Konu:Hasta tutukluların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:2
Birleşim:113
Tarih:18/07/2017


Hasta tutukluların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasal iktidar yargıyı yeniden yapılandırıyor, dolayısıyla da yeni bir devlet düzeni önümüze koymuş ve yeni devlet düzenine de halkımızı alıştırmaya çalışıyor.

İktidar bu yetkiyi referandumla almış olabilir, tartışmalı bir sürecin sonucunda böyle bir yetki almış olabilir. Bu yetkinin nasıl kullanıldığını ülkedeki hak ihlallerine bakarak anlayabiliriz. On binlerce kamu emekçisi işinden edilmiş, akademisyenler işinden edilmiş, gözaltılar, tutuklular, tam bir kaosa çevrilmiş ülkemiz. Bu sonuçlar çok ağır ve kabul edilemezdir.

Siyasi faaliyetleri nedeniyle yapılan tutuklamalarda, tutukluların sağlık sorunları başlı başına bir sorun olmaya devam etmektedir cezaevlerinde. Tutuklu ve hükümlülerin tedavisindeki ihmaller nedeniyle ölümler olmakta ya da ölümler beklenmekte ve bu konuda onlarca dava AİHM sürecinde görüşülmeyi beklemektedir.

Tutuklu ve hükümlülerin insanca yaşama koşullarının sağlanması, iç ve uluslararası hukuk anlamında garanti altına alınmıştır. AİHM'in pek çok kararında belirtildiği gibi bireylerin tutukluluk koşulları insan haysiyetine uygun olmalıdır. Tutuklu olmanın kaçınılmaz bir biçimde yol açtığı güçlüklerin ötesinde güçlükler ya da acılar getirmemesi gerekmektedir. Bu çerçevede devletin kendi gözetimindeki kişilerin sağlığını korumak konusundaki pozitif uygulamaları devam etmelidir. Devlet bu kişilerin sağlığıyla ilgili önlemleri almakla, gereken tedavi ve ilaçları sağlamakla yükümlüdür. Devletin bu yükümlülüklerini yerine getirmemesi, sözleşmenin işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3'üncü maddesinin ihlaline yol açmakta ve ülkemizin uluslararası hukuk nezdinde yargılanmasına neden olmaktadır.

Uzun tutukluluk hâli ve hükümlülük, hasta insanların uzun süre tutuklu kalması tek başına ihlal nedeni de sayılmaktadır uluslararası hukukta. Uzun süren tutukluluk hâli, yargı önüne çıkarılmama konuları artık ülkemizde olağan sayılmaktadır. Gerekçe? Olağanüstü hâl durumu diyorlar. OHAL öncesi tutukluluk hâlinin uzun sürmesinin nedeni peki neydi? Bu da açıklanamıyor.

Bir örnek vermek istiyorum sayın vekiller: Manisa'da tam yirmi bir aydır 91 kişi yargı önüne çıkmayı bekliyor. Suçları konusunda kendilerine sunulmuş henüz bir iddianame hazırlanmış değil. Sayın Bakana onlarca kez sormamıza rağmen sorularımız cevaplandırılmıyor bu konuda.

Değerli milletvekilleri, uluslararası hukuk anlamında olsun, iç hukuk anlamında olsun, aşağıda belirtilen tüm hususların Adalet Bakanlığı nezdinde sürekli izlenmek zorunda olduğunu belirtmek istiyorum ve bu bilgilerin ilgilinin yakınına gerektiği ve istendiği zamanda sunulması gerekmektedir:

1) Tutuklunun sağlık durumu,

2) Tutukluluk sırasında gösterilen bakım ve tedavinin yeterli olup olmadığı,

3) Sağlık durumu göz önünde bulundurulduğunda tutukluluk durumunun devamının doğru olup olmayacağı,

4) Hastanın durumunun kötüleşme olasılığı.

Bunlar çoğaltılabilir. Tutuklu, hastalığı nedeniyle serbest bırakılamıyorsa o zaman devletin yeterli tedavi ve destek verip vermediğinin kaydının çok net bir şekilde tutulmuş olması gerekmektedir. Yani tutuklu hastanın tedavisine ilişkin kayıtların düzgün tutulması zorunludur. Tutuklu ve hükümlülerin sosyal yaşamda ihtiyaç duyduğu tüm dergi, gazete, kitap, resim yapma aracı, müzik elemanları vesaire her türlü araç ve gereci sağlamak ve de kullanımının şartlarını yaratmak zorundadır. Sosyal hukuk devletinin gereği budur.

Değerli milletvekilleri, tutuklular anlamında bir başka sorun daha var. Uluslararası hukuk kararlarına göre, tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine ilişkin makul kuşku tutuklamanın devamı kararı için yetersiz sayılmaktadır. Yargıç tutuklamanın sürdürülmesine karar verirken sanığın kaçma, kanıtları ortadan kaldırma ya da yeniden suç işleme olasılığının bulunduğunu somut bir biçimde göstermek zorundadır. Ancak, maalesef, ülkemizde tam olarak bunun da tersi yapılmaktadır. Tutuklama süresi uzadıkça yargıcın gerekçelerinin daha ayrıntılı ve somut olması gerekirken bu süreç, tam tersi, bu şekilde işletilmektedir.

Ağır ve ölümcül olan ya da tedavilere cevap vermeyen hastalıklarla ilgili olarak, tutuklu ve hükümlülerin kaçma, kanıtları karartma ya da yeniden suç işlemesi beklenemeyeceğine göre tutukluluğun sürdürülmesi haklı gösterilemez.

Uluslararası hukuk ve AİHM'in en çok üzerinde durduğu konulardan biri de ağır hastalıkları bulunan bir kişinin neden teminatla tahliye edilmediği hususudur. AİHM kararları devletler bakımından bağlayıcıdır. Ayrıca, Anayasa'nın 90'ıncı maddesinde yaptığımız değişiklikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasalar arasında uyuşmazlık varsa sözleşme hükümlerinin esas alınacağını kabul etmiş durumdayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Bu nedenle yargılama sürecinde AİHM kararlarının göz önünde bulundurulması gerekir.

BAŞKAN - Sayın Doğan, teşekkür ederim.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Bu, aynı zamanda, Türkiye'nin Avrupa hukuk düzenine uyum sağlamasının ön koşuludur.

Saygılarımı sunarım. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)