Konu:Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:105
Tarih:13/06/2017


Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TACETTİN BAYIR (İzmir) - Sayın Başkan, Saygın Bakan ve Komisyon Başkanım, değerli arkadaşlar; aslında, konuşma metnini iki gün önce çok farklı hazırlamıştım ancak bugünkü gelişmelerden sonra konuşma metnimi tamamen değiştirdim, bize de yakışan budur diye düşünüyorum. Sayın Bakana, Komisyon Başkanına şunu itiraf etmeliyim: Dört gündür ilk defa yüzünüz gülerken gördük sizi, içimiz açıldı. Hep böyle gülün lütfen.

Sizlerle bir şeyi paylaşmak istiyorum Sayın Bakanım. Kırk beş yıl kadar geriye götüreceğim sizleri. Hatırlıyorum, çocuk denilecek yaşlardaydım; etrafımda olup biteni dinlemeye, gözlemlemeye çalışırdım. Köy kahvesinin önündeydim. Rençberliğin verdiği yorgunluğun ve umutsuzluğun çizgileri vardı âdeta yüzünde. Saçlarındaki aklar ise güneşe inat direnmiş ama dökülmemişti. Sigarasından bir derin nefes çekip "Yattı bizim oğlanın sünneti yine." dedi, hayıflandı. "Bizim oğlan" dediği, 11 yaşındaki benim arkadaşımdı, o tarihlerde ben de o yaşlardaydım çünkü. Mehmet Amca hemen karşılık verdi, "Demedim mi oğlum Ömer, tütünde para yok, ekmeyelim, demedim mi?" Kemal Amca geri kalır mı? Hemen sohbete katılarak "Bugün gazetelerde okudum, Türkiye, tarım alanında kendi kendine yeten 7 ülkeden biriymiş." diyordu. Hayal meyal hatırlıyorum. Güzelim nergis çiçeği kokusu, tütün kokusuna karışmış, hafif hafif kahvenin çardağına doğru esiyordu.

Sabah güneşin doğuşuyla yola dökülürdü köylüm. Kimi eşek sırtında, kimi çıkını omuzunda, eski köye doğru. Köyüm, Karaburun'un Mordoğan köyüydü yani 6,3'le sallanan köy. O zaman depremden dolayı yıkılmış köyümüzü sahile, deniz kenarına taşımışlardı. Deniz kenarına taşınan bu köyde insanlar, güneş tepeye vardığında, fidelerin üstüne düşerdi alın terleri, sanki bereket yağmuru gibi. Çapalama zamanı geldiğinde toprağa vurulan her çapayla hem mırıldanırlar hem de hayal kurarlardı. Kimi, satınca tütününü everecekti kızını, kimi, satınca tütününü sünnetini yaptıracaktı oğlanının, kimisi de çocuklarına söz vermişti, yıllardır götürmediği İzmir Fuarı'na götürecekti çocuklarını. Demir şişlere dizerlerken tütünü, hayallerini dizerlerdi. Nereden bilebilirlerdi ki tıpkı sararan, kuruyan tütün gibi hayallerinin de kuruyacağını, yok olacağını.

Artık köyümde o güzelim tütün kokusu yok, karışmıyor nergis kokusuna. Artık köyümde tütün yok, genç insan yok, açlık ve umutsuzluk, onları göç etmeye zorlamıştı kent varoşlarına. Oysa çok şey mi istemişlerdi, alın terlerinin, emeklerinin karşılığı dışında çok şey mi istemişlerdi? Bir bilenin verdiği reçeteyle, bir bakanın dudakları arasından çıkan rakamlarla -o zaman Tütün Bakanı vardı, rakamı o verirdi- hayalleri yıkılırdı köylülerimizin. "Artık ülkem, kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri değil, 50 ülkesinden biri." demek zorunda bırakılmadılar mı torunlarına? Neden böyle oldu, kim, ülkenin üzerinde bu oyunları oynuyor, bilmiyoruz. Ama hep şunu sordum kendime... Aklıma ünlü Afrikalı lider Jomo Kenyata geldi, sormuşlar Kenyata'ya "Nasıl kaybettin topraklarını?" diye, cevap vermiş: "Misyonerler ülkeme geldiğinde topraklar bizim, İncil onlarındı. Bize İncil'i verip okumayı, dua etmeyi öğrettiler, dua bitip gözlerimizi açtığımızda İncil bizim, topraklar onlarındı." Yıllardır bize akıl verenlerin, reçete verenlerin acaba bize verdikleri İncil mi demekten kendimi alamıyorum ve dua edenlerin, gözlerini açmasını bekliyorum.

Sayın Bakanım, Muğla'da bir kadın köylü, adı Tayyibe Demirel, bir televizyon kanalında aynen şunu söylüyor: "Oruç ağzımla tarlada çalışıp gölgede dinlenirken Meclise telefonlar açtım, cevap alamadım. Kıymayın, yapmayın, bu yasayı geçireceğinize başımıza bomba atın, bizi diri diri mezara koyun daha iyi." diye haykırıyor ve devam ediyor: "Turgut köyü bizim köyümüzdü. Eskiden tütüncülük vardı. Tütüncülükle büyüdük, tütüncülükle okuduk, babam beni tütüncülükle evlendirdi ve şimdi zeytincilik yaparak geçiniyorum." diyor.

Size bu yüzden bütün zeytinciler adına teşekkür ediyorum, Tayyibe Demirel adına teşekkür ediyorum ve bekliyorum ve diliyorum ki meralar için de aynı anlayışı gösterin. Gelin, hep birlikte bu köylünün yüzünü güldürelim diyorum.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayır.