Konu:Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı'yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/4/2017 tarihli ve 1139 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/7/2017 Çarşamba günü saat 01.00'den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1167) münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:112
Tarih:17/07/2017


Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı'yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/4/2017 tarihli ve 1139 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/7/2017 Çarşamba günü saat 01.00'den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1167) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, OHAL, 20 Temmuz 2016'da uygulamaya konuldu ve üç ay süreyle bir kez daha uzatılması talebiyle yine yüce Meclisin karşısındayız.

Şimdi, tabii, doğal olarak OHAL konusu, bütün boyutlarıyla konuşuluyor, tartışılıyor, değerlendiriliyor, öyle de olması gerekiyor, doğrusu da bu. Ama belki çok fazla detaylı bilgiye hâkim olamamaktan kaynaklı, zaman zaman, OHAL ilanı ve yürütülmesiyle ilgili, amaç dışı değerlendirmeler yapılabiliyor. Olabilir yani ama bizim de görevimiz, bu eksik bilgilerin tamamlanmasını sağlayarak... Ne yapmaya çalışıyoruz, ne yapıyoruz Hükûmet olarak, OHAL'in uzatılma gerekçeleri nedir ve hangi amaçla, hangi hassasiyetle, hangi saikle yürütülüyor bu çalışma ve mücadele, onları olabildiği ölçüde ayrıntılı bir şekilde arz etmeye çalışacağım.

Bugüne kadar... Tabii, OHAL ilanı, 15 Temmuz hain kalkışmasının hemen akabinde uygulamaya konuldu. 15 Temmuz sonrasında Türkiye'de oluşan o tabloyu bir canlandırmaya, göz önüne getirmeye çalıştığımızda , hakikaten çok karanlık, çok vahim bir fotoğrafın, tablonun, olaylar zincirinin ve hedefin, hedeflerin olduğunu görürüz. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: 15 Temmuz kalkışması, esas itibarıyla küresel ölçekli bir projedir. O projenin realize edilmesinde içeride görev alan FETÖ de dâhil olmak üzere hepsi birer piyon ve maşadır. Küresel ölçekli çok büyük bir projedir ve aslında silsile olarak son yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan projelerin devamı mahiyetindedir, daha büyük boyutlu, daha sert olanıdır; öyle tanımlamak gerekiyor. Temel hedef de, Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmayı hedefleyen küresel ölçekli bir projedir.

15 Temmuzun hemen sonrasında Türkiye tam bir yangın yerine dönmüştür. Gerçek anlamda, genel asayiş, genel güvenlik artık büyük oranda ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır Türkiye'de. İnsanların, bütün toplumun can güvenliği dâhil olmak üzere, nizamın ve düzenin sürdürülmesi noktasında da çok ciddi olumsuz bir tablo ortaya çıkmıştır. OHAL böyle bir ortamda ilan edilmiştir, böyle bir ortamda OHAL uygulamasına başvurulmuştur. OHAL esas itibarıyla tabii anayasal bir müessese, bunun da altının çizilmesi gerekiyor. Yani OHAL mekanizması Anayasa dışı, hukuk dışı bir düzen, bir sistem, bir uygulama değildir, Anayasa'da belli şartlar oluştuğunda ilan edilmesi hakkı, imkânı verilen bir uygulamadır, anayasal bir uygulamadır. Böyle bir ortamda olağanüstü hâlin ilan edilmesi son derece doğaldır, gereklidir ve şarttır; bütün şartları oluşmuştur, fazlasıyla oluşmuştur 15 Temmuz sonrasında. Esasında, bakın, evet, doğru, bugüne kadar, aşağı yukarı bir yıllık bir zaman dilimi içerisinde OHAL uygulaması söz konusu ve bugüne kadar bu uygulamalar neticesinde özgürlük alanı daraltılan, temel hak ve hürriyetlerinin kullanılması sınırlandırılan, engellenen, ertelenen hiçbir kişi yoktur. OHAL uygulaması nedeniyle, hiç kimse bu anlamda bir olumsuz etkilenmeyle karşı karşıya kalmamıştır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Grev yapmak engelleniyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, Olağanüstü Hal Kanunu var biliyorsunuz, 1983 yılından beri uygulanan. Esas itibarıyla olağanüstü hâl, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında, askıya alınmasında, ertelenmesinde hükûmete inanılmaz yetkiler veren bir düzenlemedir. Bakın, olağanüstü hâlin...

