Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:102
Tarih:07/06/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) - Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; şerefli ramazan ayının hepimizi şereflendirdiği günleri yaşıyoruz.

Komşumuz İran'daki elim hadiseyi buradan grubumuz adına telin ediyorum.

Söz aldığım konu, kesinlikle Meclis kürsüsüne getirilme haysiyeti taşımayan söylenti ve dedikodulardan ibarettir; hukuken tevsik edilmemiş, vesika mahiyeti kazanmamış, kanuni hiçbir gerekçe olmayan bir konu. Ancak bu vesileyle ülkemizin uluslararası görünürlüğü, ülkemizle ilgili dışarıda yaptığımız faaliyetler, lobicilik vesaire konusunda sizlerle, yüce Meclisle fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 21'inci yüzyılda muhteşem bir tarihi hayata geçirmiş, bir tarihî varlığın devamı olarak yaşamak istiyoruz, işimiz çok zor.

Türkiye Cumhuriyeti millî ufkunu evrensel bir tarzda ve milletlerarası görünürlüğü de ihtiva edecek şekilde maalesef inşa edemedi. Bugün burada konuşurken de içine düştüğümüz sakil durumların en önemli sebebi o bence. Milletimizin tarihî büyüklüğü unutulmuyor. Biz cumhuriyetin ilk yıllarında, şartlar gereği, bir tedbir olarak, muktezayıhâl kabilinden hatırlamamayı seçtik, bir tedbir olarak seçtik ancak uygulayamadık. Çünkü unutulmuyor, olur olmaz yerlerde hatırlıyoruz, tamamen unutmak mümkün değil, tam hatırlayamadığımız için de pek çok sosyal sorunlara sebep oluyoruz. Eğer biz geçmişimizi tamamen unutabilseydik, burada şipşirin, küçücük bir ulus olarak, bir Orta Doğu veya bir Balkan ülkesi olarak huzur içinde yaşayıp gidecektik ama unutamadık. Şimdi, tam hatırlayabilirsek büyük bir millet olacağız ve önümüzde de başka bir alternatif görünmüyor; kendimizi hatırlayacağız, tarihteki yerimizi hatırlayacağız, tarihteki yerimizden asla ayrı düşünülemeyecek bugünkü hayatımızı hatırlayacağız ve yeniden inşa edeceğiz, kuracağız.

Dünya da unutmuyor, Türk tarihini dünya da unutmuyor. Rahmetli Halil İnalcık Hoca 1950'li yıllarda gidiyor yurt dışına, Amerika'ya. "Ben gittiğimde 50 küsur vakıf vardı Osmanlı tarihi üzerine araştırma yapan Amerika Birleşik Devletleri'nde." diyor. Bugün bu sayının 700 civarında olduğu varsayılıyor, 700'ü geçtiği varsayılıyor.

Kıymetli arkadaşlar, uluslararası görünürlük hep birlikte içinde bulunduğumuz bir tablodur, hepimiz onun içindeyizdir. Yani, dışarıdaki, Amerika'da, Avrupa'da veya İslam ülkelerinde ya da Uzak Doğu'da ülkemiz hakkındaki imajın, oluşturulan tablonun kendimizi dışında tutacağımızı varsayarak Türkiye'de politika yapamayız, önce burada anlaşmamız lazım. "Türkiye imajı" dediğinizde, Türkiye dışında, Türkiye'den bahsettiğinizde iktidarıyla muhalefetiyle bütün bir Türkiye görünür; bunun içinde Cumhuriyet Halk Partisi de vardır, Halkların Demokratik Partisi de vardır. Kıymetli İsmet Paşa'mız şehit Başbakanımız Adnan Menderes yurt dışına gittiğinde arkadaşlarına tembih edermiş "Başbakan aleyhinde onu üzecek şeyler konuşmayalım, Başbakanımız şu anda yurt dışında hepimizi temsil ediyor." dermiş. Böyle bir gelenekten geliyoruz bizler. 15 Temmuzda oluşturduğumuz tablonun içindeydik, hepimiz buradaydık, şimdi 15 Temmuzdaki tablonun dışına çıkaramaz hiç kimse kendisini, çıkarsanız da dışarıdaki kabul etmez.

