Konu:Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:112
Tarih:17/07/2017


Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın Divan, sayın milletvekilleri; Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde partimizin görüşlerini açıklamak üzere CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla gerek adli yargı gerekse idari yargı bakımından ikinci derece yargılamayı öngören istinaf kanun yolunun faaliyete geçirilmesi sonucunda ortaya çıkan birtakım sorunların giderilmesi amacıyla birçok kanunda değişiklikler yapılması öngörülmektedir.

Sayın milletvekilleri, çağdaş demokrasilerde kişi güvenliğinin, temel hak ve özgürlüklerinin en büyük teminatı hukuk devletinin hayata geçirilmesidir. Bu anlamda güçler ayrılığının, bağımsız ve tarafsız yargının varlığı ve kurumsallığı hayati önem taşımaktadır. Özellikle yargının yürütmeye karşı bağımsızlığı ve idarenin yargısal denetimi temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

Sayın milletvekilleri, yargı bağımsızlığı, en yalın hâliyle mahkemelerin kararlarını verirken hiçbir devlet organının, makamın, kişinin ve kurumun yargı yetkisini kullanması nedeniyle mahkemelere emir ve talimat verememesi ve müdahalede bulunamaması demektir. Mevcut tasarı hakkında yapacağımız değerlendirmelerin de bu temel zorunlulukla uyumlu olması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, ilk derece ve temyiz mahkemelerinden oluşan iki dereceli yargı sistemimizin işleyişi, bölge adliye mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerinin istinaf mahkemesi olarak faaliyete geçmesiyle yargı sistemimiz üç dereceli hâle gelmiştir. Bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin istinaf mahkemeleri olarak düzenlenmesinin ardından Danıştay ve Yargıtayın temyiz ve içtihat mahkemesi işlevine kavuşturulması amaçlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, 20 Temmuz 2010'da uygulamaya giren bu üç dereceli sistemin işleyişinde ortaya çıkan eksiklik ve aksaklıkların bu tasarıyla giderilmesi amaçlanmaktadır. Tasarıda teknik anlamda katılmamızı gerektiren kimi değişikliklerin yanı sıra, iktidarın geleneksel olarak yargıya bakışını temsil eden temel yaklaşımlarını bu tasarıda da kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bağlamda, bölge adliye mahkemelerindeki başkanlar kurulunun hukuk daireleri başkanlar kurulu ve ceza daireleri başkanlar kurulu olarak ikiye ayrılmasını, özellikle daire sayısı fazla olan büyük illerimizdeki -Ankara ve İstanbul gibi- mahkemeler bakımından gerekli görüyoruz. Bu değişiklik, iş bölümü ve uzlaşma bakımından da mahkemelerin iş ve işleyişine olumlu katkılar yapacaktır.

Yine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen ya da istem üzerine Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı itirazda bulunma yetkisine paralel şekilde, bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığına itiraz yetkisinin tanınmasını da isabetli buluyoruz. Böylelikle kararlardaki maddi hataların giderilmesi mümkün olabilecektir. Ancak, bu itirazların bir üst kurula değil de kararı veren daireye yapılması itiraz kurumunun mantığıyla uyumlu değildir. Ayrıca, bu itirazın reddine ilişkin karara karşı kanun yolunun kapalı olması da itiraz kurumunun işleyişine yabancıdır.

Yine, tasarıda temyiz ve istinaf incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması hakkında verilen kararların kesin olacağı düzenlemesi de hak arama özgürlüğünü ve yargı kararlarının denetimini sınırlayan bir düzenlemedir. Bu karara karşı da bir hukuki denetim mekanizmasının öngörülmesi gerekirdi.

