Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:101
Tarih:06/06/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Teşekkürler Başkanım.

Öncelikle o çirkin ifadeyi iade ediyorum. Cinsiyetçi ifadeleri kullanan şahsı HDP grup yönetimine ve kadın milletvekillerine havale ediyorum. Yanınızda oturan şahsın ne söylediğini bence iyi dinlemeniz lazım. Ben, ne söylediğimi iyi bilen birisiyim. Genellikle buradan kimseye sataşmamaya özen gösteriyorum, bildiğim doğruları, düşüncelerimi açık açık anlatmaya çalışıyorum. Sataşmaktan haz alan birisi değilim, sataşmam ve kimsenin de bana sataşmasını istemem; hoş bir şey değil bu. Bunu grup başkan vekillerinin bir gelenek hâline getirmesi lazım. Kürsüye çıkan herkese söz söylemek hoş bir şey değil. Engin Bey'in güzel bir ifadesi var: "Taciz" diyor. Burada konuşan bir kişiye sürekli laf atmak taciz etmektir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bunu Osman Bey'e söyleyin, başkalarına söyleyin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Kim yapıyorsa yapsın, ben ayrım yapmıyorum, tüm grup başkan vekillerine.... Bu, tacizdir; onu ifade edeyim öncelikle.

Ayrıca, Sayın Ahmet Davutoğlu'nun o konuda ne söylediği internet sitelerinde açık açık duruyor, merak edenler bakabilir.

5 Haziran günü meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybedenleri tekrar rahmetle anıyorum. Olayın seyrine ilişkin ifadelerimi kullanmıştım.

Değerli milletvekilleri, 5 Haziran günü meydana gelen olay bir terör saldırısıdır. Türkiye açısından önemli olan: Seçim sürecini sabote etmeyi, etkilemeyi amaçlayan bir terör saldırısı. Terör örgütlerinin bu tür saldırılarının hedefi serbest seçimlerdir, siyasi işleyiştir, sivil siyasetin alanını daraltmaktır, demokratik iradeyi sakatlamaktır, demokratik meşruiyete gölge düşürmektir; tüm bunların doğal sonucu olarak siyaset dışı unsurlara alan açmaktır, kaosu egemen kılmaktır. Evet, terör tam da budur. Terörizm bu amaçlarına sadece terör saldırılarıyla ulaşmaz. Terör karşısında aklıselim parçalanmışsa, akıl kundaklanmışsa terör bu amaçlarına ulaşabilir. Bunun için ortak bir aklıselim zeminine ihtiyacımız var.

Değerli milletvekilleri, bölgemizde yeni denklemlerin kurulmak istendiği bir zaman dilimindeyiz. Devletlerin terör örgütleriyle direkt ilişki kurmasına şahit oluyoruz. Terör örgütlerine silah vermenin alenileştiği bir dönemdeyiz. Bu vesileyle, 5 Haziran saldırısını gerçekleştiren, bugünlerde ise organize edenlerce misyonunun tamamlandığı değerlendirilerek ortadan kaldırılmak istenen DAİŞ terör örgütüne değinmekte yarar var. DAİŞ'i bilmek için geçmişe bakmakta fayda var. Afganistan'ın işgaliyle birlikte Sovyetler Birliği'nin yıkılışı ve soğuk savaşın bitişi süreci başladı. Bu süreçte Müslüman halkların nabzı Afganistan cihadına toplandı. Bunun üzerinden hem "İslami terör" kavramı üretildi hem de Müslüman toplumlara dönük psikolojik, siyasi ve ekonomik deneyler hayata geçirildi. Irak'ın işgaliyle birlikte Şii denklem de bu sürece dâhil edildi. 1990'lı yıllarda ortaya çıkan Taliban ve sonrasında organize edilen El Kaide, işte bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkartılmış terör örgütleridir. El Kaide'ye yüklenen anlam, Afganistan ve Pakistan'ı kaosa sürüklemekti. Afganistan'ın 11 Eylül sonrası işgaliyle başlayan bu deneyin sonuçları Orta Doğu'ya taşındı ve daha kaotik bir denklemle test edildi. "DAİŞ" ise bu deneyin kod adıdır. Evet, DAİŞ, Müslüman halkların yaşadığı coğrafyaların işgal süreçlerinde işgalcilerin deneyimleriyle organize ettikleri asimetrik savaşın son ürünüdür; üretim modeli itibarıyla, kullanıma elverişli, bölgeye ve bölge insanına zarar verme kapasitesiyle bir gladyo örgütüdür. Bu örgüt, bölge dışındaki bütün unsurlara fayda sağlamış ve hareket alanı açmıştır. Netice itibarıyla bir maymuncuk rolü üstlenmiştir. Bu nedenle, "gladyo" koduyla anlamaya çalışırsak, Baas kadroları, Maliki-Beşar desteği ve küresel istihbarat örgütlerinin katkılarıyla organize edilen bir terör örgütünden bahsediyoruz. Ebu Gureyb Cezaevini, cezaevinde yapılanları ve bir gece cezaevinin kapısının açılıp izin verilen firarın arkasındaki gücü görmeden DAİŞ'i anlamak mümkün değil. 100 ülkeden 50 bine yakın kişinin terör örgütüne nasıl, hangi yöntemlerle ve hangi yönlendirmelerle katıldığını ortaya koymadan DAİŞ'i çözmek ve sahibini ortaya koymak zor. Elbette, yoktan üretilen toplama bir örgütten bahsetmiyoruz; önce bu örgütü üretecek zemin oluşturuldu, sonra yönlendirmelerle bu örgüt biçimlendirildi.

