Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:106
Tarih:14/06/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SAİT YÜCE (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, HDP Grubunun 6284 no.lu Kanun ve İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanması önündeki engellerin araştırılarak kadınlara yönelik şiddete karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması teklifi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ iktidarı kadın-erkek eşitliği ve kadına şiddetle mücadelede çok büyük yollar kat etti. Anayasa'nın 10'uncu maddesinde 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişikliklerle kadın-erkek eşitliği ilkesi güçlendirilmiştir. 2004 yılında Anayasa'nın 10'uncu maddesine "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir, devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür." fıkrası eklenmiş olup 2010 yılında yapılan son değişiklikle "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz." ibaresi de eklenerek söz konusu madde pozitif ayrımcılık hususunu da içinde barındıran bir yapıya kavuşturulmuştur.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu 24 Mart 2009 tarihinde kurulmuş, kadın istihdamının artırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması konulu 2010 yılında ve çeşitli dönemlerde Başbakanlık genelgeleri yayımlanmıştır.

"Şiddete karşı sıfır tolerans" anlayışıyla Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiş, 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. AK PARTİ iktidarı tarafından bu kanun şiddetle takip edilmiş, büyük bir hassasiyetle uygulanması sağlanmıştır.

"Çocuk ve Kadınlara Yönelik Şiddet Hareketleriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler" konulu (2006/17) sayılı Başbakanlık Genelgesi yayımlanmış; bu çerçevede, AK PARTİ olarak "Kadına yönelik şiddete dur." dedik. Bunun birçok örneği var, birkaç tanesini sizlerle paylaşacağım.

Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi Mart 2012'de yürürlüğe konulmuştur. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı yine Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiştir. Bunlar olurken bir yandan da kadın konukevleri sayısı 2002 yılında 8 iken, yüzde 1.125 artırılarak 2016 yılı itibarıyla 101'e ulaşmıştır. Şiddet mağduru kadınlara hizmet vermek üzere ilk kabul birimleri hizmete açılarak sayısı 25'e yükseltilmiştir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 2002 ila 2016 yılları arasında şiddet önleme merkezlerinden 91.156 kadın, 7.201 erkek ve 27.224 çocuk yani toplam 125.581 kişi hizmet almıştır. 2015'te 18.562 kadın, 9.199 çocuk, toplam 27.761; 2016 yılında ise 29.612 kadın, 17.956 çocuk, toplam 47.568 kişi hizmet almıştır.

Ayrıca, biraz önce konuşmacıların ifade ettiği veçhiyle aslında belediyelerimiz, birçok kurumumuz bu konuyla mücadele için çok ciddi tedbirler almışlar, eğitimler başlatmışlar, belediyelerimizde çok ciddi sayıda kitaplar neşredilmiş ve ailelere, kadınlara, erkeklere, çocuklara dağıtılmaya devam edilmektedir.

Sağlık Bakanlığında 31, Emniyet Genel Müdürlüğünde 30, Adalet Bakanlığında 26 ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında 124 personele yönelik yapılmış süpervizyon eğitimleri tamamlamıştır. Bu eğitimler sonucunda 35 bin sağlık çalışanı ile 140 bin Emniyet personeline ulaşılması hedeflenmiştir. Bu, çok önemli bir çalışmadır, şimdiye kadar AK PARTİ iktidarlarına kadar hiç olmayan bir çalışmadır.

Millî Savunma Bakanlığıyla yapılan iş birliği çerçevesinde 2016 yılı itibarıyla 7.605 Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve 463.694 acemi ve usta er, erbaşa yönelik eğitimler tamamlanmıştır.

2010 yılında Diyanet İşleri Başkanlığıyla imzalanan "Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler" konulu protokol kapsamında bugün itibariyle Türkiye'de 468 eğitici yetiştirilmiş ve 47.566 personelin alan eğitimleri tamamlanmıştır.

AK PARTİ 2002'den bu yana on beş yıllık iktidarı boyunca özellikle kadının güçlendirilmesi, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda çok ciddi adımlar atmıştır. HDP'nin bu anlamdaki ithamları gerçeği asla yansıtmamaktadır. AK PARTİ'nin ilk döneminde ilk ele alınan konu töre ve namus cinayetleridir. Bu anlamda oluşturulan bir araştırma komisyonunun sonuçları, daha sonra TCK'da töre, namus cinayetleri saikiyle işlenen suçların şahsa bağlı suçlar olarak düzenlenmesinde en önemli sebeplerden biri olmuştur. Akabinde yine bu anlamda Parlamentoda araştırma talebi olduğu için Parlamento çalışmalarına devam edilmiş, 2004 yılında kadın-erkek eşitliği ilk defa Anayasa'ya girmiştir. Bununla birlikte, 2010 yılında pozitif ayrımcılık anayasal düzenleme konusu olmuş, beraberinde İstanbul Sözleşmesi'ni hiçbir çekince olmadan ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştur ve Türkiye Parlamentosundan çok şükür geçmiştir. Bu da Türkiye Parlamentosunun bir başarısıdır. Geçmişte 4320 numaralı 4 maddeden oluşan ilgili yasa, bugün 25 maddelik temel bir yasadır ve İstanbul Sözleşmesi'ne imza atan hemen hiçbir ülke uyum yasasını bu ölçekte çıkaramamıştır çünkü maddi karşılıkları olduğundan, Avrupa ülkeleri nezdinde karşılanamaz durumu olduğundan parlamentoları bu uyum yasalarını çıkarmakta geri durmuşlardır. Bu hususta medyaya da büyük sorumluluklar düşmektedir. Cinayet haberlerinin savcılık tutanaklarındaki ifadeleriyle bire bir verilmesi hiç doğru olmadığı gibi bu şiddete eğilimi ve şiddete özendirme noktasında maalesef önemli yaralar açmaktadır. Medyamızı da bu hususta ciddi bir sorumluluğa davet etmek hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Hiçbir sosyal sorun diğerinden küçük değildir. Elbette kadına şiddet de ciddi bir sorundur. Yalnız bu sadece bizim ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde vardır. Mesela Danimarka'da kadına yönelik şiddet yüzde 52, Finlandiya'da yüzde 47, İsveç'te yüzde 46, Hollanda'da yüzde 45, ne yazık ki İngiltere'de yüzde 44'tür. Bu, bütün dünyanın bir sorunudur. Yine Londra'da, New York'ta özellikle toplu taşımalarda kadına yönelik istismarlarla ilgili ciddi mücadele kampanyaları başlatılmıştır ve devam etmektedir. Bunlar tabii oralarda var, bizde mazur görülecek hâli yoktur ama dünyanın genel, içinde bulunduğu önemli bir sorundur.

İnsan Hakları İnceleme Örgütünün bir raporuna burada işaret etmek istiyorum. Maalesef 15 yaş altı kız çocuklarının ve çocukların PKK üzerinden şiddete uğramasıyla ilgili örnekler raporda yer almaktadır. Geçtiğimiz günlerde, daha çok yeni Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı Begeç'in yaptığı bir açıklamada PKK'nın özellikle kadın ve kız çocuklarını istismar etmesi, kendi bünyesindeki kadınlara da tecavüz etmesi ve bunları istismar etmesi, zorlamalar kullanması bu Birleşmiş Milletler raporunda kayıtlara geçmiş, yer almıştır.

PKK'nın dağa kaçırılan kız çocukları, PKK'nın eline silah verdiği, dağa kaldırdığı ve PKK temsilcilerinin elindeki silahla istismar edilen, infazı yapılan kız çocuklarıyla ilgili ses çıkarılmadığını görmekteyiz. Maalesef bugün Meclisimizden bütün siyasi partilerin bu tecavüzlere, bu istismarlara bir ses vermelerini, bir şey söylemelerini beklemeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz.

Evet, eskinin hataları elbette olmuştur ama iktidarımız, doğuda ve güneydoğuda özellikle özgürlüklerin, huzurun, insani ihtiyaçların ve oranın ihtiyacı olan yatırımların yapılmasında elinden gelen bütün fedakârlığı ve gayreti göstermektedir.

Yine, yüce dinimizde "Hanımlarını dövenler sizin hayırlılarınız değildir." buyurmuştur Peygamber Efendimiz.

Yine Bakara suresinde çok güzel bir ayetikerime var, eşler arasındaki münasebetleri anlatıyor: "Siz erkeklerin bağışlaması takvaya daha yakındır." derken, eşler arasındaki münasebetleri sadece karşılıklı haklara bağlamak doğru değil, eşlerin bunların da ötesine geçerek birbirlerine karşı fedakârlık ve anlayış göstermeleri istenmiş; bu da ailenin yöneticisi olan erkeğe daha fazla yük yüklemekle olmuştur.

İnanç ve değerlerimize göre kadınlar birer şefkat kahramanıdır. Çözüm sadece hak ihlallerine karşı caydırıcı önlem almakta veya cezalandırmakta değil bunun ötesine geçerek aile içindeki karşılıklı anlayış, şefkat ve muhabbeti sağlayabilmekte aranmalı; bunun da kaynağı bizim kendi kültürümüzde, kendi inançlarımızdadır. Başka türlü hayat tarzlarına özenme ve özendirme sürekli problem doğurur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) - Bir cümle Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SAİT YÜCE (Devamla) - Bütün bu sorunların reçetesi, ilacı, çaresi de kalplere yerleştirilecek manevi yasakçıyla ancak mümkün olabilecektir. İnsanların vicdanlarına ve kalplerine biz jandarmayı, polisi, güvenlik kameralarını, kanunları, hapishaneyi veya benzer korkuları değil bunu yerleştirirsek ancak bu tür sorunlarla tam baş edebiliriz. Bu mesele hepimizin üzerine düşen, başta Parlamentomuzun, bütün eğitim kurumlarımızın üzerine düşen bir vazifedir.

Ben bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)