Sayın milletvekilleri, tasarıda başkanlar kuruluna ait olan kimi yetkilerin bölge idare mahkemesi başkanına ve HSK'ya devredilmesi doğru olmayıp kaygı vericidir. Tasarıda bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde hukuki veya fiilî nedenlerle bir dairenin kendi üyeleriyle toplanamadığı hâllerde ilgisine göre diğer dairelerden üye görevlendirme yetkisi bölge idare mahkemesi başkanına verilmektedir. Daha önce başkanlar kuruluna ait olan bu yetkinin tek kişinin takdirine bırakılması kanaatimizce doğru değildir. Her ne kadar bu konuda kıdem ve sıra ölçütleri Komisyonda kabul edilmiş olsa da bu şekilde oluşacak heyetlerin dosyadaki tedbir talebi ve davanın esası hakkında karar verme yetkisinin sınırlanması gerekir.

Sayın milletvekilleri, yargının siyasallaştığı bir dönemden geçiyoruz. Yakın tarihimizde hukuk dışı saiklerle yargı dışı mensubiyet ve aidiyet kaygılarıyla verilen kararlara sıkça rastladık. Tam da bu dönemde bu düzenlemeyle tabii hâkim ilkesi ihlal edilerek davaya özel hâkim tayin edilebileceği kaygımızı doğru bulmalısınız.

Yine, tasarıdaki gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak ihtisaslaşmayı sağlamak amacıyla daireler arasındaki iş bölümü bölge idare mahkemesi başkanlar kurulundan alınarak HSK'ya devredilmektedir. Bu düzenlemenin de tarafımızca kabulü mümkün değildir.

Bilindiği üzere Danıştay ve Yargıtay dairelerinin kendi aralarındaki iş bölümü ilgili mahkemeler tarafından belirlenmektedir. İkinci derece mahkemesi olarak istinaf mahkemelerinin de benzer bir şekilde bu sorunu çözmesi gerekirdi. Ayrıca, yeni anayasal düzenlemeyle HSK'nın oluşumu siyasi saiklerin ve etkilerin müdahalesine açık hâle gelmiştir. Kurulun çoğulcu ve kucaklayıcı bir şekilde oluşma imkânı ortadan kaldırılmıştır. Parlamentoda çoğunluğu bulanan gruba diğer tüm yaklaşımları yok sayarak kurulu tek başına belirleme imkânı verilmiştir. Nitekim bu düzenlemenin ilk uygulaması da bu kötü tecrübeyle gerçekleşmiştir. Böylesine politik saiklerle şekillenen HSK'nın istinaf mahkemesinin daireleri arasındaki iş bölümünü belirlemesi, kurulun oluşumundaki tekil, siyasi irade ve saiklerin yargılama süreçlerine indirgenmesine olanak tanıyacaktır.

Sayın milletvekilleri, Parlamentoda yapılacak her yasal düzenlemenin yargının işleyişindeki eksiklik ve aksaklıkların giderilmesine, etkin, hızlı, ucuz, saygın ve güvenilir bir adalet işleyişini ortaya çıkarmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Ancak, ne yazık ki on beş yıllık dönemde, iktidarın yasama çalışmaları bu gerekliliğin ötesinde yargıya müdahale olanaklarının altyapısını yaratmak olmuştur. Böylelikle, yargıyı siyasallaştırıp yargıyı iktidarın etkinliğini sağlamak üzere bir araca dönüştürmüşlerdir. Bu müdahale yargıyı, tarihinde hiç görülmediği kadar saygınlıktan uzaklaştırmış, yargıya olan güven yüzde 30'lara kadar düşmüştür.

Sayın milletvekilleri, yargı kadroları, bu süreçte siyasetin ve cemaatin örgütlenme alanı hâline getirilmiştir. Yargıyı bu acıklı duruma düşüren on beş yıllık AKP iktidarıdır. Hukuk sistemine egemen olması gereken genellik, soyutluk, denetime elverişlilik gibi ilkelerden bu on beş yılda vazgeçilmiştir. Geniş takdir yetkileri getiren, hatta keyfîliği olanaklı kılan düzenlemelerle iktidarın ve cemaatin yargısal süreçlere müdahalesi olanaklı hâle getirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, geç de olsa bu yoldan geri dönülmelidir. Parlamentonun yapacağı tüm düzenlemeler, öncelikle toplumsal düzenin bir denklik ve adalet anlayışı içinde, toplumun refahını ve özgürlüklerini artırmaya yönelik olmalıdır. İktidar, mevcudiyetini toplumdaki adalet beklentisini karşılayan bir çerçeve içerisinde sürdürmelidir. Her ne kadar yapılan yasal düzenlemelerin genel gerekçelerinde bu kavramlara ve kaygılara sıkça yer verilse ve bu ifadeler tekrarlansa da bu ihtiyacın ötesinde amaç ve saiklerin iktidarın tasarılarına yön verdiği açık şekilde ortadadır. İktidarın on beş yıllık uygulamaları sonrasında temel yaklaşımının bir vesayet makamı olarak gördüğü yargıyı siyasi vesayet altına sokmak olduğu artık anlaşılmıştır. Yargının siyasallaştırılarak denetim altına alınması ve iktidarın ihtiyaçlarının aracı olarak kullanılması, on beş yıllık iktidar uygulamalarının bizlerde oluşturduğu net, nihai bir kanaattir.

Bugün içerisinden geçtiğimiz bu karanlık dönemin de ve bu OHAL sürecinin oluşmasına gerekçe yapılan darbe girişiminin de hazırlanmasına olanak tanıyan temel sebep, iktidarın yargıyı siyasallaştıran, siyasi amaçlarına araç kılan ve çürüten tutumudur.

Sayın milletvekilleri, Darbeleri Araştırma Komisyonundaki partimizin temsilcilerinin hazırladıkları muhalefet şerhinde açık şekilde ortaya koydukları gibi, yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan çete bu gücünü iktidarın hazırladığı hukuksal altyapıdan almıştır. Özellikle yeni Ceza Kanunu'nda yapılan düzenlemeler, özel görevli mahkemelerin kurulması ve görev alanının genişletilmesi, dava dosyalarına avukatların erişiminin engellenmesi, gizli tanık uygulamaları, askerî kişilerin görev suçlarından dolayı adli mahkemelerde yargılanması, hâkim ve savcılar aleyhine tazminat davası açılmasının engellenmesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin yapısının ve seçim yöntemlerinin değiştirilmesi, siyasi kadroların dışarıdan hâkim ve savcı olarak atanmasına olanak sağlayan düzenlemeler, Adlî Kolluk Yönetmeliği'nin değiştirilmesi, sulh ceza hâkimliklerinin kurulması geldiğimiz bu karanlık noktanın kilometre taşlarını oluşturmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu düzenlemelerle yargının işleyişi çete mensuplarına iktidar tarafından teslim edilmiştir. Yargı süreçleri toplumun adalet beklentisini karşılamak yerine, siyasi amaçlarla operasyonel olarak işletilmiştir. Ulaşılan bu güç, yargıyı takiben, ordunun ve tüm bürokrasinin, giderek tüm basının, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun denetim altına alınması, korkutulması, susturulması amacıyla kullanılmıştır.

17-25 Aralığa kadar bu operasyonel süreç, darbeci çete örgütü ve iktidar tarafından ortak menzile yürürken kol kola gerçekleştirilmiştir. 17-25 Aralıkta Hükûmet eliyle devletin soyulduğu, yüzyılın en büyük yolsuzluğu açığa çıkarılmıştır.

Türkiye, o gün bir milat olarak değerlendirebileceği bu fırsatı kaçırmıştır. O güne değin yaşanılanların hesabını sorup yaşanılanlarla yüzleşmek yerine, sürecin üstü iktidar tarafından örtülmüştür. Devlet aygıtını ele geçirme çabası, iktidar ve cemaat tarafından birbiriyle çatışan ve savaşan iki çizgide bugüne kadar devam etmiştir. Bu iki yapı o güne kadar birbirine destek ve dayanak olmuşlardı. İki taraf da ortak menzile yürüdüklerini söylemekten çekinmemişlerdi. Şimdi geldiğimiz noktada, bu ortak menzilin ne olduğu açıklanmalıdır. Bu açıklamayı bir terör örgütünden beklemekten daha çok, hâlâ devletin gücünü kullanan bir iktidardan beklemek tüm yurttaşlarımızın hakkıdır.

