Konu:Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:94
Tarih:18/05/2017


Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yasa Teklifi'nin 14'üncü maddesi üzerine konuşacağım. O yüzden söz aldım.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ'ın tutukluluk hâllerinin devamı kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yoldaşlarımızın demokratik siyasetteki üretkenlikleri ve yetenekleri sizi neden korkutuyor, anlamıyorum. Demokratik siyasetin ülke barışına çok önemli bir katkıda bulunacağı bilincinin yükseltilmesi gerektiği aslında bir ihtiyaçtır.

Değerli milletvekilleri, 14'üncü maddede aslında bu zamana kadar niye beklenmiş, ben de anlamadım, gerçekten büyük bir mağduriyet vardı. En azından taşınmazların üzerindeki tasarrufları anlamında bu sorunun çözülmesi gerekiyordu ancak bir meslek insanı olarak da bir uyarıda bulunmak isterim bu yasayla ilgili: Konu, aslında bürokrat arkadaşlar tarafından çok iyi değerlendirilmiş, iyi kaleme alınmış ama bir zilyetlik meselesi de gündemde olsaydı, tescile konu olan harita yapım yönetmeliği, Kadastro Kanunu, Tapu Kanunu bundan sonraki özellikle verasetle ilgili, taşınmaz üzerindeki tasarruflarla ilgili hususlarda hukuki ve geometrik sorunlarla karşılaşmamış olacaktık; yasada böyle bir darlık var.

Değerli milletvekilleri, şimdi size bir konuyla ilgili bir bilgi vermek istiyorum. Biliyorsunuz, Çernobil faciası sonrası çaydaki radyasyonun tehlikeli olmadığını kanıtlamak için kameralar önünde bazı siyasetçiler çay içmişler ve bu radyasyonun etkisiz olduğunu halkımıza anlatmaya çalışmışlardı. Böyle bir duyarsızlık içerisinde de bu konuyu uzun zaman gündemimizde tutmuştuk. Şimdi vereceğim örnek Aydın'ın Söke'ye bağlı Kisir Mahallesi'nde radyasyon olduğuna dair çok ciddi iddialar olmasına rağmen ne yazık ki Hükûmet yetkililerinden, özellikle de Sağlık Bakanından tek bir açıklama ve kamuoyunu rahatlatacak bir cümle duyamıyoruz. İddiaların ciddiliği göz önüne alındığında zaman kaybetmeden bir açıklama yapılması gerekmektedir. Söke'ye bağlı Kisir Mahallesi'nde 1958 yılında açılan uranyum madeninin rehabilite edilmeden bırakıldığı ve bunun sonucunda yöre halkında kanser vakalarının Türkiye ortalamasının da çok üstünde arttığı belirtilmektedir. 3 farklı uzman ve bilim insanının yaptığı araştırmalarda olması gerekenden 450 kat daha fazla radyasyon tespit edildiği belirtilmektedir. Eskiden köy olan ama yerel yönetimler yasasıyla statüsü "mahalle" olarak değişen Kisir'de 363 kişi yaşamaktadır. Ayrıca buraya taşımalı eğitim nedeniyle de her gün 13 köyden çocuklar eğitim almaya gelmektedir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun bir heyetle gelip incelemeler yaptığı ama sonucun OHAL nedeniyle açıklanmadığı iddia edilmektedir. Bu raporun açıklanmama nedeni gerçekten OHAL midir, yoksa bölgede araştırma yapan uzmanlardan Enver Yaser Küçükgül alanda çalışma yaptıktan sonra üç gece, uykuda burnunun kanadığının belirtildiği ve bunun Sağlık Bakanlığına iletildiği de ayrıca iddialar arasındadır.

Değerli milletvekilleri, iddiaların boyutları bununla da sınırlı değil. Söke'nin Kisir Mahallesi Menderes deltasının başında bulunmaktadır. Tarım ve hayvancılık yapılan alandaki sular Menderes Nehri'ne karışarak denize kadar ulaşabilmektedir. Maden sahasının hemen yanı başında, 225 dönümlük arazide organik tarım yapılmaktadır. Burada yetişen tarımsal ürünler Türkiye'nin dört bir yanına gönderilmektedir. Yine, radyasyon sahasının yakınlarında 150 hayvanlık bir mera kurulmaktadır. Acilen, burada yetiştirilen tarımsal ve hayvansal ürünlerin de incelemeden geçirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Kisir'e 700 metre mesafedeki Yusufağalar mevkisinde 13 tane sondaj kuyusu bulunuyor. Kisir Mahallesi muhtarı "Bu kuyuların başında ölçüm yapılırken ölçüm aletini buraya koyduklarında çıkardığı sesten kırılacağını zannettim." diyerek radyasyonun en fazla buradaki kuyularda olduğunu söylüyor. Radyasyonlu kuyuların hepsinde su var yani radyoaktif maddelerin suya karışmış olma ihtimali ve bu ihtimalin de var olan riski daha da artıracağı yönünde yoğun kaygılar yaşanmaktadır.

Kaygılar sadece bununla da sınırlı değildir. Maden bölgesi bir zeytin ormanının içinde yer alıyor ancak burada neredeyse hiç yaşlı zeytin ağacı yok. Bunun tek nedeni, belli bir noktadan sonra zeytin ağaçlarının da kuruması.

Değerli milletvekilleri, evi maden sahasının hemen bitişiğinde olan Yusuf Çenesiz'in dört ay önce ağzından kan gelmeye başlamış, kanser hem böbreğinde hem de akciğerinde var. Şöyle diyor Çenesiz: "Sobamda yaktığım ağacın külünde radyasyon çıktı. Niye örtbas ediyorlar? Varsa var, yoksa yok; tek istediğim bir yetkilinin bana 'Buradan git.' demesi."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum.

Tamamlayınız lütfen.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Köylüleri ve çevrede yaşayanları bekleyen en büyük tehlike ise radyasyonun zamana yayılan etkileriyle ilgili. Özellikle, 2020 yılından itibaren Kisir'de çocukların eksik uzuvlarla doğabilme ihtimali var. Şu anda hayvanların eksik uzuvlarla ve sakat doğduğunu söyleyen köy sakinleri için ivedilikle önlemlerin alınması gerekmektedir. Hiçbir tedbir alınmadan, kuyuların öylece bırakılıp gidilmiş olması toprak, hava, su ve canlılar için büyük bir felaket demektir. Sudan, araziden, bitki ve hayvanlardan numune alınıp tahlillerinin yapılması büyük bir önem arz etmektedir. Sonuçta, on beş yılda 70'ten fazla kişinin kanserden öldüğü bir mahalledeki gerçeği saklayarak hiçbir çözüm üretilemez. Konuyla ilgili uzmanların ve bilim insanlarının söylemlerine kulak vermek ve hemen harekete geçmek büyük bir zaruret arz etmektedir.

Sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)