Şunu da hemen söyleyelim: AK PARTİ hükûmetleri iktidara geldiğinde yürürlükten kaldırılan OHAL uygulaması ile son bir yılda yürütülen OHAL uygulaması arasında dağlar kadar fark vardır. Bunu daha iyi anlayabilmek için, bahsettiğim 2935 sayılı OHAL Kanunu'nun, Olağanüstü Hal Kanunu'nun nasıl yetki verdiğini, önemli olanlarını birkaç cümleyle sizinle paylaşmak istiyorum. Bu çerçevede olağanüstü hâl ilan edilmesi hâlinde hükûmet, sokağa çıkmayı sınırlandırabilir, yasaklayabilir. Hükûmet, gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunların olağanüstü hâl bölgesi dışına -eğer bölge olarak ilan edilmişse- çıkarılmasını, girmesini vesaire yasaklar, gerekirse bunları toplar, toplatır.

Söz, yazı, resim, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve her türlü yayını denetleyebilir, gerektiğinde kayıtlayabilir, sınırlandırabilir veya yasaklayabilir. Hassasiyet taşıyan kamuya veya kişilere ait kuruluşlara ve bankalara, kendi iç güvenliklerini sağlamak için özel koruma tedbirleri aldırabilir, bunların artırılmasını isteyebilir. Her nevi sahne oyunlarını ve gösterilen filmleri denetleyebilir, gerektiğinde bunları durdurabilir, yasaklayabilir. Kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklayabilir, erteleyebilir, izne bağlayabilir veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve zamanı tayin, tespit ve tahsis edebilir, izne bağladığı her türlü toplantıyı izleyebilir, gözetim altında tutabilir, bu toplantıları gerekirse dağıtabilir. İşçinin isteği, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller, sağlık sebepleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet akdinin sona ermesi veya feshi dışında kalan hâllerde işçi çıkartmalarını işverenin de durumunu dikkate alarak izne bağlayabilir, erteleyebilir veya izin verebilir. Buna benzer, dernek faaliyetleri, her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek suretiyle durdurulabilir.

Bugüne kadar, bir yıllık dönem içerisinde, uygulama dönemi içerisinde Olağanüstü Hal Kanunu'nun verdiği bu yetkilerin hiçbir tanesi kullanılmamıştır, hiçbir tanesi. Bu yönüyle bakıldığında, bildiğiniz, klasik anlamda bir olağanüstü hâl uygulaması değildir. O nedenle Başbakanımızın da ve diğer arkadaşlarımızın da "Olağanüstü hâli esasında Hükûmet kendisine ilan etti." cümlesi bu şekilde anlam kazanıyor, bu şekilde hüküm ifade ediyor. Çünkü olağanüstü hâl, esas itibarıyla, bu özgürlük alanlarının daraltılmasına, kişilerin kullandıkları temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına imkân verdiği için geçmişte kullanılmıştır, uygulanmıştır, hayata geçirilmiştir ama bu dönemde bunların hiçbir tanesinde sınırlandırıcı, tahdit edici bir uygulama söz konusu olmamıştır. O nedenle, rahatlıkla söyleyebiliyoruz, OHAL'i hiç kimse bu anlamda hissetmedi. Ne yaşam biçimi itibarıyla ne düşünce itibarıyla bu özelliklerinden dolayı hiç kimseye ayrıcalıklı, farklı bir muamele söz konusu olmamıştır; bir daraltma, engelleme, sınırlandırma söz konusu olmamıştır. Bunun aksini gösteren bir tane örnek yoktur.

Genel uygulamalar çerçevesinde, daha önce, OHAL ilanından önce de uygulanan birtakım düzenlemeler, kararlar, kurallar söz konusudur, o çerçevede alınan kararlar, uygulamalar vardır ama onun dışında, özel olarak son bir yıllık dönemde, OHAL ilanının başladığı dönemden bugüne kadar, bu anlamda herhangi daraltıcı bir düzenleme hayata geçirilmemiştir.