Buradan iktidara sesleniyorum: Çıkın, FETÖ terör örgütüyle yürüdüğünüz ortak menzili açıklayın, çıkın açıklayın. Beraber nereye yürüyordunuz, açıklayın. Korkunun ecele faydası yok. Unutmayın, her suç gerisinde delil bırakır. Bu deliller üzerinden oluşan sorular yanıtlanıncaya kadar biz bu kürsüden ve meydanlardan bu soruları sormaya devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, bundan bir yıl önce Türkiye alçak ve kanlı bir darbe girişimi yaşamıştı. Şehitlerimiz var, gazilerimiz var. Alçak darbede 249 yurttaşımız hayatını kaybetti, 1.301 yurttaşımız yaralandı. Buna rağmen, iktidar bu alçak darbeyi Allah'ın lütfu olarak değerlendirip 20 Temmuz sivil darbesi olarak kullandı.

Geçen bir yıllık sürede kanlı bir darbe girişimiyle sonuçlanan cemaatin bu alçak yürüyüşünü sorgulamak, darbe gününü ve öncesinde yaşananları açığa çıkarmak amacıyla kurulan Darbe Araştırma Komisyonu tam bir fiyaskoya dönüşmüştür. Komisyondan beklediğimiz binlerce soru, zihinlerde cevapsız şekilde asılı bulunmaktadır. İktidardan haklı beklentimiz, bilgisi ölçüsünde bu soruları yanıtlamasıdır; değilse, bu soruları yanıtlayacak hukuksal, parlamenter ve demokratik süreçleri işletmesidir. Ancak iktidar bu sorulara yanıt vermediği gibi, bu süreçlerin işletilmesine de engel olmaya devam etmektedir.

Aslında bu haklı beklentimizin iktidar tarafından karşılanmayacağı daha Darbe Araştırma Komisyonu oluşumunda Komisyon Başkanlığına Reşat Petek'in getirilmesinden anlaşılmıştır. Bu tercihle, ciğer kediye teslim edilmiştir. Ömrünü cemaat çetesinin avukatlığı ve savunuculuğuyla geçirmiş Reşat Petek'in Komisyonun açığa çıkarmasını ve yanıtlamasını beklediğimiz sorulara yanıt üretmek yerine, çalışmayı engelleyen ve karanlık noktaların üstünü örten tutumu, duyduğumuz endişelerde bizi haklı çıkarmıştır. Gelinen noktada böyle bir tercihte bulunan AKP iktidarından da darbe öncesi ve darbe günü yaşanan karanlık ilişkilerin açığa çıkarılması konusunda hiçbir yurttaşın beklentisi ve umudu kalmamıştır. İktidar bu soruların sorulmasından korkmaktadır.

Sayın milletvekilleri, tüm bu konuları ve adalet ihtiyacını konuşurken Türkiye'nin yakın süreçteki gündemini belirleyen bir hususu hatırlatmak, paylaşmak istiyorum. 9 Temmuzda Türkiye'de bir tarih yazılmıştır, destansı bir tarih yazılmıştır. Her destanın olduğu gibi bu destanın kahramanı da vardır, onun adı da Kemal Kılıçdaroğlu'dur. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyanın en uzun siyasi, barışçıl, kitlesel, sivil, demokratik eylemini gerçekleştirdik. Sadece "hak, hukuk, adalet" diyerek yürüdük. Herkes için adalet istedik. Adalet hukuk kavramını aşan bir anlam ve içeriğe sahiptir, bunu biliyoruz ve gerçek mekânın sadece adliye koridorları değil, vicdanlar olduğunu hiç unutmuyoruz. Adaleti olmayan her inanç ve öğretiyi varlık sebebini sorgulamaya davet ediyoruz. Bu değerlerle çatışan her uygulamanın kamu vicdanında sorgulanıp mahkûm edileceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle toplumun yarısına, 50 milyonuna değil, tamamına seslendik.

