Konu:Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:106
Tarih:14/06/2017


Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; üzerinde tartıştığımız, Yükseköğretim Kurulunda bazı değişikliklerin değerlendirilmesiyle ilgili konuşacağız. Benim konuşacağım konu özellikle üniversitedeki araştırma görevlilerinin statüsü ve yeni atama şartları.

Elbette ki toplumların ihtiyaçlarına göre devletin kurumları da yeni ihtiyaçları karşılamak için yenilenmek ve kendisini yeniden gözden geçirmek durumunda. Bu, devlet olmanın da gelişmenin de doğasında olan bir şey fakat kurumlar gelişirken toplumsal ihtiyaçları da hesaba alırlar ve evrensel standartlarda dünyadaki gelişmeleri de göz önüne alırlar.

Yükseköğretim Kurulunda son zamanlarda, önemli, reform niteliğindeki kararları, üniversiteleri, üniversitelerin içeriğiyle ilgili yapılan çalışmaları elbette takip ediyoruz, olumlu bulduklarımızı alkışlıyoruz ve ülkenin geçirdiği, son bir yıl içerisindeki kriz döneminde önemli problemlerin çözülmesi hususunda da Meclisi, siyaseti genel anlamda ortak payda olarak görerek problemleri çözmeye çalıştıklarından dolayı, iyi niyetlerinden dolayı da onları olumlu takip ediyoruz. Fakat gördüğümüz olumsuzlukları da elbette ki eleştiriyoruz ve daha iyiyi bulma konusunda da tavsiyelerde bulunuyoruz. Mesela bu konuda, 2547 sayılı YÖK Kanunu'nun ilgili maddesindeki Türkiye'deki araştırma görevliliği statülerine şöyle bir baktığımızda üç türlü asistan atamasının olduğunu görüyoruz. 2547'de 33/a, aynı kadroda, 54 maddesine göre atanan, yalnızca lisansüstü eğitimler süresince kadrosu olan, bu eğitim bitince ilişiği kesilenler ve ÖYP kadrosuyla gelenler yani öğretim üyesi yetiştirme kadrosuyla gelenler... Yalnız, bunları da kanun hükmünde kararnameyle 50/d'ye dönüştürdüler. Madde 33/a kalkıyor gibi, yerine 50/d geliyor. Doktorası bitenlerden bir kısmı kalır, bir kısmı gider, zaten mevcut durum da böyle, lakin kadro 33/a olanlar da bu tasarıda var mı yok mu belli değil. Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz. Bu değişiklik bundan sonra istihdam edilecek araştırma görevlilerine uygulanabilir ama kazanılmış hakkın elden alınamayacağından hareketle mevcutları etkilememesi gerekir. Beraberinde Anadolu'da, taşrada, "küçük" diye tabir edilen üniversitelerde bu kişilerden yararlanma yoluna gidilecekse alımlar nasıl yapılacak? Bu konuda netlik yok. Doktorasını bitirmiş birisinin sıfatı ne olacak, kadrosu ne olacak? Her üniversite yardımcı doçent kadrosu açabilecek mi? Hadi söz konusu üniversitelere gönderildiler, evli olanların eş durumları nasıl çözülecek?

Değerli milletvekilleri, Sayın YÖK mensupları ve bürokrasi; şu gerçeği bilmemiz lazım: Gelişmiş toplumlarda bilim ve sanat, temel ihtiyaçlar hiyerarşisinin ötesinde, problemini çözmüş insanların uğraş alanları olarak gözükür ama bizim ülkemizde bu kadrolar temel ihtiyaçların karşılandığı maişetle de doğru orantılıdır. Bir sosyal güvenceyi, hayatını tesis edeceği bir düzeni orada gören bir bilim adamı adayı, onu hem bir meslek hem de bir geçim alanı olarak görür. Aslında akademisyenliğin, bilim insanlığının tanımında o bir meslek değil, yaşam tarzı diye tabir edilir ve bilim insanlığını ve akademisyenliği kendisine yaşam tarzı olarak kabul eden bilim insanları önemli bilimsel çalışmalar yapar ve akademiyada olsun, entelektüel çevrede olsun ciddi anlamda iz bırakırlar ama Türkiye gerçekliği buna ne kadar müsait? İşte, ilgili maddelerde, alınan öğretim üyelerinin yüzde 20'ye kadarının desteklenmesi ve kadro verilmesi, geri kalanlara "Siz kendinize yer bakın." denilmesi, belki dinamik kalma açısından daha rasyonel düşünülmüş ve sürekli dinamik kalsın, kendisini yenilesin, ispat etsin, içinden süzülsün, alınsın diye bir performans değer kriteri olarak düşünülmüş olabilir ama sosyal haklar açısından bunların yeniden gözden geçirilmesini biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak tavsiye ediyoruz.

Genel anlamda yapılan iyi işlerin yanında, olumsuz ve eksik gördüklerimizin de daha iyi olması hususunda önerilerimizle katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)