Konu:Türkiye'nin Millî Güvenliğine Yönelik Ayrılıkçı Hareketler, Terör Tehdidi ve Her Türlü Güvenlik Riskine Karşı Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Gerekli Her Türlü Tedbiri Almak, Irak ve Suriye'deki Tüm Terör Örgütlerinden Ülkemize Bundan Sonra da Yönelebilecek Saldırıları Bertaraf Etmek ve Kitlesel Göç Gibi Diğer Muhtemel Risklere Karşı Millî Güvenliğimizin İdame Ettirilmesini Sağlamak, Türkiye'nin Güney Kara Sınırlarına Mücavir Bölgelerde Yaşanan ve Hiçbir Meşruiyeti Olmayan Tek Taraflı Bölücü Girişimler ve Bunlarla İlgili Olabilecek Gelişmeler İstikametinde Türkiye'nin Menfaatlerini Etkili Bir Şekilde Korumak ve Kollamak, Gelişmelerin Seyrine Göre İleride Telafisi Güç Bir Durumla Karşılaşmamak İçin Süratli ve Dinamik Bir Politika İzlenmesine Yardımcı Olmak Üzere Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı Hükûmetçe Takdir ve Tayin Olunacak Şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Gerektiği Takdirde Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Aynı Amaçlara Matuf Olmak Üzere Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye'de Bulunması, Bu Kuvvetlerin Hükûmetin Belirleyeceği Esaslara Göre Kullanılması ile Risk ve Tehditlerin Giderilebilmesi İçin Her Türlü Tedbirin Alınması ve Bunlara İmkân Sağlayacak Düzenlemelerin Hükûmet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2/10/2014 Tarihli ve 1071 Sayılı Kararı ile Hükûmete Verilen ve Son Olarak 1/10/2016 Tarihli ve 1128 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile 30/10/2017 Tarihine Kadar Uzatılan İzin Süresinin Anayasa'nın 92'nci Maddesi Gereğince Bir Yıl Daha Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/1185) münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:121
Tarih:23/09/2017


