Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü Arasında İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsünün Türkiyede Kurulması Hakkında Anlaşmaya Ek Değişiklik Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:81
Tarih:14/03/2017


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü Arasında İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsünün Türkiyede Kurulması Hakkında Anlaşmaya Ek Değişiklik Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Zamanı iyi kullanalım. AKP, Türkiye'ye çok zaman kaybettirdi, biz kaybettirmeyelim bari.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü Arasında İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsünün Türkiyede Kurulması Hakkında Anlaşmaya Ek Değişiklik Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidar partisinin biraz sonra görüşeceğimiz uluslararası anlaşmaya ilişkin düzenlemeleri yaparken ülkemizin itibarını uluslararası arenada yerle bir ettiğini ne yazık ki üzülerek izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanları ülkemizin hiç de hak etmediği bir muameleye maruz kalıyor. Bakanların uçakları havada asılı kalırken bazı bakanlar sınırlardan geri çevriliyor. İktidar ise referandum öncesi üç beş oy daha nasıl alırım hesabıyla bu aşağılanmayı aklınca fırsata çevirmeye çalışıyor, iktidarın bu yanlış ve fırsatçı politikasının bedelini ise ne yazık ki ülkemiz ödüyor. Nasıl mı? Bakın, elimde tuttuğum fotoğraf çok değil, birkaç gün önce Berlin Turizm Fuarı'nda çekildi. Bu fuara gidenler bilirler, eskiden Berlin Turizm Fuarı'nın önünde insanlar kalabalık bir şekilde Türkiye'yi inceler, Türkiye'yi tanımaya çalışır, Belek'i, Antalya'yı sorar, rezervasyonlar yaptırırdı ve çay, kahve makinelerinin önünde bu fuara gelenler uzun kuyruklar oluştururdu. Şimdi, bırakın çay kahve makinesinin önüne insanların gelip sıra oluşturmasını, bu turizm fuarına, özellikle Türk standına hiç kimse gelmiyor. "Türkiye" dediğinizde "..."(x) deyip uzaklaşıyorlar yani "Teşekkür ederim, istemiyorum." diyerek uzaklaşıyorlar. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi Avrupa'yla yapılan kayıkçı kavgası ve yanlış dış politikadır. AKP iktidarı ne yazık ki yanlış dış politikasıyla Türkiye'yi izole etmeye ve üç beş oy uğruna izlediği politika yüzünden de ekonomimizi sürekli baltalamaya çalışmaktadır.

Almanya'yı, Hollanda'yı demokrat olmamakla eleştirenler Avrupa'da hiçbir şekilde inandırıcı bulunmamaktadır çünkü Hollanda ve Almanya'nın yaptıklarının neredeyse bin katı Türkiye'de muhaliflere karşı yapılmakta, muhaliflerin ensesinde âdeta boza pişirilmektedir. İktidar bu politikasını izlerken özellikle halkın millî duygularını da sürekli istismar etmekte ve kendisine buradan bir oy devşirmeye çalışmaktadır. Bakın, Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil dün gece Halk TV'de katıldığı bir programda çok ciddi bir iddia koydu ortaya. Yılmaz Özdil dedi ki: "Avrupa'yla yaşanacak olan krizin ve bunun bir mağduriyet görüntüsüne çevrilmesinin hesapları taa mart ayının başında, şubat ayının sonlarında yapıldı. Bir stadyumda elinde Türk Bayrağı olan bir kızın haksızlığa uğraması sonucu Türkiye'nin millî maçını izleyen sıralarda oturan gurbetçilerden de oy istenen bir reklam filmi çekildi ve böylece mağduriyet algısı üzerinden AKP'ye oy devşirilmeye çalışıldı." Yılmaz Özdil'in bu anlattıkları aklımıza uluslararası arenada yaratılan krizin suni ve planlı olduğunu ve buradan bir oy devşirme hesabının olduğunu gösteriyor. İktidar, Yılmaz Özdil'e bu iddiasının karşısında bir cevap vermek zorundadır. Eğer bu cevap verilmiyorsa iktidarın uluslararası arenada yarattığı krizin planlı ve hesaplı olduğu ve Türk toplumunun millî duygularını istismar etmeye yönelik olduğu da açığa çıkacaktır. Bu konuyla ilgili, istismara ilişkin vereceğiniz cevabı merakla bekliyoruz. Çünkü sizin Hollanda'yı ve Almanya'yı eleştirirken Türkiye'de aynı uygulamaları yaptığınızı biliyor ve bu yüzden, demokrasi üzerinden ortaya koyduğunuz hiçbir söyleme de inanmıyoruz.

Bakanların Avrupa'ya alınmamasını şiddetle kınıyorum. Türk Dışişleri Bakanının uçağının Hollanda'ya indirilmemesini şiddetle kınıyorum. Herkesin düşünceyi ifade ve propaganda özgürlüğü sonuna kadar kullanılmalıdır ama bunlar kanuni çerçevede de kalmalıdır.

