Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:100
Tarih:01/06/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bizleri televizyonları başında izleyen vatandaşlarımıza da saygılarımızı, sevgilerimizi iletiyorum.

Genelde, ben burada genel konular üzerinde konuştum, engelliler üzerinde konuştum ama az önce üzücü bir konuşmaya ve diyaloğa tanık oldum. Zaman zaman da burada hakikaten, bu tip can sıkıcı konuşmalara tanık olduğum için, izninizle, biraz da alanım olduğu için, bir tarih hocası olduğum için bazı konulara küçük değinmelerde bulunarak sözlerime başlamak istiyorum.

Arkadaşlar, "kürdistan" kelimesi Osmanlılar Dönemi'nde, Selçuklular Dönemi'nde ve Cumhuriyet Dönemi'nde Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeyi tanımlamak üzere kullanılmış bir isimdir, sadece bir adlandırmadır; ayrı bir devlete işaret etmek için, ayrı bir eyalete işaret etmek için, ayrı bir siyasi oluşuma işaret etmek için kullanılmış bir tabir asla değildir. Onun için, kürdistanda birtakım yanlışlıklar olduysa da...

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ne "kürdistan"ı kardeşim ya!

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - ...ülkenin doğusunda bazı yanlışlar olduysa, batısında aynı yanlışlar olmadı mı? Sadece Kürtlere karşı mı birtakım yanlışlıklar yapıldı, Türklere karşı olmadı mı, daha başka burada yaşayan uluslara karşı olmadı mı? Bu, isyanı gerektirir mi, terörist olmayı gerektirir mi, dağa çıkmayı gerektirir mi? Şimdi, her haksızlığa uğrayan vatandaş hakkını ihkakıhak gayesiyle, amacıyla almaya kalkacak olursa sıkıntı büyür.

Şimdi, bir başka husus, sosyolojik bir vakadan bahsedelim. İnsanlar ferttirler; evlenirler, aileyi oluştururlar; aileler birleşir, sülaleleri oluştururlar. Sülalelerin adına "sülale" dersiniz, "kabile" dersiniz, "aşiret" dersiniz, vesaire; bütün bunların birleşiminde de devlet oluşur. Bugün burada öyle konuşmalar yapılıyor ki "Biz tekrar âdeta devletten vazgeçelim, milletten vazgeçelim, aşirete dönelim, kabileye dönelim." Biz o aşamaları geçtik, biz devlet olduk. Devlet olmamız hasebiyle gerisin geri, geriye dönmek çok yanlış bir tutum ve davranış olacaktır. O bakımdan, Kürdistan'ın bombalanması falan diye bir şey söz konusu değildir. Devlete isyan eden gruplarla devlet mücadele etmektedir.

Bir başka yanlış da şu, sürekli barış vurgusu yaparsanız ben buradan şunu anlarım: Savaş var ortada. Aslında, "barış" diyenler savaş çığırtkanlığı yapmış olurlar ve kaldı ki barış veya savaş uluslar arasında olur, devletler arasında olur. Aynı devlette yaşayan fertler arasında veya fertler ile devlet arasında bir barıştan yahut savaştan söz etmek mümkün değildir. Ben, kendimi bunları söylemek zorunda hissettim birtakım konuşmalara tanık olduktan sonra.

Biliyorsunuz, bugün 13 şehit verdik fakat öbür yandan da Konya Milletvekiliyim, dün akşam itibarıyla Konyaspor'un biz Türkiye Ziraat Kupası'nı kaldırdığına tanık olduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir arkadaşım telefon açtı, dedi ki: "Tebrik ediyorum." Ona benim söylediğim cevap şu, Türkçede güzel bir tabir var: "Bir gözümüz ağlıyor, bir gözümüz gülüyor." Biz yıllardır böyleyiz. Her gün, her an bir gözümüz ağlıyor, bir gözümüz gülüyor çünkü ülke âdeta kan yerine dönmüş, bundan etkilenmemek mümkün değildir. Dolayısıyla biz kolay millet olmadık ve kolay vatan edinmedik; Abdülhamit Han'ın kendisinden Filistin'den az bir yer talep etmek üzere gelenlere söylediği gibi, biz bu ülkeyi eğer gözü olan varsa aldığımız fiyata satarız, başka değil. O bakımdan, aldığımız fiyat bellidir, şehitlerimizin kanı pahasına biz bu ülkeyi vatan edinmişizdir, yine şehitlerimizin kanı pahasına ancak bu ülkeyi biz elimizden çıkartabiliriz. Böyle bir şey de asla söz konusu olmayacaktır, Allah'ın izniyle ilelebet bu ülke bizim elimizde kalacaktır, bizim yurdumuz olacaktır, biz de kıyamete kadar burada huzur içerisinde, refah içerisinde yaşayacağız.

Şimdi gelelim engelli konusuna: Ben bütün konuşmaları dinledim ve bütün konuşanlara teşekkür ediyorum, aleyhte konuşana da teşekkür ediyorum, lehte konuşana da teşekkür ediyorum. Niye? Çünkü engellilik, bizi tıpkı vatan gibi, tıpkı millet gibi, tıpkı bayrak gibi din, dil, ırk, meşrep, mezhep, parti, grup ötesinde birleştiren değerlerimizden bir tanesidir. Dolayısıyla engellilik konusunda, burada gördüğümüz kadarıyla, bütün parti temsilcileri çok güzel şeyler söylediler ve dediler ki: "Gelin, bu engellilik konusuyla baş etmede el ele verelim, iş birliği yapalım ve güzel birtakım gelişmelere sebebiyet verelim." Ben de bunların, bütün partilerimizin ve temsilcilerimizin bu çağrısına "Hayhay, elbette el ele verelim, elbette omuz omuza verelim ve elbette bu sorunun da üstesinden gelelim." diye cevap veriyorum.

Fakat engellilikle alakalı bir başka şeyin de altını çizmek lazım. Terörde veya savaşta engelli olmak herhâlde daha zordur ama bundan daha kötüsü nedir, biliyor musunuz? Terör veya savaş sonucu engelli kalmaktır. Maalesef, Türkiye'deki engellilerin sayısında dünya ortalamasının az üstüne çıkan bir rakam söz konusu ise bunun sebebi ülkede meydana gelen terör faaliyetleridir, ülkeye gelen savaş mağduru insanların yükselttiği bu oranlardır. Kısaca, buna da ayrıca dikkat çekmek istiyorum.

İktisatçı değilim, sosyal bilimciyim ama iktisatçılar çok güzel bir şey söylüyorlar, kim söylemişse çok güzel söylemiş, "İhtiyaçlar sonsuzdur, imkânlar kısıtlıdır." Şu anda ülkeyi yöneten iktidar partisi olarak biz bu ihtiyaçların sonsuzluğuna karşı elimizdeki imkânlarla birtakım hususları iyileştirmeye, engellilerin durumlarını düzeltmeye, olgunlaştırmaya çalışıyoruz. Bu anlamda yapılan pek çok şey var fakat bütün arkadaşlarıma -herhâlde onu ilk söyleyen bendim, basına yaptığım açıklamalarda da bunu ifade etmiştim- ısrarla altını çizdikleri hususta katılıyorum: Kanun çıkarmakla, yasal düzenlemeler yapmakla uygulamaları tam anlamıyla yasaların geldiği, kanunların içerdiği, öngördüğü noktaya getiremiyorsunuz, doğrudur ama bakın, alınan tedbirlerle...

Buraya engellilerle alakalı olarak her çıktığımda bir başka hususta rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Sadece eğitimde yapılan iyileştirmelerle engellilerin geldiği noktaya dikkat çekmek istiyorum. 2016-2017 eğitim öğretim yılında -2 Mayıs 2017 itibarıyla güncel rakamları veriyorum- özel eğitim okullarında, ilkokul, ortaokul ve meslek lisesinde 45.590 öğrenci eğitim görmektedir. İlkokul ve ortaokulda özel eğitim sınıflarında 40.887 öğrenci eğitim görmektedir. Ana sınıfı, ilkokul, ortaokul ve lisede kaynaştırma eğitimi alan öğrenci sayısı ise 219.728'dir. Toplamda 306.205 engelli öğrenci şu anda bizim resmî, formal eğitim kurumlarımızda eğitim görmektedirler. Dolayısıyla durumlar bir hayli müspete doğru ilerlemektedir, iyiye doğru gitmektedir. Yeterli midir? Asla yeterli değildir. Türk ekonomisi nasıl bugün 500 milyar doları ihracat olarak hedefliyorsa, tarımda biz nasıl 35 milyar dolarlardan 50 milyar dolarların üstüne çıkmayı hedefliyorsak elbette, 306.205 engelli öğrencinin sayısını da daha yüksek rakamlara çıkarmayı düşünüyoruz.

Ben size sadece eğitim alanında yapılan hizmetlerden bir kısmının rakamlarını takdim ettim. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak -evet, engelli olarak tanımlanıyorum, kendimi ben öyle tanımlamıyorum- bir engelli milletvekili olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen, bir dakika daha.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) -...iyi noktalara doğru gittiğimizi kısaca ifade etmek istiyorum. Bugünümüz dünden daha güzeldi. Allah kısmet ederse yarınımız bugünden çok daha güzel olacak. İstikbalimiz parlaktır.

Bu umutlarla, bu düşüncelerle engellilerin durumunda daha da iyileşmelerin olması dilek ve temennisiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)