Türkiye'nin Millî Güvenliğine Yönelik Ayrılıkçı Hareketler, Terör Tehdidi ve Her Türlü Güvenlik Riskine Karşı Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Gerekli Her Türlü Tedbiri Almak, Irak ve Suriye'deki Tüm Terör Örgütlerinden Ülkemize Bundan Sonra da Yönelebilecek Saldırıları Bertaraf Etmek ve Kitlesel Göç Gibi Diğer Muhtemel Risklere Karşı Millî Güvenliğimizin İdame Ettirilmesini Sağlamak, Türkiye'nin Güney Kara Sınırlarına Mücavir Bölgelerde Yaşanan ve Hiçbir Meşruiyeti Olmayan Tek Taraflı Bölücü Girişimler ve Bunlarla İlgili Olabilecek Gelişmeler İstikametinde Türkiye'nin Menfaatlerini Etkili Bir Şekilde Korumak ve Kollamak, Gelişmelerin Seyrine Göre İleride Telafisi Güç Bir Durumla Karşılaşmamak İçin Süratli ve Dinamik Bir Politika İzlenmesine Yardımcı Olmak Üzere Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı Hükûmetçe Takdir ve Tayin Olunacak Şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Gerektiği Takdirde Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Aynı Amaçlara Matuf Olmak Üzere Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye'de Bulunması, Bu Kuvvetlerin Hükûmetin Belirleyeceği Esaslara Göre Kullanılması ile Risk ve Tehditlerin Giderilebilmesi İçin Her Türlü Tedbirin Alınması ve Bunlara İmkân Sağlayacak Düzenlemelerin Hükûmet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2/10/2014 Tarihli ve 1071 Sayılı Kararı ile Hükûmete Verilen ve Son Olarak 1/10/2016 Tarihli ve 1128 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı ile 30/10/2017 Tarihine Kadar Uzatılan İzin Süresinin Anayasa'nın 92'nci Maddesi Gereğince Bir Yıl Daha Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/1185) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyon yapma imkânı talebini içeren tezkere üzerinde Hükûmetimizin görüşlerini ve gerekçelerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, vatan topraklarının savunulması ve Türk milletinin özgürlüğü ve bağımsızlığı için canını feda eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimize bir kez daha Rabb'imden rahmet niyaz ediyorum; şehadete yürüyen bütün kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum; gazilerimizi saygıyla selamlıyorum. Ülkemizin huzur ve güvenliği için büyük bir özveri ve cesaretle her türlü tehlikeye göğüs gererek, fedakârlıkla, imanla görevini sürdüren asker, polis, jandarma, geçici güvenlik korucusu tüm güvenlik güçlerimize en içten minnet ve şükranlarımızı sunuyorum. Rabb'im yâr ve yardımcıları olsun, kılıçları keskin olsun.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, uzun zamandan beri tehlikeli, bölücü, ayrılıkçı terör örgütü ve terör örgütleriyle mücadele etmektedir, yaklaşık kırk yıldan beri. Son yıllarda ülkemizin karşı karşıya kaldığı güvenlik tehdidinin boyutu hem artmış hem de küresel ölçeğe taşınmıştır. Bugüne kadar Türkiye, bu mücadelede çok büyük bedeller ödemiş ve ödemeye devam etmektedir. Bugün itibarıyla terör örgütlerinin ortaya koyduğu tehdit başka bir boyuta taşınmıştır. Bugün itibarıyla terör örgütlerinin Türkiye'ye yönelik saldırılarını sadece bölücü ve ayrılıkçı gerekçelerle izah etmek mümkün değildir. Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasi sınırları yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Esasında proje 1990'lı yılların başında hayata geçirilmeye başlanmıştı. Ülkemizin de içinde bulunduğu bu coğrafyada devletler küçültülmek, güçsüzleştirilmek, etkisizleştirilmek ve sürekli birbirleriyle kavga eden, aralarında derin ayrılıkların olduğu yeni devletçikler kurulmak istenmektedir ve bu şekilde coğrafya, dizayn etmeye çalışanlar tarafından çok daha kolay yönetilebilir hâle gelecektir. Bu açıdan bakıldığında bölücü terör örgütü, onunla birlikte hareket edenler, tüm terör örgütleri bu projenin realize edilmesi için birer taşerondan, birer paravandan ibarettir. Bu proje, ifade etmeye çalıştığım gibi, küresel ölçekli bir projedir. Yüz yıl öncesinin defterleri yeniden açılmıştır. Esasında küresel senaristler bu projeyi otuz yıl öncesinde yani 1990'lı yılların başında hayata geçirmeye çalışmışlardır. Onlar açısından hedeflerinin bir hayli gerisinde bulunmaktadırlar. Bu oyunu bu açıdan Türkiye bozmuştur. Terör örgütleri bu dönemde bu projenin hızla sonuçlandırılması için her türlü desteği bazı ülkelerden ve çevrelerden görmektedir. Bu terör örgütlerinin ağızlarına iki parmak bal sürülmüş ve onlar da bu maşalık görevine, fonksiyonuna razı olmuşlardır. Bölücü terör örgütünün küresel desteğindeki artışla birlikte Türkiye'ye yönelik saldırılar da artmaktadır. Tehdidin kaynağı daha önce sadece ve büyük oranda Kuzey Irak'tan beslenmekte iken bugün bu ölçeğin boyutu, büyüklüğü ve derinliği maalesef artmış ve şimdi Suriye'nin kuzeyi de bu tehdit unsurlarına ilave edilmiştir.

