Konu:Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:107
Tarih:15/06/2017


Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz da meranın tarihsel sürecinden bahsetmek isterim sizlere.

Cumhuriyetin ilk yıllarına yani 1928 yılına -elimizde olan en yakın veriler bunlar görülüyor- o tarihlere baktığımızda işlenen toplam arazilerin 7 katı kadar mera var, işlenen toplam tarım arazilerinin 7 katı kadar mera var. O tarihlerde, yine, 46 milyon hektar olan çayır, mera varlığımız, değerli milletvekilleri, bugün ne yazık ki 15 milyon hektara kadar düşmüş, 15 milyon hektar. Bunun, tabii, gerekçesi çok: Konut, sanayi, ticaret, yol, köprü, adına ne derseniz. Bütün bu yatırımlar gerekçesiyle, bütün bu gerekçelerle mera alanlarımızda kala kala 15 milyon hektar arazi kalmış. Bunun 10,8 milyon hektarı tahdit edilmiş yani sınırları belli, nerede olduğu ne kadar olduğu sınırları çizilmiş ama hâlâ tahdit edilmeyen yani sınırları belli olmayan, işaretli olup da net olarak çizgilerle belli olmayan alanlarımız var. Öncelikle bunların mutlaka ve mutlaka hayata geçirilmesi ve ciddi bir şekilde tespitinin yapılması gerekiyor.

Peki, bugün geldiğimiz noktada, meraların buralara kadar gelmesinin nedenleri ne? Her yönetmelikte olduğu gibi, her değişimde olduğu gibi bir kamu yararı felsefesi getiriyoruz arkadaşlar; bir kamu yararı. Gerçekten bu siyasal iktidar döneminde hâlâ çözemediğim bu kamu yararı meselesini bize bir anlatın? Samimi söylüyorum, hangi konuda, hangi alanda bir kamu yararı var? Bunu sahici bir şekilde anlatırsanız biz de ne olduğunu anlarız. Bu kamu yararı meselesinin karşısında hukuken bir dayanağımız var bizim: Telafisi mümkün olmayan zararlar. Sayın Bakanım, 48 milyon hektardan geldiğimiz 15 milyon hektar alana düşüş meselesinin özü, ne yazık ki telafisi mümkün olmayan zararların sonucudur.

Giden mera alanı bir daha geri dönmüyor. Bu mümkün değil ama bu ülkede nüfus sürekli artıyor, insanımız sürekli artıyor ve gıda egemenliği, gıda güvenliği üzerinden mutlaka ve mutlaka meralara ihtiyacımız var. Merasız bir hayvancılığı yapma imkânımız yok. Ha, hayır, şunu diyorsanız: "Biz bu ülkede hayvancılık yapmayacağız, hayvancılık yapmak zor. Zaten yemin bütününü de dışarıdan alıyoruz; senede 3 milyar, 4 milyar dolar yeme para veriyoruz. E, ithalat da yapıyoruz." Gene Bakanlık geçen gün açıkladı, 185 bin baş sığır ithali yapacak. Yani tamamen dışa bağımlıysak bunu da anlayalım.

Ama değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hemen yanı başımızda Katar örneği var. Bizim toprağımız var, suyumuz var, iklimimiz var, gücümüz var, bilim insanımız var, teknolojimiz var. Akıllı hiçbir ülke gıda egemenliğini ve gıda güvenliğini yabancı şirketlere, başka toplumlara, başka çiftçilere teslim etmez. Katar bulabiliyor mu bugün? Tunus da böyledir Sayın Bakanım, Fas da böyledir. Tarihsel olarak bakın, önce Avrupa Birliğinden un aldılar; Amerika Birleşik Devletleri'nden un aldılar; sonra buğday aldılar fakat Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği ortak tarım politikaları geliştirdiklerinde Fas'ın dönüp ekeceği toprağı kalmadı.

Evet, Sudan'a gitmek kolay, gidersiniz; ki kabul etmiyorum, toprak gasbıdır, bizim yeterince toprağımız vardır ama biz, kendi insanımızın karnını kendi topraklarımızla doyurabiliriz. 171 milyar dolarlık tarımsal ithalatımız var, 175 milyar dolar da tarımsal ihracatımız var. İyi gibi görünüyor değil mi? İhracatın ithalattan olan kısmı yüzde 65'dir, yüzde 65. Oysa, o ihracatın ithalattan olan yüzde 65'lik kısmının tümünü biz bu topraklarda sonuna kadar el birliğiyle yetiştirebiliriz. Tek şeye ihtiyaç var: Yurtsever, toplumdan yana, bu ülkenin halkından yana, bu ülkenin havasından, suyundan, toprağından yana bir tarım politikası uygulamak ortak akıl, ortak anlayışla. Bunu başarabilir miyiz? Elbette başarırız. Biz varız, her zaman yanınızda olacağız yeter ki birbirimizin sesine kulak verelim.

Kısaca, gıda egemenliği ve gıda güvenliği, gelişmiş her toplumun insanı için yapması gereken en önemli unsurdur diyorum. Bu topraklarda Sayın Bakanım, hep birlikte, insanca ve yeterli düzeyde karnımızı doyurabilecek olanak ve imkân vardır. Bunun için demokrasiye, özgürlüklere ve dayanışmaya ihtiyacımız var.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarıbal.