Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:92
Tarih:16/05/2017


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Türk milletinin ortak değeri Aziz Mustafa Kemal Atatürk'ün adının tartışma zemini üzerinde olmasından, böyle bir gündemin Mecliste oluşturulmasından dolayı da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hicap duyuyoruz ve bu süfli açıklamaları yapan sözde tarihçi popülistleri alenen ve kamu vicdanı önünde Büyük Millet Meclisi huzurunda kınıyoruz, lanetliyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

Verilen önergenin lehinde söz almış bulunuyorum, aksi takdirde Türk milletinin şerefli mücadelesinin bir parçası olan ve medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacak olan aydınlanmış Türk Rönesans'ının mimarı Mustafa Kemal Atatürk şahsındaki medeniyet hamlesine karşı söyleyecek sözümüz olamaz. Zira bugün bizi bir araya getiren ortak temel değerler üzerinden millet kendisini yeniden var eder ve yarınlara bu var edilişle her gün kendini yeniden kurarak devam eder.

"Ortada fol yok yumurta yokken nereden çıktı bu sözde popülist tarihçiler de popüler kültür argümanı gibi Atatürk'ü tartışma zeminine -koca koca televizyon kanallarında- geldiler?" sorusuna aslında cevap aramak lazım. Türkiye'de yaşanan gelişmeler, "Türk Rönesans"ı diye ifade ettiğimiz Türk çağdaşlaşması ve cumhuriyet mucizesi hiçbir yerde, Orta Doğu'da Türkiye haricinde hiçbir ülkede sonuç vermediği hâlde kadınlarımız üzerinden Türkiye'de sonuçlanmaya başlamış olması ve o birikimle bugünlere kadar bizi taşıyor olması çok değişik sancılarla mümkün oldu. Üzerinden darbeler geçti, demokrasi sıkıntılı günler yaşadı ama bütün bunlara rağmen, toplum harmanlanarak kendini yeniden var edebildi. 1938'de Atatürk'le birlikte onun ilkeleri de defnedildiğinde raydan çıkan cumhuriyetin yeniden rayına girebilmesi için temel ilkeler ve ülküler konusunda ihtirazlar geliştiren Türkçüler, Türk milliyetçileri oldu; 3 Mayıs 1944'lerde tabutluklara gönderildiler ve daha sonrasında Alparslan Türkeş bu sürecin siyasal temsilcisi olarak, varlık mücadelesi vererek kendisini ifade etmeye başladığı günlerde "Neden MHP'yi kurmaya ihtiyaç duydunuz? Neden bu söylemlerdesiniz CHP varken?" sorusuna karşı "Raydan çıktı, o sebeple, cumhuriyeti rayına oturtmak istiyoruz." ifadesini kullanmıştır. İşte biz milliyetçiler olarak, ülkücüler olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Büyük Önder Mustafa Kemal'i kurtarıcı, Türk aklının temsilcisi; Başbuğ Alparslan Türkeş'i de bu manada kurucu önderin genel tehditlere karşı koruyucusu, bugünkü Milliyetçi Hareket Partisini de devleti yaşatmak adına misyonunu var edebilmiş Türk milletinin sözcüsü olarak görüyoruz.

Bu, işin bir tarafı ama asıl diğer taraflarına baktığımızda cumhuriyetin kuruluşunda, özellikle son asırda, son yüz yıllık, yüz elli yıllık süreç içerisinde Osmanlı'nın din anlayışının çöktüğü bir ortamda yeniden Matüridî aklını iktidar kılan, Diyanet İşlerini 1932'de kuran ve ilk Kur'an tercümesini yaptırarak Allah'ın kelamını direkt öğrenme arzusuyla milletiyle bütünleştiren ve Sahih-i Buhari tercümelerinden Hamdi Yazır'a, Kur'an tefsirlerine kadar, cami inşaatlarından Rıfat Börekçi'yle birlikte verdiği mücadelelere kadar dinin sağlıklı anlaşılmasında önemli misyonlar üstlenen Mustafa Kemal Atatürk'ü; sahici ailesiyle, şeceresiyle milletiyle, devletiyle bütünleşmiş bir Mustafa Kemal'i daha sonra ortaya çıkan oligarklar tanıtmama mücadelesi verdi ve kendi kimliklerini dayatmayı Atatürkçülük adına yaptıkları için sahici Atatürk'ün üzerini kapattılar. Sahici Atatürk'ü tanımayan millet, Atatürkçülük adına millete dayatılanlara karşı reaksiyon göstererek başka yanlışlara girdi. Bu konuda ilmine güvenmiş olduğumuz saygın bilim insanlarının çalışmaları var. Onlardan bir tanesi Doktor Ali Güler'dir. Kendisi uzun yıllar Harbiyede de, askerde de görev yapmış önemli bir tarihçimizdir. "Atatürk'ün Saklanan Şeceresi" ve "Benim Ailem (Atatürk'ün Saklanan Ailesi)" adlı 2 önemli eseri Meclis huzurundan kamuoyunun dikkatlerine sunuyorum.

İşte, bu kamplaşma ve kutuplaşma içerisinde cumhuriyet değerlerini kendi ideolojilerine göre tahterevalli yapanların aynı zamanda Osmanlı'yı cumhuriyetin ötekisi, cumhuriyeti Osmanlı'nın ötekisi gösteren tahterevalli siyasetini yoğun bir şekilde yaptıkları günde, yine bir gün bir grup konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Lideri Devlet Bahçeli dedi ki: "Türkiye'nin kurtuluşu temel olarak Anıttepe ile Kocatepe arasına çekilmiş bir halattan geçer, o halatın adı da 'milliyetçi hareket'tir." dedi. Dolayısıyla, bugün tarihî olayları bir, tarihî zemininde değerlendirmek; iki, bizi bir arada var eden temel değerlerimiz üzerinden teferruattaki tartışmalara girdiğimizde ilmen tartışmalı konuları zemin olarak siyasetin malzemesi hâline getirmek hiçbir zaman iyi niyetle karşılanamaz. Rıza Nur hatıratlarından, bazı dinî konularda söz söyleyen kanaat önderlerinin eserlerinden hareketle Atatürk'e dil uzatmanın kaynaklarına gidildiğinde, sahiden de Rıza Nur'un sahici birinci kaynağının Fransa'daki ilgili kütüphaneden asıllarına bakıldığında bu bölgelerde farklı mürekkeplerin kullandığını da bir hakikattir. İşte, Ali Güler'in eseri okunduğunda bu hakikatlerin ortaya çıkacağına yürekten inanıyoruz.

Bizlerin bu manadaki durduğu yer... 15 Temmuz gerçeğinde hain FETÖ kalkışmasındaki ihanet girişiminde din adına, Müslümanlık adına bu milletin silahının bu milletin evlatlarına nasıl çekilebileceğini gösteren bu süfli anlayış da bir kez daha kaybetmiştir ve Mustafa Kemal'in öngörüsüyle ortaya koyduğu laiklik anlayışıyla, hürriyetçilik, şahsiyetçilik anlayışıyla, demokrasi anlayışıyla kamuoyu yeniden tanışma imkânı bulmuştur. Bu konuda sözüm ona iktidar partisi mutfağına hizmet eden pek çok aydın, entelektüel, kanaat önderi ve oy veren vatandaşlar da 15 Temmuz sürecinden sonra yaşanan gerçeklerle "Sadece ve sadece namazımı kıldığım, seccademi serdiğim yer memleketim, nevibeşer milletim." denilemeyeceğini; vatansız, milletsiz ve devletsiz Müslümanlığın tamamlayıcı unsuru olmadığını yaşayarak hep birlikte gördü ve döneminde entelektüel anlamda, akademik anlamda tartıştığımız pek çok muhafazakâr kesimin -tırnak içerisindeki- siyasal İslamcı geleneğinden gelenler de bu hakikati yaşayarak gördü; vatan, millet, büyük Türk milleti ailesi, devlet, bayrak olmadan bu işler olmuyormuş anlayışına geldiler. O sebeple meydanlarda yeniden "Türkiyem"ler söylediler, o sebeple büyük Türk milletinin şerefli al yıldızlı bayrağını ve Mustafa Kemal Atatürk'ü miting meydanlarına taşıdılar. Onlara teşekkür ediyoruz; doğru olan, hakikat olan buydu.

Ama asıl -sözümün başında ifade ettiğim- Atatürk'ü tartışma zeminine çekmek isteyenler acaba bu gelişmeden mi rahatsız oldular? Türkiye'nin bir bütün hâlinde yeniden büyük Türk milleti ailesi olduğunu ve tüm unsurlarıyla beraber bir şekliyle öznesinin millet, yükleminin demokrasi, nesnesinin devlet olduğu hakikatini gören bir anlayıştan rahatsız olanlar acaba Aziz Atatürk'ü yeniden tartışma zeminine çekerek bu hakikati örtmeye mi çalışıyorlar?

Bu konuda samimi bir şekilde iktidar partisinin kanallarında ve gazetelerinde de eleştiriler getiren, aramızda bulunan birtakım saygın milletvekillerinin de Atatürk'e karşı söylenilen, dil uzatılan bu konuyu telin etmesi, kınaması, iktidar partisi aktörlerinin onları da bir şekliyle telin edip kınaması bu milletin bir kazanımıdır ve bu meselelerin tartışma zemininde olmaması gerektiğinin bir hakikatidir diye ifade ediyorum. Bu tartışmalar ve yaşanan tecrübelerden çıkarmış olduğumuz bu birikim bizim kazanımımızdır ve medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacak olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletin devleti olduğunda medeniyet üretebildiğini tarihte gördüğümüz gibi, en yakın Anadolu coğrafyasında, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet terkibinin sonsuza kadar millet, sonsuza kadar devlet ve medeniyetin yeniden neşet edeceği günlere bu tartışmaların dışında "neler yapabiliriz"i sorarak ulaşabiliriz; yeniden, cumhuriyeti kuranların nasıl bir gençlik istediğini tartışma zeminine çekerek tartışabiliriz. "1923-1938 arasında Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri nasıl bir gençlik istiyordu?" sorusuna cevap veren doktora tezleri yapıldı. Bu tezlerin okunmasını, bu tezlerden hareketle cumhuriyetin kültür kodlarıyla ve saklanan sahici Atatürk şeceresiyle medeniyetin ufkunda yeni bir güneş gibi doğacağımız günler adına büyük heyecan ve coşku içerisindedir Milliyetçi Hareket Partisi ve büyük Türk milleti bunu beklemektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına sözlerimi tamamlıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)