Bakın, Türkiye'nin yangın yerine döndüğü bir dönemde bu karar alındı. Hep konuşuluyor, Fransa'da iki tane bomba patladı, aşağı yukarı iki yıl olağanüstü hâl ilan edildi ve kasım ayına kadar devam ediyor. İki tane bomba, hepsi bu kadar. Yani küçümsediğim için söylemiyorum ama Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı tehditle kıyaslandığında, arasında inanılmaz şekilde, kıyaslanamayacak kadar büyük farkların olduğu da açık. O zaman da, şu an da Türkiye, dünyanın en kanlı üç terör örgütüyle, destekçileriyle mücadele ediyor, onlara karşı mücadele ediyor; sadece FETÖ'yle değil, bölücü terör örgütü DEAŞ'la aynı şekilde. DEAŞ en büyük zararı Türkiye'ye vermiştir, en büyük saldırıyı Türkiye'ye yöneltmiştir; bunlar rakamlarla çok açık ve hâlen bu mücadele devam ediyor. Dolayısıyla, olağanüstü hâlin ilanı gerekliydi ve şu anda da bu mücadele bitmemiştir çünkü saldırılar devam ediyor, hâlen hem içeride hem dışarıda bu terör örgütleriyle, dünyanın en kanlı üç terör örgütüyle mücadele devam ediyor. Dolayısıyla, olağanüstü hâlin ilanının şartlarının oluşumuyla ilgili hiçbir tereddüt söz konusu değildir. Biraz sonra uzatılmasıyla ilgili gerekçeleri ve şartları da arz etmeye çalışacağım.

Bugüne kadar, peki, ne düzenleme yaptık yani ne işe yaradı bu OHAL ilanı? Özellikle, FETÖ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelede nasıl bir imkân sağladı? İddia edildiği gibi kötüye mi kullanıldı yoksa gerçekten bu saldırıların ortadan kaldırılması için gerekli olan etkin ve hızlı yönetim imkânının oluşturulmasına katkı mı sağladı? Bakalım, ne yaptık bu düzenlemelerle bugüne kadar?

Bugüne kadar OHAL çerçevesinde 26 tane OHAL KHK'sı çıkarıldı, yürürlüğe konuldu. Bunlardan yaklaşık 5 tanesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi ve yasalaştı.

Şimdi, bakın, darbe teşebbüsü gerçekleşmiş. Türkiye, gerçek anlamda eğer çok kısa süre içerisinde müdahale edilmezse, yerinde ve doğru kararlar alınmazsa yani milletimizin ilk müdahalesinden sonra da gerekli müdahaleler zamanında yapılmazsa ve terör örgütüyle, kalkışmayla özelde bağlantısı olanlarla ilgili çok hızlı bir şekilde, etkili bir uygulama yapılmazsa milletimizin ortaya koyduğu o fedakârane kahramanlık, ortaya konulan kahramanlık ve onun karşılığında ödenen bedel âdeta boşa gitmiş olacak. Çok hızlı bir şekilde, ona sebebiyet verenlerin ve o eylemi gerçekleştiren taşeron örgütün bağlantılarının tamamıyla, çok kısa süre içerisinde ortadan kaldırılması gerekir. Neden? Çünkü gerçekten, toplumun, özellikle, kamunun bütün kılcal damarlarına kadar işlemiş, çok güçlü bir karar alma ve uygulama mekanizmasına sahip. Yani, yargısıyla, Emniyetiyle, üniversitesiyle, bütün birimleriyle, hiç tahmin edilmeyen alanlarda yani "Buralara girmemiştir." ya da "Buralarla çok ilgilenmemiştir." dediğimiz alanlar da dâhil, kamuda ve özelde toplumun bütün kılcal damarlarına işlemiş olan bir örgütün çok kısa sürede karar alamaz hâle getirilmesi ve finans kaynaklarının kurutulması gerekiyor.

