Konu:MHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:102
Tarih:07/06/2017


MHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; Meclisi saygıyla selamlıyorum.

"Ey, hanlar hanını halk eden hancı,

Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.

Ey, fakir ekmeği, mümin inancı,

Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun."

diyordu Abdurrahim Karakoç bir şiirinde.

Vefatının 5'inci seneidevriyesi, kendisi bu uzun yolculuğun bir başka evresinde yoluna devam ediyor, bizler de bu uzun insanlık yolunda kaynakları israf etmeden kullanma yolunda gayretlerimizi, çabalarımızı sürdürüyoruz.

İsraf, elbette dinimizce haramdır ve herkesçe de haram olduğu kabul edilmiş bir olgudur ama yine, dinimizce, bizim tayyibât yani helal ama aynı zamanda kaliteli yiyeceklerle beslenmemiz de bize emredilmiştir. Üstelik, Hazreti Peygamber, ırmağın kenarında bile abdest alındığında, suyu iktisatlı kullanmayı da ayrıca bizlere tavsiye eden bir öğretiyi bizlere duyurmuştur. Bugün Japonların veya Çinlilerin bir sözü olarak söyleniyor. Dünya bize çocuklarımızın emanetidir. Onun için kaynakları mümkün mertebe israf etmeden kullanmalıyız. Ben özellikle öneriyi takdim eden parti grubuna ve milletvekilimize teşekkür ediyorum.

Bir ara ekmekle alakalı bir yazı kaleme almıştım, yayımlanmıştı da bu yazı. Bu ekmekle alakalı yazımdan bir pasajı sizlerle paylaşmak istiyorum. "Orta yaşlarındaki bizim nesil, İstiklal Harbi'ni yaşayan büyüklerinden açlık hikâyeleri dinleyerek büyümüştür. Şimdi düşünüyorum da ekmeği çoğaltmak için hamura katılan ezilmiş süpürge otu tohumlarını ve -affedersiniz- hayvan dışkılarındaki hazmedilmemiş arpa tanelerini devşiren esir Yunan askerlerinin hikâyeleri benim çocuk muhayyilemde derin izler bırakmış olmalı.

Onun için süpürge otu tohumu katılmış hamurun kızgın sacdaki cızırtısı, sanki görmüşüm gibi, âdeta kulaklarımda yankılanır da o kızgın saca inat içim üşür. Ve yine onun için olsa gerek, ekmeğin nasıl olup da bayatlatıldığını; hadi bayatladı, nasıl olup da çöpe atıldığını anlamaya çalışır ve bu tür haberlere rastlayınca yüreğimin cız etmesine mani olamam. Onun için hâlâ kazara düşürdüğüm bir lokmacık ekmeği bile yerden büyük bir suçluluk duygusuyla kaldırıp öperek başıma koyarım çünkü onlar bize böyle öğretmişlerdi. Ekmek, o çilekeş büyüklerimizin dilinde nanıazizdi, mübarek nimetti. Belki de daha sonra öğreneceğim 'Ekmeğe hürmet ediniz.' hadisişerifinde ifade buyrulan o yüce sırra, o büyük ve bu dünyaya ait değilmişçesine yaşayan insanlar çok acı tecrübelerden sonra ulaşmışlardı. Bunlar öyle tecrübelerdi ki onlar bu sayede bizim gibilerin bir ömürlük tahsil sonucu elde etmediği, edemediği ve galiba edemeyeceği bir tür bilgeliğe ulaşmışlardı. Bizim, ihtişamlı ve halk deyişiyle 'bir eli yağda, bir eli balda' uzun tarihî asırlardan sonra biraz da şartların zorlamasıyla karşılaştığımız açlık vakası 20'nci ve 21'inci asrın en büyük belası olup çıktı. Bir yanda açların lügatine asla girmemiş ve hiç girmeyecek obezite sorunu, öte yanda kemiğin üstüne deriden elbise giydirilmiş, karnı -obezite hastalarına nispet- yediği için değil yemediği için şişmiş insanlar ve belki de en acısı, insanlığın bu dramından ve açlıktan ekmek yiyen sağlık, açlıkla mücadele, açlara yardım örgütlerinin, küresel şebekelerin vurdumduymazlığı. Örgütün aynı zamanda "şebeke" anlamına gelmesi sizce de ilginç değil midir? Samimiyetle çalışanları bir yana, daha adını bile bilmediğimiz nice kuruluştan geçimlerini temin edenler açlıktan beslenmiyor da ne yapıyorlar?

Belki de bu açlıktan ekmek yiyen kesimin en masumu basın-yayın ve medya mensuplarıdır. Fakat onlardan birisi kendisine yöneltilen eleştirilere daha fazla tahammül edemeyerek vicdan azabı çektiğini itiraf etmek zorunda kalmıştı. Zira, yanı başında ölümü bekleyen aç çocuğa yardım etmek yerine ölen çocuğun cesediyle kendisine iyi bir ziyafet çekmek isteyen yırtıcı akbabanın bekleyişini fotoğraflamayı tercih etmişti. Gazetecimiz muhtemelen bir öğün önce biraz fazla kaçırmıştı yani gereğinden fazla yemişti. İsterseniz buna bir de göz çukuruna sineklerin üşüştüğü, bir deri bir kemik kalmış annesinin buruş kırış memesinden sütünü değil, âdeta iliğini emen, kanını, canını çeken çocukların fotoğraflarını ekleyin de açlık neymiş anlamaya çalışın."

Umursamazca "Ne yapabiliriz?" demek kolaycılıktır. Bir şeyler yapmak lazım. Hükûmet, bu konuda devlet olarak, devleti yöneten kurum olarak gerekli tedbirleri alıyor, almaya devam ediyor ama bunların yetersiz olduğu da az önce söz verilen bir önceki hatibin konuşmalarından anlaşılıyor. Bu anlamda biz gayretlerimizi, çabalarımızı sürdürüyoruz. Bunun bir Meclis araştırması açılmasına değecek bir husus henüz olmadığı kanaatindeyiz yani bıçak kemiğe dayanmış değildir, çalışmalar sürmektedir, halkımızın duyarlılığı gün geçtikçe artmaktadır, daha da iyi bir noktaya gelecektir inşallah.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)