Sayın milletvekilleri, soğuk savaş döneminin tüm birikimlerini taşıyan Baas partilerinin ve sosyalist örgüt artıklarının işlevsizleştiği süreçte, DAİŞ, bu parti ve örgütlerin işlevlerini güncelleyerek sahiplendi. Bu terör örgütüne iki farklı rol yüklendi: Bölgede halka dayalı doğal değişim süreçlerinden rol çalmak ve olası kontrol dışı düzen kurulmasının önüne geçmek. Kendini dünyanın sahibi gibi konumlandıran güç, Orta Doğu'daki devletleri, halkları bu örgüt üzerinden formatladı. Hiç kimsenin üstün gelmeyeceği kaotik bir denklem için terörün en organize örnekleri sergilendi. Bu kirli politikanın özeti, kriz bölgeleri oluşturma, sivil tahribatlarla Moğol usulü dehşet salma, buna tepki olarak ortaya çıkan muhalefeti daha radikaliyle bölüp işgali meşrulaştıracak yeni terör unsurları peydahlamadır ve ortaya çıkan bu kaosla süreci zamana yayarak sağlıklı bir düzenin kurulmasını engellemektir. İşte küresel gücün DAİŞ üzerinden yürütmek istediği kirli ve kanlı politikanın özeti bu.

Değerli milletvekilleri, bu analizden sonra "Peki, Türkiye?" diye bir soru sorulabilir. Türkiye, ortaya konulmak istenen bu fotoğrafı bozan ve kurulmak istenen denklemi boşa çıkartmaya çalışan ülkedir. Bu denklemi bozmaya çalıştığı için Türkiye hedefteydi. Kendilerinin yol verdiği küresel teröristleri yakalayıp cezaevine koyduğu ve sınır dışı ettiği için hedefteydi. Bu kirli politikalara ayna tuttuğu için hedefteydi. Şunu unutmayalım ki terörü ve kaos politikalarını bölgemize ve sınırlarımıza yığanları caydıracak en etkili yol kendi iç çelişkilerindeki olumsuzlukları tetiklemektir. Bunu yapacak olan ise terörün ne olduğunu bilen, terörün her türüyle mücadele eden, terörün oluşturduğu acıyı yaşayan Türkiye'dir. Çünkü Türkiye, var olan sorunların, adı ne olursa olsun terör örgütlerini desteklemekle değil, halkın değişim taleplerinin doğal demokratik süreçlerin işletilmesiyle çözüleceğine inanmaktadır. Çünkü asıl olan, küresel sisteme gönüllü muhbirlik yapmak, gönüllü kulluk yapmak değil, onların kirli ve kanlı politikalarına ayna tutmaktır. Türkiye'nin bu pozisyonunu koruması ve sürdürmesi önemlidir.

Evet, Türkiye yani bizler, hepimiz hep birlikte ateşin söylemeye çekindiğini söylediğimiz zaman terör örgütleri ve onların sahiplerini bozabiliriz. Birbirimize laf atıp aklıselimi kaybettiğimiz an ise onların ekmeğine yağ sürmüş oluruz çünkü olan biteni genel bir perspektifle ele almazsak dar bir anlayışa mahkûm olur ve bunun içinde boğuluruz. Bu yaklaşımın da halkımızı, ülkemizi ve siyasetimizi körleştirmekten başka yapacağı hiçbir şey yoktur.

Heyetinizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.