Konu:Bölge Adliye Ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:114
Tarih:19/07/2017


Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL'in ilan edilmesinin ardından bir yıl geçti. OHAL sonuçlarına dair birkaç bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Hükûmet, 21 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL'in üç aydan daha kısa bir sürede bitirileceğine dair sözler vermiş olmasına rağmen ne yazık ki son bir yılı OHAL koşulları altında geçirmek zorunda kaldık. Bildiğiniz gibi, aslında OHAL Anayasa'ya göre belirli koşulların dayatıldığı geçici bir yönetim biçimidir. Anayasa Mahkemesinin 1991 yılında verdiği bir kararda, "Olağanüstü yönetim usullerinin yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın, demokrasilerde sonuçta bir hukuk rejimidir." şeklinde bir tanımlama yapmıştır.

Yine, Anayasa Mahkemesinin (1991/6) esas sayılı Kararı'na göre, "Anayasa Mahkemesi "olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi" adı altında yapılan düzenlemelerin Anayasa'nın öngördüğü ve Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlı tutulmadığı, gerçekten bir olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde olup olmadıklarını incelemek ve bu nitelikte görmediği düzenlemeler yönünden Anayasa'ya uygunluk denetimi yapmak zorundadır." şeklinde de bir kararı vardır.

Anayasa Mahkemesinin bu kararında dile getirdiği hukuki ölçütler açısından OHAL sürecine baktığımızda, 15 Temmuzdan bugüne kadar çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle hukuki sınırların aşıldığını, maalesef, hep birlikte izlemekteyiz. Basının susturulması, gazetecilerin tutuklanması, binlerce akademisyenin işinden gücünden edilmesi, işinden olanların yargı yoluyla hak aramalarının engellenmesi, başta sağlık hakkı olmak üzere bir dizi temel haklardan yoksun bırakılmaları ile kamu düzeninin sağlanması arasında bağlantı kurmak olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, OHAL, nedenleri ve amacı açısından Anayasa'da belirtilen ve ilan edilen sınırları aşmış, keyfiliğe artık dönüşmüştür. Keyfiliğin hukuk kuralı olduğu yerde hiç kimsenin güvencesi yoktur.

Değerli milletvekilleri, OHAL'de en çok zarar gören kurumlar arasında ne yazık ki üniversitelerimiz var. Türkiye'de bir yıllık OHAL döneminde 23.427 akademisyen bu yolla görevinden alındı. Yükseköğretim Kurumunun verilerine göre ise 2.808 öğretim görevlisi işsiz kaldı. İlk olarak 1 Eylül 2016'daki 672 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname'yle akademisyen ihraçları başladı ve 96 farklı üniversiteden 2.346 akademisyen ihraç edildi. Ardından Nisan 2017'ye kadar 484 akademisyen 5 farklı kanun hükmünde kararnameyle görevlerinden ihraç edildiler. Yayınlanan 2 kanun hükmünde kararnameyle göreve iade edilen 53 akademisyen hariç son bir yılda yürürlüğe giren 6 kanun hükmünde kararnameyle toplamda 117 farklı üniversiteden 5.247 akademisyen işini kaybetmiş durumdadır. Böylece OHAL'de kapatılan 15 vakıf üniversitesinden işsiz kalanlar, "barış için akademisyenler" imzası olduğu için işinden atılanlar ve kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen akademisyenlerin sayısı 8.427'ye ulaşmıştır. 2010'da yürürlüğe giren Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında YÖK tarafından çeşitli üniversitelere atanan yaklaşık 15 bin araştırma görevlisinin kadro garantisi eylül ayındaki kanun hükmünde kararnameyle de kaldırıldı. Yurt dışında burslu olarak akademik çalışmalarına devam eden 226 öğrencinin bursu ve öğrencilikle ilişkileri iptal edildi.

Değerli milletvekilleri; şimdi, bu bilgiler ışığında üniversitelerimizin geldiği nokta herkesin malumudur. "FETÖ'yle mücadele" adı altında muhalif düşünen bu ülkenin en değerli hocaları üniversitelerden tasfiye edildiler ve bilimden uzaklaştırıldılar. Akademi aslında bir yerde katledildi. Akademi özgür düşünce ve bilgi üretimi ortamı ne yazık ki her geçen gün yok edilmektedir. Bu durum Türkiye'yi büyük bir uçuruma doğru sürüklemektedir. Barıştan yana, yaşamdan, insanlık onurundan ve adil düzenden yana olan tüm değerli bilim insanlarının tasfiyesinin bir an önce sonlandırılması gerekmektedir. OHAL'in yıl dönümüne girerken ve bugün siyasi iktidara buradan sesleniyorum: Darbe girişimini gerçekleştirenlere karşı yürütülen mücadeleyi muhaliflere yöneltmekten bir an önce vazgeçin. Kamudan hukuksuz bir şekilde ihraç edilen ve açığa alınan tüm kamu görevlilerini bütün haklarıyla birlikte görevlerine iade edin.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Doğan.