir, ondan dolayı da orada ne minare yükselmektedir ne cami kubbeleri çil çil serpiştirilmiştir.

Camiler çok önemli kurumlardır, hâlen görevlerini icra etmektedirler fakat camilerin inşasında küçük bir tenkit olarak burada zikretmekte yarar var; ne yazık ki artık camiler şehrin kalbine değil, mahallenin merkezine değil kenarlara iliştirilmektedir, bodrum katlarına sığıştırılmaktadır.

Bu yanlışa da burada işaret ederek sözlerimi noktalıyor, Camiler ve Din Görevlileri Haftası'nı kutluyorum, tebrik ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)