Konu:İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:3
Tarih:04/10/2017


İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın Divan, saygıdeğer milletvekilleri; aşure günlerindeyiz. Aşure, anmak ve anlamaktır. Nerede, ne zaman bir mazlum haksızlığa uğruyorsa orası Kerbelâ'dır ve o zulme güç katanlar da Yezit'in ordusundandır. Bu anlayışla, bu kavrayışla Kerbelâ'yı anıyor, daha adil, daha özgür bir dünyayı hepimiz için diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı'nı görüşüyoruz. Bu bir torba kanun tasarısı. Tasarıyla getirilen değişikliklerin en esaslı olanı ara buluculuk hususunda öngörülen düzenlemedir, düzenlemenin en çok tartışılan yanı da budur. Tasarıyla kanundan, bireysel ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçi alacağı ile işe iade davalarında dava açılmadan önce ara bulucuya başvuruyu dava şartı hâline getiriyorlar. Böylelikle, sayılan dava türleri açısından ara buluculuk, davanın açılmasından önce başvurulması gereken zorunlu alternatif bir çözüm yolu olarak gösteriliyor.

Sayın milletvekilleri, ihtilafların çözümünde uzlaşmanın temel yöntem olarak benimsenmesi ve uzlaşma kültürünün hayatın her alanına yayılması partimizin temel yaklaşımıdır. Bu açıdan ara buluculuk kurumunun ve diğer alternatif çözüm yöntemlerinin hukuksal süreçlerde devreye sokulması bizim için anlamlı ve değerlidir. Bu anlamda alternatif çözüm yollarıyla yargının temel sorunlarından olan mahkemelerin iş yükünün azaltılması, yargılama süreçlerinin kısaltılması, adaletin ucuz hâle getirilmesi açısından olumlu sonuçlar elde edilebilir. Ancak hemen belirtelim ki alternatif çözüm yollarının başında uyuşmazlığın kaynağında çözülmesi gelir. Bunun için en sağlıklı yol, önleyici ve koruyucu hukuk kurallarının geliştirilmesidir. Önleyici ve koruyucu hukuk, hukuki sorunların henüz yaşanmadan çözüme bağlanmasını amaçlayan hizmetler ve tedbirler bütünüdür. Böylelikle, dava yolundan önce sorunlar halledilebilmekte, daha da önemlisi hukuki ihtilaf çıkma ihtimali ve tüm bunlara harcanan zaman, para ve emek asgariye indirilmektedir. Ayrıca dava açılmış ise de önlemlerin alınması nedeniyle kaybetme riski azalmaktadır. Bunun için öncelikle kayıt dışılık önlenmeli ve her şey kayıt altına alınmalıdır. İş yeri kurulları ve işçi temsilciliği kurumuna yer verilmelidir. İşverenin vergi ve sigorta prim yükü hafifletilmelidir. Hukuki sorumluluk sigortası kabul edilmelidir. İş Teftiş Kurulu bağımsız hâle getirilmeli, etkinliği artırılmalı, işçi ve işveren temsilciliğine kurulda yer verilmelidir. Ancak ne yazık ki Hükûmet bu yönde adımlar atmak yerine, hep doğmuş ve doğacak uyuşmazlıkların mahkeme içi veya mahkeme dışı alternatif çözüm yollarıyla sonuçlandırılmasını amaçlamaktadır. Sonuçta, bu bakış açısıyla çıkarılan kanunlar uyuşmazlıkların azaltılması yerine, daha da büyümesine neden olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, alternatif çözüm yöntemleri ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri ve kamu düzeninden sayılmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından uygulama alanı bulabilir. Ancak, alternatif çözüm yollarının zorunlu hâle getirilmesi, bu anlamda sonucuna değilse de bu yola başvuruya vatandaşın zorlanması kabul edilemez. Zira ara buluculuk yoluyla uyuşmazlık çözme 2 temel kıstasa dayanmaktadır. Bunun birincisi gönüllülük, ikincisi eşitlik ilkesidir. Bu ilkeler ara buluculuk yönteminin niteliğinden kaynaklanmaktadır.

Devlet yargısı dışında bu yola başvurmak, süreci yürütmek ve sonuçlandırmak bakımından tarafların gönüllü olması ve anlaşması şarttır. Tarafların birini veya her ikisini bu sürecin içine zorla dâhil etmek doğru değildir. Ara buluculuk sürecini cazip kılacak tedbirler alınabilir, teşvikler yaratılabilir ancak tarafları buna mutlak anlamda zorlamak bu yolun niteliğinin tamamen inkârı demektir. Zira hem zorunluluk hem alternatif kavramı birlikte kullanılamaz, bu ikisi bağdaştırılamaz.

