Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:82
Tarih:15/03/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, demokrasi ve güvenlik önemli iki kavram ve birbiriyle münasebetleri, toplumların temel sorunlarla karşılaşmalarına göre değişkenlik arz eden hususlardır. Ülkemizin içerisinde bulunduğu ve ciddi anlamda güvenliği riske eden gelişmeler göz önüne alındığında -demokrasi, hukuk ve güvenliği birbirini tamamlayıcı unsur olarak- kamu vicdanı ve kamu bürokrasisinin elinden geleni yaparak mücadele verdiğini görüyoruz. Bu konuda evrensel kaide, insanların fizyolojik ihtiyaçları dışındaki ihtiyaçlarını karşılamak için öncelikle güvenlik duygusunun sağlanması gerekiyor. Bu konuyu hesaba kattığımızda, özellikle iddia edilen, devletin bölgede birtakım olağanüstü katliamlar yaptığına dair söylemleri biz kabul etmiyoruz. Kamu vicdanı, kamu bürokrasisi ve devlet otoritesi hukukun içerisinde elinden gelen mücadeleyi vermekte ve bu konuda özellikle Genelkurmay Başkanlığının ve MİT raporlarının ortaya koyduğu çalışmalarda, terör örgütlerine yönelik operasyonlar sürecinde sivil vatandaşlarımızın zarar görmemesi için güvenlik güçlerinin en üst düzeyde hassasiyet gösterdikleri de hatta kayıt altına alınarak ilgililere gösterilmekte ve ifadesi verilmekte.

Sayın milletvekilleri, arzu edilen, Türkiye Cumhuriyeti devletinin içerisinde PKK terör örgütüne dayalı bir hukuk sistemini inşa edip PKK'nın temel mantalitesi olan Marksist Leninist anlayışla bir devlet inşası, federasyon hayali gören ya da buna benzer birtakım hayallerle şehirlerin içerisine bombalar yerleştirerek milletin huzurunu bozan, başta kendi bölge halkına, bölgede yaşayan vatandaşlarımıza zulmederek bazı dayatmaları yapan terör örgütüyle mücadele ise kastedilenler, bu Türk devletinin sonsuza kadar görevi, bu terör örgütünü ayıklamak ve temizlemektir; vatandaşıyla kucaklaşıp gönül köprülerini kurarken son terörist ortadan kaldırılıncaya kadar, hukuka teslim edilinceye kadar teröristlerle mücadele etme kararlılığıdır. Aksi durumda bu vatanın, bu coğrafyanın vatanlaşması söz konusu olamayacaktır. Elbette, temel insan hakları hususundaki kriterlere göre meselelerini değerlendiren kurum ve kuruluşlar üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir.

Bugün, biz ombudsmanlık kurumu ile kamu bürokrasisinin ortak bir çalışmasına Mecliste ortak komisyon olarak, karma komisyon olarak şahitlik yaptık ve çok büyük haz aldığım toplantılardan bir tanesi oldu. Problemlerine çözüm üretemeyenlerin ombudsmanlık kurumuna şikâyetleri ve ilgili kamu kurumu ve bürokrasisiyle bir araya gelmesine Türkiye Büyük Millet Meclisi hakemlik yaptı. Bugün üzerine söz söylenen ombudsmanlık kurumunu ve ombudsmanını da o Mecliste bulunan komisyon üyeleri seçti. Ona oy verenlerden birisi de benim. Ombudsmanlık görevini yapan Sayın Şeref Malkoç'un da bu manada yerli, millî, evrensel kriterlere göre hareket ettiğini düşünüyorum. Onu savunmak burada bize düşmez ama vicdan sahibi olan bu manada üzerine düşeni yapar. Biz memleketle, milletle hesaplaşma sürecine girenlere hesabını sorarken son tahlilde, devletin son iki yıl içerisinde gösterdiği azim ve kararlılıkla yaptığı terörle mücadeleden sonra terörist örgütlere katılım oranında çok kayda değer bir düşüşün olduğu gözlemlenmekte. Bu konuda, 18 yaş altı, kırsala bir şekliyle kaçırılan, kaldırılan, tehdit edilen ya da ikna edilerek oranın cazip hâle getirildiği, bölge vatandaşlarımızdan 336 olan 2014'teki sayının 2015'te 254'e düştüğünü ve özellikle 2016'nın ilk çeyreğinde bu rakamların tek rakamlara doğru düştüğünü gözlemliyoruz; bu çok sevindirici bir şey. Siz devlet otoritesini teröre ve teröriste karşı gösterirseniz, vatandaşınızı yanınıza alırsınız. Bölgedeki insanı ikilem arasında bırakarak "O bölgeyi tamamen alın aman."; bu açılım safsatasının olduğu yıllardaki gibi taviz taviz üzerine olarak kendi yargısını, kendi bürokrasisini, kendi vergi dairesini kurduğu, neredeyse ayrı bir devlet olmaya doğru gideceği havasını verirseniz, cazibe merkezi Kandil olur, PKK olur. Cazibe merkezinin Türkiye Cumhuriyeti devleti ve vatandaşlık hukuku olduğunu gösterdiğiniz andan itibaren bu yapı elbette ki değişecek. Bugün rahatsız olanlar terör örgütünün insan kaynakları temininde sıkıntı çektiğini görenler, bugün rahatsız olanlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin duruma el attığını görenlerdir.

Öte yandan, üç hilal kavramı, hakkı, hukuku, adaleti temsil eder ve üç kıtaya Türkistan medeniyetinin mührünü vurmak ve insanlığın evrensel kriterlerini temsil etmekle ilgili bir medeniyet nişanesi olarak hizmet eder. Üç hilal kavramını birtakım olumsuzluklarla yan yana almak hiç kimsenin hakkı da haddi de olmamalıdır. Bu manada, değerli vatandaşların devletine karşı olan sadakatini ve samimiyetini her geçen gün görmek -Kandil dâhil- terör örgütleri üzerinden hesap yapmaya kalkanları çılgına çeviriyor.

Bugün, dünya standartlarına baktığımızda, Fransa kendisindeki bir patlamadan sonra neleri askıya aldı, birazcık hukuktan nasiplenenler ve dünya kamuoyunu takip edenlerden bunu çok rahatlıkla görürler. Öte yandan, 11 Eylül saldırısından sonra Amerika'nın takındığı güvenlik tavrının neler olduğu ve neleri yapabildiği ortada.

Değerli milletvekilleri, Trump'lı bir Amerika'yla başlayan, türbülansa giren bir dünyada, Avrupa Birliğinden ayrılan İngiltere'nin, NATO'yu tartışma zeminine çağıran Fransa'nın başta olmak üzere, dünya standartlarındaki geldiği noktada neoliberal politikaların sonuç vermediğini, her ulus devletin kendi güvenlik politikasını kendi vatandaşlarını mutlu etmek üzerine kurguladığını çok rahatlıkla görürsünüz.

Bu kapsamda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, devletimizin, milletimizin, kamu bürokrasimizin ve sonuna kadar vatandaşımızın yanındayız. Vatandaşımızın gündelik yaşam içerisindeki her türlü probleminin yerinde çözümlenmesini, huzurlu, güvenli bir şekilde, memleketine, milletine bağlı bir şekilde, mutlu ve refah düzeyi yüksek bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Bu kapsamda, dağa kaçırılan askerlerin hesabını ve bugün tehdit edilen bölgedeki farklı siyasi partilerin durumunu ayrı bir dosya olarak açabiliriz. Bugün itibarıyla bölgede hâkimiyet kaybeden terör örgütünün yeniden hâkimiyet kurmak üzere birtakım dayatmaları ortaya koyarak farklı siyasi parti mensuplarının yöneticilerine ne tür zulümler yaptığı ortada.

Sayın milletvekilleri, işin daha acı tarafı, bugün, daha büyük bir katliama sebebiyet verecek bir patlamanın önüne geçmek için kara yoluna döşenmiş bir mayını temizlerken 2 askerimiz, Mehmet'imiz, Muhammedcik'imiz şehadet şerbetini içti. Bu kadar ki terör azmış ve bölgeye hâkimiyet kurmaya çalışırken terörle mücadeleyi tavsatacak, terörle mücadelenin azim ve kararlılığını yok edecek bazı teklifleri ortaya koymayı Milliyetçi Hareket Partisi olarak hiç de uygun bulmuyoruz.

Diğer taraftan, bu kapsamda, mallarının ve temel anlamda ihtiyaçlarının yerine gelmediğini ya da mal kayıplarının olduğunu söyleyen vatandaşlarımıza devletimizin harcamış olduğu rakamları buradan ifade ederek vatandaşı, malı mülkü ve canı parayla ölçmek istemiyorum ama devlet, çok ciddi anlamda, maddi kaynaklarını bölgeyi yeniden inşa etmek ve devletiyle, milletiyle huzurlu bir şekilde yaşamak isteyen bölgedeki vatandaşlarımızı mutlu etmek için oraya yeni şehirler kurmakta ve insanlara her türlü desteği vermektedir. Hâl böyle olduğu için, Türkiye Cumhuriyeti devletinin azim ve kararlılığıyla, millî birlik ve beraberlik kavramı içerisinde, vatandaşlık hukukunu temele alan, vatandaşlık hukukunun temelinden çıkış noktası evrensel insan haklarına kadar giden bir anlayışı bu memlekette el birliğiyle kurgulayabilecek güce ve iradeye büyük Türk milleti sahiptir. Bu kapsamda yapılan tartışmaların önüne arkasına bakarken tartışmaları gündeme taşıyanların da ellerini vicdanlarına koyarak kendi müktesebatları üzerinden, kendi varlıkları üzerinden değil, hakikatler üzerinden, evrensel insan hakları üzerinden ve devlet-millet bütünleşmesi üzerinden meselelere yaklaşması gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)