Konu:Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:119
Tarih:26/07/2017


Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MARKAR ESEYAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Teklif'in birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve siz değerli vatandaşlarımızı da saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Üyesi bulunduğum Anayasa Komisyonunda altmış üç saat boyunca değişiklikler hakkında çoğunlukla nezih bir tartışma imkânı yakaladık. Bu, olumlu bir durumdu, görüşülen teklifin kendisi kadar önemliydi. Elde ettiğimiz sonuç kadar, vatandaşlarımızı üzecek, rahatsız edecek görüntülerin ortaya çıkmaması için özen gösteren tüm parti gruplarına ve grup başkan vekillerine öncelikle burada teşekkür etmek istiyorum.

Zarfın mazruf kadar, üslubun da içerik kadar önemli olduğu birçok kez zikredildi burada. Kötü bir dil, saygısız bir tavır şüphesiz uzlaşma ve sonuç alma süreçlerine zarar verecek, demokratik kültürün gelişmesini aksatacaktır. Meclisin izzetinin zarar görmesine de vatandaşlarımız hangi gerekçeyle olursa olsun hoş bakmamaktadır. Bu Gazi Mecliste bizleri seçen vatandaşlarımızın vekilleri olarak görev yaptığımıza göre, asil aktör olan aziz milletimizin eğilimlerine uygun davranmak zaten bir tercih olamaz; bir zorunluluktur, bir ödevdir. Bununla birlikte, AK PARTİ ve MHP'nin Meclisin daha verimli, etkin ve şeffaf çalışmasını hedefleyen bu ortak değişiklik teklifinde muhalefetin verdiği değişiklik önergeleri çoğunluk olarak maalesef maddenin olgunlaşmasına dair değil, teklifin ya tamamen ya da görüşülen maddenin veya fıkranın olduğu gibi geri çekilmesi şeklinde oldu. Oysa bu teklifin birtakım maddeleri 24'üncü Dönemde üzerinde uzlaşılmış metinlerden oluşuyordu.

MURAT EMİR (Ankara) - Hangileri?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - 4 madde.

Bu da en azından uzlaşılan maddeler üzerinde zamanla aktüel siyasi şartlar değişmiş olsa da bir uzlaşma, konuşma imkânı olduğuna dair bir delildi. Komisyonda ve Genel Kurulda bu konuya değinen teklif sahipleri esasında bu imkâna dikkat çekmek istediler ama "Ya bizim istediklerimiz tamamen yerine getirilir ya da bu değişiklikleri yaptırmayız." anlayışıyla muhatapları ikna etmek, takdir edilir ki sonuç verecek bir yöntem değildir. Muhataplar bu türden kategorik yaklaşımlar karşısında gittikçe duyarsızlaşırlar. Sürekli olumsuz tavır gösterenler, çoğunlukla hakarette veya gerçek dışı ithamlarda bulunanlar bir süre sonra muhatap alınmama riskiyle yüzleşirler. Bu, hepimiz için geçerli olan cezası peşin ödenmiş bir tavır bozukluğudur, yanlışlığıdır. Burada herhangi bir muhalefet partisinin bir anayasa, yasa veya tüzük değişikliğinde bu değişikliğe siyasi veya türlü gerekçelerle kategorik olarak karşı olsa bile ortak çalışma çağrılarına olumlu yanıt vermesi, hazırlık aşamalarında bulunmaları gerektiği bir kez daha ortaya çıktı. Bu, muhalefetin karşılayamadığı hayati bir eksiklik olmaya devam ediyor. Keşke CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu 16 Nisan referandumunda kabul edilen Anayasa değişikliği hazırlık sürecinde olduğu gibi, Tüzük değişikliğinde de kendisine yapılan çağrılara olumsuz yanıt vermese, CHP olarak ön hazırlık süreçlerinde yer alınabilseydi. Böyle bir tercih Anayasa veya tüzük değişikliğine "evet" demek anlamına gelmez, sadece muhalefetin etkinliğini artırırdı. Ana muhalefet partisi değişikliklere dönük yine olumsuz oy kullanabilir ama süreçlerde kendi fikirlerinden yararlanmayı mümkün kılabilirdi. Böylelikle siyasette normalleşmeye de katkı yapılmış olunurdu. Kim bilir, arzulanmayan belki de bu normalleşmenin ta kendisidir. Dolayısıyla "Görüşlerimiz dikkate alınmıyor, bizi dinlemiyorlar." serzenişi boşa düşmektedir. Değişikliği kategorik olarak reddetmek bir uzlaşma teklifi veya tartışma tekniği olamaz. Engelleme yöntemi demokratik bir haktır, doğrudur ancak bir muhalefet tarzı sadece engelleme yöntemi üzerine inşa edildiğinde çok tabiidir ki muhatap da bu engellemeleri aşmaya çalışacaktır. Sadece ve yalnızca engellemelere odaklanmış bir muhalefet stratejisinde uzlaşma yolları zarar görecek, üstelik bu kolay yol onu tercih edenler için de kısıtlayıcı, nesneleştirici bir handikap olacaktır.

Her şeye rağmen Komisyonda muhalefetin görüşleri tarafımızca dikkatle dinlenmiş, bazı değişiklikler de yapılmıştır. Kimse de bu öneriler dikkate alındığı için muhalefetten teklifin tamamına "evet" demesini beklememektedir. Parlamento tabii ki konuşma mekânı olduğu kadar milletimizin beklediği hizmetlerin kanuni altyapısını hazırlama yeridir. Bu manada İç Tüzük'ün verimsiz, hantal yapısını tüm partiler kabul etmekte. Tabii bu konudaki fikir birliği, değişikliğin nasıl olması gerektiğiyle ilgili farklı yaklaşımların ortaya çıkacağı gerçeğini de dışlamamaktadır. Kanunlar ve tüzükler çok önemlidir, lakin kendi başına demokrasi kültürü yaratmazlar. En mükemmel metinlerin bile buna tek başına gücü yetmez. Kaldı ki beşerî noktada mükemmel metinler yoktur. Umulan, sürekli ve olumlu yönde gelişen metinlerin varlığıdır. Bizler bu nedenle teamüllere, içtihatlara ihtiyaç duyarız. Bunlar bizim davranış kodlarımızdan neşet ederler. Nasıl davranıyorsak gelenekler o şekilde yerleşir. Bu Tüzük değişikliğinde de içtihat veya teamül olmuş bazı yerleşik tercihlerin maddelere yansıdığını görüyoruz. Zaten bizler ancak yapıcı, saygılı, empatik ve bağcıyı dövmeye değil, üzüm yemeye dönük çabalarla bu düzenlemeleri daha da mükemmelleştirebiliriz.

Önerilen teklif, bu iyi niyetlerle hazırlanmış, Meclisin daha verimli ve etkin çalışmasını hedeflemiştir. Altında başkaca bir gerekçe veya niyet yoktur. Muhalefetin sesinin kısılması asla hedeflenmemiştir. Önceki Anayasa değişiklik teklifinde ve karşımıza çıkan türlü görüşmelerde sıklıkla karşılaştığımız gibi her teklifi, her değişiklik önerisini kötücül bir failin kötücül tuzakları gibi görmek eğiliminden artık vazgeçilmeli, işin nesnel muhtevasına yapıcı bir şekilde odaklanılmalıdır. Bunu maalesef bu Parlamento çatısı altında olması gerektiği kadar sık göremiyoruz. Bir konuyu kamuoyuna olduğundan daha farklı, olumsuz gösterme gayreti, olguları kendi nesnel çerçevesinde ele almayı engellediği gibi aslında kolaycılığa kaçmak ama bunun karşılığında aktif, etkin siyasetten uzaklaşmak anlamına gelmektedir ve bu üzücüdür. Kamuoyu bizlerden retorik ve sloganlar değil, sorunlara çözüm üretmemizi beklemektedir. Öz yoksa retorik kimseyi tatmin etmez. Uzun vadede bu zaaf taşınamaz hâle gelir.

Sorun çözmek, hizmet etmek sadece iktidarların görevi olamaz. Muhalefet demokrasinin olmazsa olmaz, tamamlayıcı ve temel aktörleridir, son derece saygıdeğerdir ama muhalefet faaliyeti özellikle beka sorunlarında yük artırma, zaaf yaratma şeklinde değil, açık kapatma, yük alma noktasında olmalıdır. 15 Temmuzda tarihî bir direniş sergileyen bu Gazi Meclisin saygıdeğer üyelerinin bunu yapabilme kapasitesine sahip olduğuna dair inancım güçlü. Dünyanın içinden geçtiği bu şiddetli türbülansta Meclisimizin göstereceği gayret, iş birliği, yerli ve millî tavır sıradan dönemlerden çok daha kritik bir işleve sahiptir, hatta bu zorunlu bir görevdir. Beka sorunlarını bir iç siyaset malzemesi olarak tüketme eğilimi ülkemize zarar verdiği gibi vatandaşlarımızın sağduyusundan da geri dönecektir, dönmektedir. İşte o zaman, dün kürsüye geçirdiği siyah örtüyü muhalefet kendi üzerine gönüllükle giyinmiş ve aslında kendi kendisini kendisi susturmuş olacaktır, bunun devası da tüzüklerde bulunamaz.

Konuşmamı bitirirken bu Tüzük değişikliğinin ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, aziz vatandaşlarımıza ve Genel Kurula tekrar saygılarımı sunuyor, beni sükûnetle dinlediğiniz için de hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.