Bakın, şu ana kadar kamudan bu çerçevede yaklaşık 111 bin kişi ihraç edildi. Yani, ağırlıklı olarak FETÖ terör örgütüyle ve diğer terör örgütleriyle de iltisak ve irtibatı tespit edildiği için 111 binden fazla kişi kamudan ihraç edildi. İlk aylarda da, hatta, ilk haftalarda da esas ağırlık o zaman çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ekinde gerçekleştirildi. Bu yapının, hiç zaman kaybetmeden dağıtılması ve işler hâlinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Aksi hâlde, bütün o verilen mücadelenin boşa gitmesi gibi bir durum ve tehlike söz konusuydu. Mevcut yasaların bize verdiği konvansiyonel yöntemlerle bu mücadelenin etkili, hızlı bir şekilde yürütülmesi de hemen hemen imkânsızdı. Bakın, teşebbüs yapılmış, düşünün, darbe teşebbüsünde aktif olarak görev alanları, onlarla bağlantı içerisinde olan kamu çalışanlarını kamudan ihraç edebilmeniz için sizin çok ciddi bir süreci işletmeniz gerekiyor. İlgili kurumların personel rejimlerini, işte, askerî personel rejimini ya da diğer memurlar için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu personel rejimini işletmeniz gerekiyor. Hele, böyle, bu kadar sayıda... Çünkü örgütün ne kadar geniş bir alana yayıldığını biliyoruz. Böyle bir süreci işleterek onların tehlike olmaktan uzaklaştırılması bu yapı içerisinde hemen hemen imkânsız ve mevzuat da müsait değil. Önce hukukun oluşturulması, sürecin kısaltılması, daha etkili hâle getirilmesi gerekiyor. O nedenle tam istediğimiz imkânı bize OHAL ilanı ve buna bağlı olarak çıkartılan kanun hükmünde kararnameler verdi. İlk adım olarak, bu ihraçların çok hızlı bir şekilde sonuçlandırılabilmesi için, buna yönelik olarak bir hukuk oluşturuldu. Bu düzenlemeden önce konusu suç olan bir fiil ancak tespit edildiğinde, örgütle bağlantılı bir suç fiil tespit edildiğinde ve Türk ceza mevzuatımıza göre de suç olan bir fiil ancak ortaya çıkartıldığında işlem yapılabilirdi, ihraç edilebilirdi. Yani örgüt üyeliği, örgüte yardım ve yataklık etmek ya da buna benzer, aynı zamanda suç olan bir fiil söz konusu değilse, tespit edilemiyorsa o zaman bunların kamudan ihraç edilmesi ya da onlarla, örgütle bağlantılı olduğu tespit edilen kuruluşların, finansal destek sağlayan şirketlerin ortadan kaldırılması, kapatılması kesinlikle söz konusu değil. Bakın, irtibatı olduğunu biliyorsunuz, iltisakı olduğunu görüyorsunuz, o şekilde kesin kararınız var ama örgüt üyesi olduğunu ispat edemediğiniz için, bu düzenleme yapılmamış olsaydı, bu düzenlemeler yapılmamış olsaydı onların hiçbir şekilde kamudan ihraç edilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla ilk yaptığımız düzenleme de buna ilişkin olarak hukuk oluşturulması. Konusu suç olan, cezayı gerektiren fiiller dışında, kamu açısından, devlet açısından, devlete sadakat kuralına aykırılık teşkil edecek şekilde terör örgütleriyle bağlantı içerisinde olan ya da onlarla iltisaklı olan, emir ve talimatı devletin hiyerarşik kademesinden, yapısından değil de başka yerlerden alan yani devlete sadakat kuralını bozan bütün çalışanların devletten çıkartılmasını sağlamak ve bunu talep etmek devletin en temel hakkıdır ve uluslararası hukuk da buna imkân sağlıyor. İlk örneği, benzer bir örneği, iki Almanya birleştiğinde yaklaşık 500 binden fazla kamu çalışanını, özellikle Doğu Almanya kadrolarında çalışan kamu çalışanını bir günde kamudan ihraç ettiler, bir günde bütün memuriyet ilişkisini sonlandırdılar; konu AİHM'e intikal etti ve AİHM "Burada devlete sadakatsizlik vardır ve devlet bu konuda kararı verebilir." dedi ve işlemi tasdik etti, bu işlemi tasdik etti. Bir günde 500 bin kamu çalışanı... Başka örnekler de var ama en ilginç olanlarından bir tanesi de bu. Dolayısıyla, bu etkili mücadelenin yapılabilmesi için gereken hukuk altyapısı ilk KHK'yla hayata geçirildi. Nedir bu? Konusu suç olmasa dahi terör örgütleriyle bağlantısı ve iltisakı olan bütün kamu çalışanlarının kamudan ihraç edilmesinin önünü açan düzenleme ilk KHK'yla hayata geçirildi. Yani, terör örgütleriyle irtibatı ve iltisakı olanlar, olduğu tespit edilenler başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamudan ihraç edildi. Bu düzenleme olmasaydı bugün örgüt bütün kadrolarıyla kamuda yine etkili olarak karar alabilir, uygulayabilir bir konumdaydı. Biraz sonra ayrıntılarına geleceğim. Bunlar içerisinde aşağı yukarı kamunun bütün unsurlarında bu örgüte mensup kişilerin olduğu çok açık bir şekilde biliniyordu.

Aynı şekilde, bakın ne yaptık bu KHK'larla yani olağanüstü hâlin verdiği imkânları nasıl kullandık? Bir tanesi bu, hukuk oluşturduk, kamudan temizlenebilmesi için. Bir de örgütün kriminalize olması, bu da çok önemli ve geçerli mevzuata göre, hem evrensel mevzuata göre ve hem de bizim iç mevzuatımıza göre, hukukumuza göre, kriminalize olmadan, terör örgütü olduğuna ilişkin şartlar ortaya çıkmadan hiç kimseye böyle bir suçlamada bulunamazsınız, hukukun üstünlüğü bunu gerektirir. Yani, düşünün, bir yapı... Bugün de var, Türkiye'de ve dünyada, sivil toplum örgütleri var. Onlar şu anda... Ki belli bir tarihten önce -bugün FETÖ terör örgütü aşağı yukarı benzer bir yapıdaydı yani çok benzeyen bir yapıdaydı- on yıl önce -örnek olarak söylüyorum- beş yıl önce -örnek olarak söylüyorum- siz, bu emareler, işaretler ortaya çıkmadan, örgüt kriminalize olmadan, örgüt olduğuna ilişkin emareler hukuki format içerisinde tespit edilmeden hiçbir kuruluşa, kişiye "Siz terör örgütüsünüz, şiddet kullanacaksınız." diye suçlamada bulunamazsınız, oradan yola çıkarak işlem tesis edemezsiniz. Edebilir misiniz? Edemezsiniz. O nedenle, bu yapının örgüt olarak nitelendirilmesinin önünü açan ilk hareketleri, ilk kalkışmaları 17-25 hadiseleridir. Ondan önce de birtakım işaretler var ama esas buradadır. Ama, burada bile yine, bu olaylardan sonra, çok ciddi bir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, size de bir dakika ek süre vereyim, tamamlayın lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ancak bu olaylar, işaretler ortaya çıktıktan sonra terör örgütü kabul edilmiştir, yine, hukuki standartlar ve kriterler çerçevesinde terör örgütü kabul edilmiştir.

Şimdi, burada tartışılması gereken nokta şu esas itibarıyla: Terör örgütü olduktan sonra, terör örgütü olduğu kesin olarak hukuken tespit edilip ortaya konulduktan sonra bu örgütle olan ilişkiler, bu başka bir şey, ama ondan önce sivil toplum örgütünün ötesinde başka bir adla henüz daha tanımlanmasının mümkün olmadığı dönemlerdeki ilişkiler başka bir şey; ikisi çok farklı, biri terör örgütüne destek vermektir kesinlikle. Terör örgütü olduğu tespit edildikten sonra, ondan sonraki ilişkiler varsa -kimse, fark etmez, kişi ya da kuruluş- ondan sonraki ilişkiler terör örgütüne yardım ve destek ilişkisidir ve suçtur aynı zamanda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O nedenle bu iki tarih arasındaki farklı değerlendirme ya da yaklaşım arasında dağlar kadar fark var.

Sayın Başkanım, birkaç dakika daha, birkaç rakam vereyim en azından. Tabii, şimdi şeye de geçemedik ama izin verirseniz...

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Başkanım, iki dakika daha...

BAŞKAN - Peki, size iki dakika vereyim çünkü altmış dakika konuşuldu aleyhine.

Siz de buyurun, tamamlayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu mücadeleyi kolaylaştırmak için bir dizi kararlar alındı -yani bunların, tabii, ayrıntılarına şu anda girmeyeceğim- ve sonuç itibarıyla bugüne kadar terör örgütünden yaklaşık -o rakamları sizlerle bugün itibarıyla paylaşmak istiyorum- 111.240 kişi ihraç edildi. Toplam kamuda çalışan sayısı 3 milyon 530 bin 31. Şimdi konuşuluyor, birtakım işte iddialar var, mağduriyetler var. Önce şunu söyleyeyim: Kesinlikle bir mağduriyet yok, kesinlikle. Bakın, şunu da biliyoruz, biliniyor: Delillerle ispat edemiyoruz ama bugün kamuda ihraç edilenden daha fazla bu örgüte bağımlı, bu örgütle irtibatlı ve örgütün talimatlarını sorgusuz sualsiz yerine getirecek kadar hem kalbini, ruhunu hem de aklını oraya teslim etmiş olan kamu çalışanı olduğunu biliyoruz. "Peki, neden işlem yapmıyorsunuz?" Çok güzel bir soru. Bu işlemi yaparken, kamudan ihraç ederken birtakım kriterler belirlendi. Objektif, net, matematiksel kesinlikte ve netlikte kriterler belirlendi. Onun dışında, hiçbir şekilde, hiçbir subjektif faktör ihraçta bir araç olarak kullanılmadı. Dolayısıyla kalanlar... Bakın, bunlardan iz bırakanların, bu kriterlere takılanların tamamı, kamudan -önemli bir bölümü de üst seviyede olanlar bunların- ihraç edildi. İhraç edilmeyenler, iz bırakmamış. Örgütün bu yönünün ne kadar güçlü olduğunu biliyoruz; özellikle kendini gizleme, kamufle etme ve kripto olarak kalma yönünün ne kadar kuvvetli olduğunu biliyoruz. Bakın, biraz önce zikredildi, en son KHK'da yaklaşık 7.400 kişi ihraç edildi. Bunların önemli bir bölümü kripto. Bilinen kriterlerin hiçbirisine takılmamış yani okullarda okutulmamış, byLock kullanmamış -kullananlar da var- ya da buna benzer kriterlere takılmamış ama başka yöntemlerle, farklı yöntemlerle o örgütle bağlantılı olduğu kesin olarak tespit edilmiş olanlar hâlen çıkmaya devam ediyor. 7.400 kişi. Şu anda bile, o kararnamenin yayımından sonra dahi yine kripto olanların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, konu önemli olduğu için size son kez olarak iki dakika daha ek süre veriyorum.

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayın Başkan, usulde böyle bir şey var mı?

BAŞKAN - Var.

Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bunlar, kripto olarak nitelenen 7.400 kişi, o bildiğimiz klasik kriterlere takılmayanlar. Aynı şekilde şu anda da bilmediğimiz yani isimlendirme noktasında bilmediğimiz ama kesin olarak varlığına inandığımız kripto örgüt mensuplarının olduğunu biliyoruz kamuda ve diğer kuruluşlarda. Dolayısıyla bu mücadele henüz bitmedi. Bu mücadelenin aynı kararlılıkta, aynı ısrarda sürdürülmesi gerekiyor, bunun için de OHAL'in verdiği bu imkânların, tamamen terör örgütüyle mücadele anlamında verdiği bu imkânların kullanılmasına ihtiyacımız var. Bakın, son kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen 7.400 kişi örgüt mensubu onda en ufak bir problem yok; bunların tamamı, örgütle bağlantısı olduğu kesin olarak tespit edilen kişilerden oluşuyor. Şimdi, eğer bu imkânlar olmasaydı, onların kamudan çıkartılması, 7.400 kişinin... Son kararnamede, ekinde yayımlanarak ihraç edilenler için söylüyorum, eğer bu imkân olmasaydı, bırakın bu kısa süre içerisinde, belki bir yılda, belki iki yılda biz o mücadeleyi sonuçlandıramazdık, onların kamudan ihracını gerçekleştiremezdik. Dolayısıyla, burada çok hızlı hareket edilmesi gerekiyor, terör örgütünün bütün unsurlarının, gizli kalmış ya da kalması muhtemel bütün unsurlarının ortadan kaldırılması gerekiyor ve o mücadelenin sürdürülebilmesi için de olağanüstü hâlin yeniden uzatılması gerekiyor.

Aynı şekilde, bakın, finans kaynaklarının kurutulması çerçevesinde de yine kanun hükmünde kararnamelerdeki yetkiye dayanarak şu ana kadar 4 binden fazla, kırk yılda oluşturdukları 4 binden fazla dernek, vakıf vesaire, bunların tamamı kapatıldı ve varlıkları hazineye irat olarak kaydedildi. Yani, eğer bu imkânlar olmasaydı, onların normal hukuk sistemi içerisinde kapatılması, varlıkların hazineye devredilmesi herhâlde on yıldan önce sonuçlanmazdı, belki yirmi yıl daha sonuçlanmazdı; dolayısıyla, terörle, terör örgütüyle etkili bir mücadele olmazdı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O nedenle, olağanüstü hâlin uzatılmasının şartları bellidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)