Şimdi, neden inanmıyoruz size? Şunun için inanmıyoruz: Bakın, elimde Ümraniye'de çekilmiş bir fotoğraf var. "Hayır" oyu veren yurttaşlarımızın Ümraniye'ye astığı pankartlar beş dakika sonra AKP'li Ümraniye Belediyesi tarafından yerinden sökülüyor. Arkadaşlar, siz bu pankartları söktürdüğünüz an Avrupa'da verdiğiniz sözde demokrasi mücadelesine hiç kimse inanmaz, buna zaten Türk halkı da inanmaz. Esenler'de Esenler Belediye Başkanı inanılmaz bir militan tavırla Esenler CHP ilçe sekreterine zabıtalarını saldırtıyor. Saldırtma sebebini biliyorum. Çünkü Kadir Topbaş'ın 16 Nisandan sonra büyükşehir belediye başkanlığı görevini bırakmak zorunda kalacağı, FETÖ iddiaları yüzünden bırakmak zorunda kalacağı biliniyor. Tevfik Göksu da Kadir Topbaş'tan boşalacak yere oynuyor, bunu AKP'nin tüm kulislerinden biliyoruz. Tevfik Göksu, şimdi acaba bir atak yapar da bir an önce Kadir Topbaş'ın yerine oturabilir miyim diye Anayasa'yı ayaklar altına alarak "hayır" pankartlarının sökülmesine ilişkin talimat veriyor ve Cumhuriyet Halk Partisinin aracını bölgeye aldırmıyor. Fatih Belediye Başkanı, 17-25 Aralıktan kendisini tanıyoruz, şimdi büyük bir telaşla Cumhuriyet Halk Partisinin aracının propaganda yapmasına izin vermiyor. Arkadaşlar, orası Hollanda mı, Almanya mı anlayamadık. Hollanda'nın bakanı mısın, Hollanda'nın bir ilinin belediye başkanı mısın Mustafa Demir, Tevfik Göksu; neyi hedefliyorsunuz? Kavga çıkararak, olay yaratarak "evet" oylarını yükseltebileceğinize inanıyorsanız bunda yanılıyorsunuz.

Dün Diyarbakır'daydım. Diyarbakır'da nasıl bir havanın olduğunu ve insanların iktidara nasıl baktığını, bu suni kavgaların, çatışma yaratma hesaplarının hiç de tutmadığını bir kez daha orada da görmüş olduk.

İktidar bir yandan Anayasa değişikliğinde toplumu ikna etmeye çalışırken, "Cumhuriyetle bir problemimiz yok." derken Esenyurt'un Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu "Cumhuriyet darbedir. 650 yıllık çınar darbeyle yıkılmıştır." diyor. Başbakan Binali Yıldırım "Cumhuriyetle hiçbir sorunumuz yok." derken acaba partisinin görüşlerini mi temsil ediyor yoksa bireysel düşüncesini mi söylüyor? Bence bu, Binali Yıldırım'ın bireysel düşüncesi; eğer öyle olmasaydı, Esenyurt'un AKP'li Belediye Başkanı cumhuriyete arsızca, ahlaksızca, aşağılıkça saldırdığında iktidar partisi sıralarından en azından tek bir eleştiri ya da bir karşı koyuş çıkardı. Eğer bu cumhuriyet darbeyle kurulduysa senin partin o zaman darbeyle kurulmuş bir cumhuriyetin mi iktidarı? O zaman sen de darbecisin. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına bu şekilde ahlaksızca ve aşağılıkça saldırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur, haddi de yoktur. Herkes bu sözlerinden dolayı bir gün hukuk önünde hesap vermek zorunda kalır.

Bugün yargıyı istediğiniz gibi elinize aldığınız, savcılara, hâkimlere zorla talimatlar verdirterek soruşturmalar açtırdığınız ortada. Hiçbir savcının o belediye başkanına bugün soruşturma açamayacağını biliyoruz ama bu devranın hep böyle gitmeyeceğinin de farkındayız. Unutulmasın ki bu cumhuriyete saldıranlar, Atatürk'e ve silah arkadaşlarına kin kusanlar bir gün bu sözlerinin hesabını yargı önünde, bağımsız yargı önünde mutlaka ve mutlaka verecektir.

Düşünceyi ifade özgürlüğünden bugünlerde çok söz ediyor AKP temsilcileri. Bundan tabii memnunuz. Demokrasiyi, düşünce, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü hatırlamalarından memnunuz ama Hollanda'ya, Almanya'ya kızarken öyle uzaklara bakmanıza gerek yok, demokrasiyi hatırlamanız için Hollanda'nın size yaptırım uygulamasına gerek yok. Dönün bir Silivri'ye bakın, Silivri'ye. Silivri Cezaevinde gazeteciler hâlâ mektup yazamıyor, haksız ve hukuksuzca tutukladığınız, talimatla tutuklattığınız Cumhuriyet gazetesi yazarları ve onlarla aynı hücreleri paylaşan gazeteciler en temel haklarından yoksun bırakılıyor. Bu yüzden söylediğiniz hiçbir şeyde inandırıcı değilsiniz, bu yüzden demokrasi siciliniz kapkaranlık, karneniz de kırıklarla dolu.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yarkadaş.