PKK'nın Suriye yapılanması olan PYD-YPG terör örgütü bugün Suriye sınırları boyunca siyasi bir oluşum peşindedir. Özellikle müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri'nin yoğun silah, mühimmat, araç gereç, istihbarat ve her türlü lojistik desteğiyle bu bölgelerden Arap ve Türkmen nüfusu çıkararak, onları topraklarından ederek bu emeline yani Suriye'nin kuzeyinde, ülkemizin güneyinde etnik yapı üzerine kurulu, terör örgütü tarafından koordine edilecek ve yönetilecek bir siyasi oluşumu gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu çerçevede PKK terör örgütünün bir parçası, Suriye uzantısı olan PYD-YPG terör örgütü, özellikle ifade etmeye çalıştığım gibi, bu bölgedeki topraklardan, uzun yıllardan beri o topraklarda yerleşmiş olan halkları oradan çıkararak etnik yapı üzerine işgalci bir anlayışla bir yapılanmanın önünü açmaya çalışmaktadır. Bunlara örnek; Menbic, Rakka örneklerden iki tanesidir. Aynı şekilde Kerkük ve Telafer'de de burada uzun yıllardan beri buranın sahibi konumunda olan bu halklar buralardan koparılmaya çalışılmaktadırlar. Elbette burada hemen ifade etmemiz gerekir ki bu şekilde bir yapılanmaya, bir çalışmaya hiçbir şekilde müsaade edilmeyecektir. Evet, maalesef, müttefikimiz Amerika ve diğer ülkeler tarafından terör örgütlerine DEAŞ'la mücadele kılıfı altında, çerçevesinde inanılmaz yardım ve destekler yapılmaktadır, bunların hepsini biliyoruz. Müttefiklerimiz tarafından verilen listelerde belirtilen silah, mühimmat ve teçhizatın çok daha büyük boyutta olanı bu terör örgütüne aktarılmaktadır. Bu silahlar bu yapı içerisinde er veya geç Türkiye'ye yöneltilecektir, bunu biliyoruz, görüyoruz ve bu da muhataplarımıza olabilecek en kararlı şekilde, en üst seviyede her fırsatta ifade edilmektedir. Tabii, sadece bunların muhataplarımıza, müttefiklerimize ifade edilmesi yetmez; onunla bu sorunun çözülmesi kesinlikle söz konusu değil, mümkün değil. Türkiye aktif olarak arazide bu yanlışları, bu işgalleri ortadan kaldıracak adımları, bu tehditleri ortadan kaldıracak adımları fiilen atmadığı sürece bu tehditlerin bertaraf edilmesi mümkün değildir; bunu da biliyoruz, bunu da görüyoruz ve bu çerçevede de gereğini yapıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin güneyinde bu şekilde bir siyasi oluşumun orta ve uzun vadede hiçbir şekilde hayatta kalma şansı yoktur, kısa vadede de Türkiye böyle bir oluşuma müsaade etmeyecektir, edemez zaten; çünkü öyle bir oluşum doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devletini ve milletini hedef almaktadır, kısa dönemde güvenliğini hedef almaktadır, birlik, bütünlüğünü hedef almaktadır. Dolayısıyla uluslararası anlaşmalara aykırı, terör örgütü tarafından yönetilecek, kurulacak böyle bir devlet ya da oluşuma müsaade edemeyiz. Bu konuda her türlü tedbiri almak ve operasyon yapmak uluslararası hukuktan doğan hakkımızdır; bu haklarımızı kullanıyoruz ve kullanmaya devam edeceğiz.

PYD-YPG, ifade etmeye çalıştığım gibi PKK'nın Suriye uzantısıdır. Aynı terörist havuzunu birlikte kullanmaktadırlar, aynı yerden kumanda edilmektedirler, aralarında hiçbir fark yoktur. Bütün hesabımızı ve kitabımızı bu gerçek üzerine kuruyoruz; aksi hâlde sonuçlar yanıltıcı olur ve orada Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek, tehlikeye düşürecek çok ciddi oluşumlar ve sıkıntılar yaşanabilir.

Müttefiklerimizin verdikleri bu silahların Türkiye'ye karşı kullanıldığı konusunda elimizde çok ciddi, güçlü bilgiler ve emareler var. Bunları da bu bilgileri de bu silahları sağlayan ülkelerle paylaşıyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir önceki tezkereyle verdiği o yetkiyi Hükûmetimiz kullandı ve bu bağlamda Fırat Kalkanı harekâtı gerçekleştirildi biliyorsunuz.

Suriye'de DEAŞ terör örgütü hedeflerine yönelik olarak 24 Ağustos 2016'dan bugüne kadar hudut hattımıza mücavir bölgede 243 meskûn mahal ve 2.015 kilometrekare alan DEAŞ'tan temizlenmiştir. Eğer bu harekât yapılmasaydı bu topraklar DEAŞ tarafından direnilmeksizin YPG ve PYD'ye teslim edilecekti, bırakılacaktı ve terör örgütünün kontrolüne geçmiş olacaktı. Bugün hem Suriye'de hem Irak'ta bu şekildeki iş birliğinin bütün açık işaretlerini görüyoruz; Rakka'da da görüyoruz, başka yerlerde de görüyoruz. DEAŞ terör örgütü tek bir mermi sıkmadan bazı yerleri PYD-YPG terör örgütüne teslim etmektedir. Esasında her ikisinin de senaristlerinin dizaynını gerçekleştirmek için kurgulanmış, paravan ve maşa oldukları, bu iş birliği sayesinde de çok açık bir şekilde görülmektedir. Fırat Kalkanı operasyonu yapılmamış olsaydı hem bu topraklar DEAŞ tarafından YPG terör örgütüne teslim edilecekti hem de Türkiye birçok tehdide karşı daha açık ve korunaksız hâle gelecekti. Ayrıca, temizlenen bu bölgeye, bugün itibarıyla, Türkiye'den 55 bin Suriyeli göç etmiş ve yerleşmiştir; Suriye'nin diğer bölgelerinden de bu bölgeye yaklaşık 150 bin Suriyeli -şu anda iskân edilmek amacıyla- o topraklara yani Fırat Kalkanı operasyonuyla DEAŞ'tan temizlenen topraklara yerleşmişlerdir. Eğer bu imkân sağlanmamış olsaydı bu 150 bin Suriyeli de Türkiye sınırlarına dayanmış olacaktı ve bu anlamda yeni bir mülteci kriziyle Türkiye karşı karşıya kalmış olacaktı. Ve tabii en önemlisi, Fırat Kalkanı operasyonuyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükûmetimize verdiği yetkiyle gerçekleştirilen Fırat Kalkanı operasyonuyla Türkiye'nin güneyinde oluşturulmak istenen terör örgütü kontrolündeki siyasi yapılaşmanın kalbine çıkarılamayacak, çıkarılmayacak bir hançer saplanmıştır. Güvenliğimizi tehdit eden bu riskler hâlen aktiftir ve bu tezkereyle talep edilen yetkilere ihtiyaç vardır.

Bölgemizde gerginliği ve ülkemize yönelik güvenlik risklerini artıran yeni ve önemli bir gelişme de Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nin aldığı referandum kararıdır. Böyle bir adım çok tehlikeli sonuçları beraberinde getirebilecek olan bir adımdır. Bölgedeki fay hatlarının yeniden ve güçlü bir şekilde aktive olmasına neden olacaktır. Bu referandum kararı ve uygulaması zincirleme reaksiyonlara yol açabilecek, böyle bir sorumsuz adım bölgede önü alınamaz bir yangına neden olabilecektir. Zaten şu anda Suriye'de küresel güçler arasında zaman zaman çok tehlikeli yakınlaşmaların olduğunu biliyor ve görüyoruz. Böyle bir çalışma, böyle bir referandumdan sonra bu tehlike çok daha görünür ve yakın hâle gelebilecektir.

Şu hususun da hiç unutulmaması gerekir: Böyle bir referandumdan en büyük zarar ve acıyı da dost ve kardeşimiz Kuzey Irak Kürt halkı çekecektir. Biz bugüne kadar her zaman oradaki kardeşlerimizin yanında olduk. Zulümlerden kaçarken her türlü desteği verdik, kapılarımızı sonuna kadar açtık. Daha sonra da ekonomik anlamda, kültürel anlamda ve güvenlik anlamında her türlü desteği sağladık ve bugün orada barış ve huzur içerisinde Kürt kardeşlerimiz hayatlarını idame ettirebiliyorlarsa Türkiye'nin verdiği destek ve katkı sayesindedir. Bunun hiçbir şekilde unutulmaması gerekir. Ancak yönetimin aldığı bu yanlış karar, bu sorumsuz karar bölgeyi ateşe atacaktır, bölge halkını ateşe atacaktır. Şahsi siyasi ikbal uğruna yangına âdeta körükle gidilmektedir.

Bu bölgede anahtar kural şudur: Bu bölgede hiçbir yerde demografik, etnik, mezhepsel ve siyasi yapıda en ufak bir değişiklik yapılmaması gerekir. Çok hassas ve kırılgan dengeler üzerine kurulu bir yapıda bir tuğlanın dahi oynatılması, yerinden çekilmesi tüm dengeleri bozacak, yeni kin, nefret, çatışma tohumlarının atılmasına neden olacaktır ve ne zaman biteceği tahmin edilemeyecek ve küresel ölçeğe taşınma ihtimali olan çatışmaları da beraberinde getirecektir. Referandum, hele siyasi sınırların değişmesi sonucunu doğuracak bir adım, daha büyük tehlike ve tehditlerin önünü açabilecektir. Referandum, bölgedeki çatışmaların boyutu ve taraflarını artıracak, hatta küresel boyutlu bir çatışma ortamına kapı aralayacaktır. Referandumun yapılması ve uygulanması ulusal güvenliğimiz açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İsrail hariç bütün dünyanın karşı çıktığı referandumun yapılması bir akıl tutulmasıdır. Bölge halkı için tehlikeli bir maceradır.

Böyle bir referandum bizim açımızdan her zaman yok hükmünde olacaktır ve hiçbir kıymetiharbiyesi bulunmayacaktır. Bunun yanında Türkiye, bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için uluslararası hukukun ve uluslararası anlaşmaların verdiği hak ve sorumluluklarının gereğini yapacaktır. Bütün araç ve yöntemler masadadır. Gerekli tüm tedbirler alınmaktadır ve alınacaktır. Bütün bu araçların, yöntemlerin kullanılması konusunda da en ufak bir tereddüt ortaya çıkmayacaktır. Bu husus, dünkü Millî Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu toplantılarının sonucunda en yüksek kararlılıkla ifade edilmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır. Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasi sınırlarının değişmezliği ve Irak anayasası çerçevesinde kalınması gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır. Buradan, bir kez daha bu maceradan vazgeçilmesini, referandumun iptal edilmesini talep ediyoruz. Bölgede kalıcı güvenliğin ve istikrarın sağlanması için sorunların Irak Merkezî Hükûmeti ve bölgesel yönetim arasında ve Irak anayasası temelinde ve çerçevesinde çözülmesi dışında başka bir yol yoktur. Türkiye olarak, sorunun Irak anayasası temelinde diyalog yoluyla çözümü yönünde her türlü desteğe hazır olduğumuzu bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin tehdit ve tehlikeleri savuşturacak imkân ve kabiliyetlere sahip olduğunun da altını çizmek istiyorum. Özellikle son yıllarda savunma sanayisinde atılan adımlar ve yerli üretim oranındaki büyük artışlar hareket kabiliyetimizi ve gücümüzü büyük oranda artırmıştır. Bu gelişmeyle birlikte, müttefiklerimizin bazı ürün ve parçalarla ilgili olarak örtülü ambargo uygulamaları bizi yolumuzdan alıkoymamaktadır. Sadece bazı savunma ürünlerinin geliştirilmesi sürecini geciktirmektedir.

Hamdolsun Türkiye bugün savunma alanında teknoloji geliştiren bir ülkedir. Bazı alanlarda, bazı ürünlerde dünyanın en iyileriyle yarışıyoruz. Silahlı İHA bunlardan sadece bir tanesidir. Bugün itibarıyla savunma sanayisi ürünlerinde yerli üretim oranı yüzde 65'in üzerine çıkmıştır. Özellikle füze ve roket sistemlerinde, akıllı mühimmat üretiminde, komuta, kontrol ve haberleşme sistemlerinde, bunlar başta olmak üzere Türkiye birçok alanda savunma sanayisinde çok önemli adımlar atmış ve gelişmeler kaydetmiştir. Savunma sanayisinde yakaladığımız bu gelişme bize terörle mücadelede çok büyük avantaj ve kolaylıklar sağlamaktadır. Elbette bu alanda daha çok yolumuz var, yapacaklarımız var.

Geliştirdiğimiz ürünlerin ve etkinliğinin terör örgütlerini ve onlara doğrudan veya dolaylı destek verenleri rahatsız ettiğini ve üzdüğünü görüyoruz. "İnsan hakları" kılıfı altında teröre destek verilmeye çalışılması kabul edilemez. Korkunun ecele faydası yok. SİHA'larımızla ve diğer bütün ürünlerimizle, yerli ürünlerimizle, silahlı ve silahsız tüm teröristlerin tepelerine binmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletimizin birliği ve bölünmez bütünlüğü asla tartışmaya açılamaz. Terörü haklı gösterecek hiçbir gerekçe olamaz. Devletimizin bütünlüğüne ve milletimizin varlığına yönelecek saldırılar hiçbir zümre tarafından bir hak arayışı olarak nitelendirilemez.

Teröre destek olanlar, teröristlere karşı net ve kararlı bir tutum sergileyemeyenler en büyük zararı ülkemize ve geleceğimize, çocuklarımızın aydınlık geleceğine verdiklerini hiç unutmasınlar. Bölgesinde ve dünyada etkin bir rol üstlenme hedefiyle aktif bir siyaset izleyen Türkiye, terörle mücadelesini her hâlükârda imkânlarıyla sürdürecektir.

Bu vesileyle, hâlen Türkiye'ye yönelik risk unsurları artarak devam ettiği için, gerektiği takdirde bunların ortadan kaldırılması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesine gönderilmesi imkânını da sağlayacak olan tezkeremizin yüce Meclis tarafından kabul edilmesini talep ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.