Biz yürürken aramızda taşeron işçiler, şiddet mağduru kadın ve çocuklar, işsizler ve yoksullar, siftahını edemeyen esnaf, devletin açtığı okullarda okuyan askerî öğrenciler ve vatani görevini yapan er ve erbaşlar vardı. Bizimle yürüyemeyip taleplerimiz içerisinde yerini bulan, ortaya koyduğumuz iradeye yüreğini katan, iktidarın hukuksuzluklarına muhalif oldukları için cezalandırılan eğitimci ve akademisyenler ile kamu çalışanları, gazeteciler vardı. Biz yürürken aramızda yüz binlerce yurttaşımızın oyuyla seçilip hukuksuz şekilde hücre duvarlarının arkasında tutulan milletvekilleri vardı. Ve yine, orada hiç kimse yoksa, bizimle beraber Nuriye ve Semih'in hukuksuz şekilde uzaklaştırıldıkları işlerine geri dönmek için yaptıkları onurlu direniş vardı. Keza biz yürürken aramızda yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü savunduğu için sürgün edilen Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ vardı.

Gerek yürüyüşe gerekse mitinge katılanların sayısı üzerine bir tartışmaya ve polemiğe ihtiyaç duymuyoruz. 170 bin veya 2,5 milyon olsun, bunun bir önemi yok, bunu biliyoruz. Bu yürüyüşü taçlandıran mitingin büyüklüğünün sayısal ifadeden ziyade, iktidarın yarattığı hukuksuzluk ve zulüm üzerinden ölçülmesi gerekir. Yürüyüşümüzde ve mitingimizde dillendirdiğimiz gibi kutsal Parlamentonun çatısı altında bir kez daha dillendiriyoruz ve toplumun tüm bu kesimleri için adalet istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu isteğimizle hiçbir suçun, hiçbir suçlunun cezasız kalmasını kastetmiyoruz; tam aksine, her suçun ve suçlunun yasalar karşısında ve vicdan ölçüsünde hak ettiği cezayı almasını istiyoruz. Bu anlamda, bu kanlı darbe girişiminde hukuki sorumluluğu olan herkesin, bir yıldır kurulup açığa çıkarılamayan, Komisyon tarafından açığa çıkarılmasına izin verilmeyen siyasi sorumluların da diğer sorumlularla beraber yargılanmasını ve cezalarını çekmesini istiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 9 Temmuz yeni bir iklimdir, yeni bir tarihin başlangıcıdır, yeni bir doğuştur. Türkiye yeni bir iklimin içerisinde, yeni bir eşiğin başlangıcındadır. Bu eşik topluma dayatılan korku duvarının yıkıldığı bir eşiktir; dayanışma, yardımlaşma, insanlığın ortak değerlerinde buluşup ortaklaşma kültürünün yeniden yaratılmasıdır; umut denilen o büyülü duygunun yeniden keşfedilmesidir; yurttaşlarımızın artık doğuştan edindikleri kimlikleri üzerinden kutuplaştırılmasına, ötekileştirilmesine itirazıdır. Artık yurttaşlarımız kimlikleri, kültürleri ve yaşam tarzları inkâr edilmeden, müdahale görmeden, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Buradan iktidara sesleniyorum: Çok mağduriyet yarattınız, çok korku ürettiniz, tüm hukuksuzluklarınızla bir o kadar da tepki ve itiraz biriktirdiniz. Şimdi bizler bu tepki ve itirazları umuda dönüştürüyoruz. Korku bulutları yürüdüğümüz Bolu'nun dağlarından, Maltepe'nin sahillerden başlayarak dağıldı. Şimdi yeni bir Türkiye'ye yürüyoruz. Bu yürüyüş hepimizin yürüyüşüdür. Vicdanı rahat, yüreği ferah, düşleri temiz her partiden yurttaşlarımızı bu yürüyüşe adımlarını katmaya davet ediyoruz, adalet istiyoruz.

Sizleri saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)