Kıymetli arkadaşlar, soğuk savaş, 1950'den sonraki soğuk savaş bizde garip bir Türkiye imajı oluşturdu. Biz, Türkiye'yi dondurarak, Türkiye'deki görüntüyü, Türkiye'deki şartları dondurarak yaşayabileceğimizi varsaydık çünkü dışarıda işler karışıktı, iki büyük dünya gücü birbiriyle kıyasıya rekabet hâlindeydi ve sadece ateşli silahlar kullanılmıyordu. Biz, o şartlarda Türkiye olarak bir şekilde olduğumuz gibi yaşarız, kimse bizi fark etmez dedik ve o rehavete kapıldık. Sanki bugün biz ondan pek kurtulamadık. 1989 devriminden sonra, Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Doğu Blokunun tamamıyla göçmesinden sonra Türkiye yeni nizama, yeni düzene intibak edemedi. Neden edemedi? Bunun en önemli tarihî sebebi kıymetli arkadaşlar, dünyada sadece bizim ülkemiz Birinci Dünya Savaşı'nın neticeleriyle yaşıyor. Türkiye ve Orta Doğu, bizler Birinci Dünya Savaşı'nın neticeleriyle yaşıyoruz. Bütün dünya İkinci Dünya Savaşı'nın neticeleriyle yaşıyor. Biz Birinci Dünya Savaşı'yla henüz ne hesaplaştık ne tasfiye ettik ne de o neticeleri aşabildik, orada yaşıyoruz ama 21'inci yüzyıldayız. Biz ülke olarak önce kendi içimizde Birinci Dünya Savaşı'nın neticeleriyle hesaplaşmamızı tamamlayıp İkinci Dünya Savaşı sonrası, hatta bugünlerde kullanılan bir tabirle "post truth" diyorlar, gerçek sonrası... Yani dünya şimdi öyle bir döneme girdi ki İkinci Dünya Savaşı'nın neticelerini de tasfiye etti. Yepyeni bir kaos dönemine gidiliyor. Kaos, yeni bir dünya demektir. Kaostan mutlaka dünya yeni bir kozmos çıkaracaktır. Bu ortamda, bu şartlarda Türkiye'nin dışarıdaki tanıtımı, Türkiye'yle ilgili dışarıda yapılan işler emin olun içeride yaptığımız işlerin ciddiyetinden hiç de uzak değildir.

Gündeme getirilen konu, Türk-Amerikan İşbirliği Başkanı Kamil Ekim Alptekin kendi şahsi şirketinden Amerika Birleşik Devletleri'nde bir şahsa -hükûmette görevli bile değil- şu anki Başkanın kampanyası sırasında yanında bulunan bir şahsa ödeme yapmış, özel bir ödeme. Bunun ortaya çıkış şekli -keza HDP konuşmacısı kendisi zikretti- Malta Belgeleri'nin de ortaya çıkış şekli. Tamamıyla yasal olmayan, "hacker" diye tabir ettiği bilgisayar korsanlarının; bu şekilde ortaya çıkışı şaibeli, ortaya çıkışı çok problemli bir konunun Meclis kürsüsüne getirilmesi, doğrusu, Meclisimiz açısından pek uygun değil diye düşünüyorum. Çünkü buraya gelen bilgilerin yasallık haysiyetinin birazcık olması lazım. Söylentileri, dedikoduları burada birbirimize ciddiyet sadedinde devletimizi, ülkemizi, yöneticilerimizi burada birbirimizi karşılıklı suçlayacak şekilde kullanamayız. Az önce söylediğim, o hepimizin aynı tablonun içinde olmamız şartına, olmamız durumuna uymaz. Ancak ben de HDP'li konuşmacının son sözünü çok üzüntüyle dinledim, ben de onun gibi düşünüyorum ancak o farklı bir şekilde söyledi, Türkiye Cumhuriyeti'nde hiçbir Başbakan, hiçbir devlet adamı, hiçbir siyasetçi yetimin hakkını görevde olduğu sürece çok rahat bir şekilde peşkeş çekemez, bizim devlet geleneğimiz buna müsaade etmez, çekerse de hesabını verir, hesabı da sorulur. Rahmetli Özal "Demokrasi halka danışarak değil, halka hesap verilerek devam eder." demişti.

Ben de sözlerime son verirken, ülkemizin dışarıdaki tanıtımının bir tarih ve kültür meselesi olduğunu ve bu konuda Dışişleri Bakanlığımızın yasal yollardan pek çok usulüne uygun işlemlerin yapıldığını biliyoruz ancak bir şeyi de çok iyi biliyoruz: Türkiye'nin dışarıdaki imajı muhataplarımız tarafından da bir tarih meselesi, muhataplarımız tarafından da bir varlık, yokluk meselesi. Sadece doğruyu kabullenme, kabullenmeme meselesi değil, siyasi bir mesele. Bugünlerde unuttuğumuz ama hâlâ devam eden bir kavram vardır, hâlâ varlığını, hayatiyetini sürdüren bir kavram: "Kültür emperyalizmi". Türkiye dünyada devam eden kültür emperyalizminin önemli taraflarındandır. Dünyada bazı ülkeler kültür emperyalizmine, kültür savaşına taraf değildir, taraf bile değildir ama Türkiye bunun önemli aktörlerindendir. Bu itibarla Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türkiye devletinin, Türk milletinin istikbalinin öncelikle kendini tanıması ve tanıtmasıyla kaim olacağını söyleyerek yüce Meclisi, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)