Ayrıca taraflar bu yola başvururken ve süreci yürütürken eşit oldukları ve eşitliği hissettikleri ölçüde bu süreçten olumlu sonuçlar elde etmek mümkün olabilecektir. Eşitlik hemen her konuda, özellikle de uyuşmazlığın çözümünde öncelikle göz önünde tutulması gereken anayasal bir ilkedir. Eşitlik, hem yargılama yapılırken varılan çözüm yöntemlerinde hem de yargılama yapılmadan varılan çözüm yöntemlerinde esas olmalıdır ve ortak ilke olarak korunmalıdır. Kendisini diğer tarafla tam olarak eşit hissetmeyen bir tarafın uzlaşmasından değil, zorunlu olarak bir sürece katlanmasından bahsedebiliriz.

Sayın milletvekilleri, iş hukuku bir özel hukuk alanı değildir. Ancak, Hükûmet işçi ve işveren arasındaki ilişkiyi liberal bir yaklaşımla, toplumsal ve sosyal boyutundan koparıp bu ilişkiyi bireysel bir iş ilişkisine indirgeme çabasındadır. Bu konuda yapılan tüm akademik değerlendirmeler bunun aksini göstermektedir. İş hukukunu toplumsal boyutu olan sosyal bir hukuk alanı ve disiplin olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, sosyal devlet ilkesinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine, işçinin işveren karşısında ekonomik ve sosyal olarak güçsüz olduğu, bu anlamda tarafların eşit olmadığı da akademik çevrelerde tartışmasızdır. Dolayısıyla, ara buluculuğun zorunlu hâle getirilmesiyle işçi, güçlü işveren karşısında, ara bulucu huzurunda bir anlaşma sürecine zorlanmaktadır. Her ne kadar başvuru sonrasında çözüm zorunlu olmasa da bu sürecin zayıf konumdaki işçi aleyhinde işleyerek onun hak kayıplarıyla sonuçlanacağı kaçınılmazdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Nasıl ki bir çalışma hayatında sosyal devletin bir gereği olarak zayıf durumdaki işçiyi koruma amaçlı emredici nitelikte düzenlemeler mevcut ise bu anlayış iş ilişkisinin sona erdiği sürecin sonrasında hakların tesliminde de geçerli olmalıdır. Bu anlamda nasıl ki bir işçi içinde bulunduğu yoksulluk nedeniyle asgari ücretin altındaki koşullarda çalışmaya razı olsa bile hukuktaki emredici kurallar buna cevaz vermiyorsa aynı şekilde işçinin çalışma ilişkisi sonrasında elde ettiği haklar üzerinde bir pazarlığa da izin verilmemelidir. Dolayısıyla, işçinin belki de ömrü boyunca yapmış olduğu çalışmayı özel hukuk alanının pazarlıkçı anlayışına terk etmemeliyiz.

Sevgili milletvekilleri, iş hukukunda işçiyi koruma ilkesi temel ilkedir. Bu ilkenin yaşama geçirilmesinin güvencesi yargısal çözümdür öncelikle. Bu yargısal çözüm de iş yargılamasının kendisine özgü ilke ve hususların uygulanmasıyla işlemelidir. Kaldı ki genel anlamda Arabuluculuk Kanunu'nda gönüllülük kuralı esastır. En azından iş davalarında davadan önce ara bulucuya gitmek ya da doğrudan dava açma konusunda işçinin seçimlik hakkının olması gerekirdi. Bu, hakkaniyetin gereğidir. Eğer tasarı bu hâliyle yasalaşırsa bahsi geçen davalarda işçi, dava açmadan önce ara bulucuya başvurmak zorundadır, aksi hâlde açmış olduğu dava, dava şartı noksanlığıyla mahkemece usulden reddedilecektir, oysaki Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115'inci maddesinin (2)'nci fıkrasında giderilmesi mümkün olan dava şartı noksanlıklarında verilecek kesin sürede bu noksanlığın tamamlanabileceği öngörülmüştür. Tasarıdaki zorunluluk bu hükmün açıkça ihlali mahiyetindedir. Ara bulucuya gitmeden doğrudan dava açan bir işçiye süre verilerek bu eksikliğin giderilmesi olanağı tanınmalıdır. Dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesi ve yargılama giderlerinin işçiye yüklenmesi açıkça usule ve hakkaniyete aykırıdır.

Sevgili milletvekilleri, bunun yanı sıra, örneğin, işe iade davasında yargılama gerekli ve zorunludur. Dolayısıyla işe iade davası açmadan önce ara bulucuya gidilmesi zorunluluğu işe iade müessesesinin getiriliş amacına da açıkça aykırıdır. Kaldı ki işten çıkarılmış bir işçinin bir ay içerisinde yeniden bir anlaşmayla iş yerine dönmesi ülkemiz gerçeklerine pek de denk düşmemektedir. Bu anlamda, bu konuyla masaya oturulsa bile, henüz işçisini işten yeni çıkarmış bir işverenin bir ay içerisinde aynı işçiyi işe alması hayatın olağan akışına ve toplumumuzda cari olan kültüre denk gelmemektedir.

Öte yandan, iş uyuşmazlıklarının ezici çoğunluğunda işçinin ücreti, çalışma süresi, yaptığı işin niteliği tartışma konusudur. Dolayısıyla bu alanlar bir yargılamayı gerektirir. Kaldı ki 4857 sayılı İş Yasası'nın 3, 8, 22, 28, 32, 37 ve 67'nci maddelerinde işverene çalışan her bir işçi yönünden kayıt tutma ve işçiye belge verme yükümlülüğü getirildiği hâlde, uygulamada bu zorunluluklara da uyulmamaktadır.

Keza yargıcın takdir hakkını gerektiren, yargıcın sürece müdahale etmesini gerektiren manevi tazminat indirimi, yine takdiri indirime tabi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil ücreti, cezai şart, sözleşmenin kalan süresine ait ücret gibi alacakların zorunlu ara bulucu önünde hakkaniyetli bir şekilde çözülmesi olanağı da bulunmamaktadır.

Bu hususlarda ara buluculuk süreci tam bir pazarlık alanına dönüşecektir. Tüm bu gerekçelerle, zorunlu ara buluculukla iradilik ve eşitlik ilkeleri ihlal edilmiş olacaktır. Keza yasada yer verilen gizlilik ilkesinin nasıl sağlanacağına dair de bir düzenleme mevcut değildir. Bu konudaki sıkıntılar da süreç içerisinde ortaya çıkacaktır.

Ayrıca, zorunluluk uygulamasının Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırılığı da ayrı bir gerçektir. Zira Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36'ncı maddesinde "Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." demektedir.

Ekonomik bakımdan işveren karşısında zayıf olan işçi, teknik açıdan da işverene nazaran zayıf konumdadır. Sonuç olarak, işçi ara buluculuk sürecinde haklarının ne olduğunu ve boyutunu bilecek teknik bilgiden yoksun durumdadır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamıyla, haklarıyla ilgili yeterli bilgi sahibi olmadan işçinin ara buluculuk yoluyla hakları üzerinden bir pazarlık sürecine itilmesi kabul edilebilecek vicdani bir durum değildir.

Zorunlu ara buluculuk sisteminin karşılaştırmalı hukuktaki örnekleri de bu düzenlemeye ters örnekler sergilemektedir. Tasarının genel gerekçesinde her ne kadar İngiltere, Fransa, Avusturya ve İtalya'dan ara buluculuk örnekleri verilmiş ise de bu ülkelerde ara buluculuğun zorunlu olmadığı hususu göz ardı edilmiş ve bunların aksine, bizim yasamız bakımından zorunlu hâle getirilmiştir. Böylelikle, Avrupa Birliği iş davalarında ara buluculuğu zorunlu görmemekte hatta bu kapsam dışında tutmaktayken bizde bunun tam aksine bir tutum sergilenmektedir.

İş mahkemelerindeki mevcut dava yükünün esas sebepleri kayıt dışı çalışma, taşeronlaşma, asgari ücretle çalışma, güvencesiz ve esnek çalışma ve sendikalaşma düzeyinin yetersiz olmasıdır. Bu sorunların üzerine gitmeden, palyatif çözüm yöntemleriyle sorunun giderilmesi ve yargının sorunlarının çözülmesi mümkün değildir. Açıktır ki tasarı bu sebepleri ortadan kaldırmaktan uzaktır. Bu sebepler ortadan kaldırılmadıkça yargıdaki iş yükünün kalkacağını da düşünmek safiyane bir tutumdur en hafif deyimiyle.

Sevgili milletvekilleri, iş hukukunda devletin taraf olarak yer alması, iş yargısının ilkeleri ve kamu müdahalesini gerektirmesi nedeniyle alternatif çözüm yolları, mahkeme dışı yöntemlerde ve aynı zamanda ara buluculukta da esas olmalıdır. Yargı sorunlarını, biriken iş yükünü ve geciken adaleti sorun olmaktan çıkarmayan Hükûmetin bu sorunları çözme konusunda kapsamlı, teknik önlemler alması gerekirken hakkına ulaşmak isteyen işçinin haklarını kaybetme pahasına bir pazarlık sürecine gidilmesi hakkaniyetsiz ve vicdansızdır. Bu düzenleme temel işlevi ve sorumluluğu adaleti sağlamak olan yargının aciz içinde olduğunun bir ikrarıdır.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısı, aynı zamanda Hükûmetin emeğe ve çalışana olumsuz bakışının net bir yansımasıdır. Hükûmet 20 Temmuz sivil darbesinin sonrasında OHAL'in halka karşı değil, devlete karşı ilan edildiğini söylemişti. Ancak çıkarılan KHK'lar zaman içerisinde ortaya koydu ki, uygulamalar gösterdi ki sivil darbenin ve OHAL'in halka karşı, özellikle de çalışanlara karşı olduğu gerçeği gözler önüne serilmiştir. Hükûmet de bu gerçeği itiraf etmekten artık çekinmemektedir. OHAL'i grev ertelemeleri için kullandıklarını "Grev tehdidi olan yerlere OHAL'den istifadeyle anında müdahale ediyoruz." sözleriyle itiraf etmiştir. Yine, "OHAL'i biz iş dünyamız daha iyi çalışsın diye sürdürüyoruz." sözleriyle emek cephesine bakışını gözler önüne sermiştir. Ara buluculuğu zorunlu hâle getiren bu düzenleme de aynı siyasal anlayıştan, aynı ideolojik tutumdan kök bulan, emeğe yapılan sistemli ve söylediğim gibi ideolojik bir saldırı niteliğindedir.

Sayın milletvekilleri, ideolojik saiklerle hazırlanan bu taslak iş yargılamasının temeli olan beş ilkeden -bunlar şunlardır; çabukluk, basitlik, emredicilik, zayıfın yani işçinin korunması ve ucuzluk- yoksun bir taslaktır. 5521 sayılı Kanun'un getirdiği emredicilik, işçinin korunması ilkelerini yok sayan, tamamen medeni yargılama hukukuna ilişkin çözümü esas alan bir düzenlemedir ve işçiyi 6100 sayılı HMK'nın katı uygulamasına terk eden bu yaklaşım kabul edilecek gibi değildir.

Sayın milletvekilleri, kayıt dışılığın çok yaygın olduğu, iş uyuşmazlıklarında hesabın unsurları olan ve devletçe korunması gereken ücret ve hizmet süresinin resen araştırıldığı, iş güvencesi hükümlerinin resen uygulandığı bir sistemde zorunlu ara buluculuğun kabulü, iş hukuku ve iş yargısının temel ilkelerinin tamamen inkârıdır.

Bu konuda esaslı bir açıklama ihtiyacı duyduk çünkü bu düzenlemenin asıl yöneldiği nokta, zorunlu ara buluculuk meselesidir. Bunun yanı sıra, bu yasanın, bu tasarının torba bir yasa anlayışıyla ele alındığını incelerken göreceğiz. Gerçekten de İş Muhakemeleri Kanunu'nun ötesinde birçok konuda düzenlemeye yer verildiğini hep beraber tartışacağız.

Bu anlamda, özellikle, tasarının 37'nci maddesi de Anayasa'nın 128'inci maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırıdır: Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarını yok sayan bir anlayışla KİT çalışanı olan 3.500 kamu personelinin mağduriyetine yol açacak, onları kamu personeli statüsünden çıkarıp işçi statüsüne koyacak, bu anlamda da iş ilişkilerini müdahaleye açık hâle getirecek bir düzenleme içermektedir. Bu konuda etraflı değerlendirmeyi ilgili maddelerde yapacağız.

Sayın milletvekilleri, görüyoruz ki bu yasa, başta da söylediğim gibi, torba yasa anlayışıyla vatandaşın haklarının gasbına yönelik bir yasadır ve yine biraz önce arkadaşımız burada söyledi, torba yasalarla bir yandan vatandaşların haklarını, çuvallarla da varlıklarını götürüyorsunuz. Bu toptancı anlayışla yöneldiğiniz kesimin, halkın tamamı olduğunu ve özellikle de emekçi kesimler olduğunu süreç içerisinde gördük, değerlendirdik. Bu nedenle, ortaya koyduğunuz bu tasarıya olumlu bakmıyoruz, olumlu yaklaşmıyoruz ve tasarının hazırlanmasında görüşü alınmayan sendikaların, meslek çevrelerinin görüşleri bir kez daha alınmak üzere ve özellikle de yasanın mahiyeti itibarıyla Çalışma Komisyonunda görüşlerini sürece katmak üzere tasarının geri çekilmesini talep ediyorum grubum adına.

Sizleri saygıyla selamlıyorum sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz