Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:73
Tarih:22/02/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) - Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; Türkiye'nin kalbinde, siyasetin, yönetimin, idarenin merkezinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasetçilerin terörle iltisaklarını konuşuyoruz, siyasetçilerin terör sebebiyle tutuklanmalarını, gözaltına alınmalarını konuşuyoruz; çok tatsız, tuzsuz bir konu. Siyaset bir yönetim şeklidir, hatta bir hayat tarzıdır, ülkelerin, milletlerin nefes alma şeklidir diyebiliriz. Büyük milletler siyasetle, siyasetçileri vasıtasıyla nefes alırlar, hayatlarını tarzısiyasetleriyle devam ettirirler. Bu, siyasetin varlığına kastedecek bir usulle siyasetin ve siyasetçinin iş birliği çok üzücü.

Kıymetli arkadaşlar, Türkiye, bir rüyadan arta kalan son sığınağımız; Milletimizin tarih boyunca gerçekleştirdiği bütün gayretinin, yüz yıllık cehdinin, emeğinin, ortaya koyduğu düşün son kalesi, İslam'ın son kalesi, insanlığın son kalesi, Türklüğün son kalesi, bayrağının altına sığınan herkesin, Kürt'ün, Arap'ın, vesairenin son kalesi. Şu anda bulunduğumuz coğrafyada, Türkiye'nin çevresindeki bütün ülkelerde başı sıkışan bize müracaat edebilir, bize sığınabilir; bizim başımıza bir şey gelse gideceğimiz hiçbir yer yok, burası bizim için son çıkış. Buraya nasıl geldik? Ocağımızı su bastı. Biliyorsunuz, biz dünyanın en büyük devletlerinden birini kurduk. İnsanlık idealinin, bütün dinlerin, kültürlerin, felsefelerin gerçekleştirmek için ideal edindiği yönetim tarzını, insan tipini hayata geçiren bir devlet kurduk ve bunu az buz değil altı yüz yıl yaşattık.

19'uncu yüzyılın başında, 1804 Sırp isyanından beri, kendimizi savunmanın mazeretini aramak durumundayız bütün dünyaya karşı, Avrupa'ya karşı, Asya'ya karşı, kuzeyimize, güneyimize karşı. Sırp isyanından beri, burada kurduğumuz hâkimiyetin temeline saldıran yani 1789 Fransız İhtilali'yle ortaya çıkan ırkçılık mikrobunun devletimize, hâkimiyetimize, buradaki hükümranlığımıza, o insanlığın son adasına saldırısına karşı, bizim varlığımıza yönelmiş "ırkçılık" adı altındaki bu soruna karşı aldığımız tedbirleri savunmak ve mazur göstermek zaruretiyle karşı karşıyayız.

Bugün, Türkiye, bir var olma yok olma mücadelesi veriyor, bir beka problemiyle karşı karşıya. Türkiye'nin sorunu yalnızca ve sadece bir terör sorunu değil; Türkiye, bir var olma yok olma sorunu, hayati bir sorun yaşıyor. Milletlerarası güçlerin o meşum Şark meselesinin, 17'nci, 18'inci yüzyıldan beri devam eden, hatta Haçlı Seferlerinden beri devam eden Şark meselesinin devamını yaşıyoruz. Şu anda ülkemizde "terör" dediğimiz şey, süper güçlerin kanlı dansından başka bir şey değil, bunu çok iyi biliyoruz. Terör bir siyaset etme aracı değil ki arkadaşlar, terör bir siyasi usul değil. Terör bütün dünyanın korktuğu, şu anda bütün demokrasilerin tir tir titrediği kanlı şiddet usulü. İnsanlığın özüne, varlığına yönelmiş, insanların bir arada yaşama felsefesine yönelmiş, insanlığın bulduğu bir arada yaşama, bütün oluşumlara yönelmiş kör, inatçı, bilinçsiz, insan hayatına kasteden bir kanlı vahşet usulü.

Avrupa devletleri geçtiğimiz yıllarda, hatta son zamanlarda, bu terörle karşı karşıya kaldıklarında şuursuzca, telaşla ve panik içinde hiçbir usulü dinlemeden, demokrasiyi askıya alarak çok kanlı tedbirler alabiliyorlar. Ama onu evinden dışarı çıkarıp, terörü evinden dışarı çıkarıp bizim evimizde oynanan uluslararası bir oyun hâline getirdikleri zaman, terör onlar için bir ölüm kalım meselesi olmaktan çıkıp oradan faydalanılacak, istifade edilecek bir "opportunity", bir fırsat hâline geliyor.

PKK terörü, kıymetli arkadaşlar, bir Kürt sorunu değildir. PKK terörü, ülkemize yöneltilen ve maalesef bizim kendi çocuklarımızı, Kürt çocuklarımızı kullanan uluslararası kanlı bir tehdittir. PKK terörüne karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında siyaset yapanların açıkça tavır alamaması milletimizi yaralıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında Türk devletinin bir parçası gibi siyaset yapan bir birimin veya siyasetçilerin PKK terörü karşısında sessiz kalması siyasetin, hatta Kürt sorununun anlamını kaybettiriyor. Eğer Türkiye'de Kürtlerin çözülecek meseleleri varsa PKK terörü bunu imkânsız hâle getiriyor, Kürtler ile Türklerin arasındaki iletişimi koparıyor. Burada bizim her gün yüz yüze geldiğimiz, selamlaştığımız, merhabalaştığımız arkadaşlarımızın PKK terörüne sessiz kalması, PKK'nın açtığı yaraları bizim için aynı zamanda bir kalp yarası hâline getiriyor. Devletimizin terörle mücadelesi meşrudur arkadaşlar. Her devlet kendi varlığına yöneltilen, toprak bütünlüğüne, üniter yapısına yöneltilen bir talebe çok şiddetli karşılık verir. Terör, Türkiye'de siyaseti ve bilhassa HDP siyasetini anlamsızlaştırıyor; bunu görmemiz lazım, bunu arkadaşlarımızın görmesi lazım. Çocuklarımızı teröre kurban verirken meselenin özünü kaybedip teferruatla ilgilenmek, bu işin usulüyle ilgilenmeyip "Asıl bu işin maksadı...", "Bu, nereden kalıyor, nereye geliyor, nereye gidecek?", "Bunun nereden başladığı...", "Bu kadar desteği nasıl buluyor?" ve "Nihayete erdiğinde nasıl bir netice ortaya çıkacak, nasıl bir dünya ortaya çıkacak?" sorularını geriye bırakıp küçük küçük olaylarla, lokal olaylarla ilgilenmek... Elbette onlar da insanlık açısından çok önemlidir ve Türk devletinin varsa suistimali onlar da çok önemlidir, üzerine gidilmelidir. PKK terörüyle veya herhangi bir terörle, DEAŞ'la, IŞİD'le, FETÖ'yle mücadele edilirken hukuka bağlı kalmak devlet olmanın vasfıdır ancak terörün amacını es geçerek sadece bunlarla ilgilenmek sanki terörün amacıyla ortaklaşmak gibi... Ben kesinlikle böyle bir şeyin olduğunu düşünmüyorum ama bu siyasetin meşruiyetinin yeniden tesisi için teröre karşı ortak, kesin, açık, net bir dille tavrımızı ortaya koymalıyız. Aksi hâlde, milletimizin, kamuoyunun talebiyle geçtiğimiz aylarda siyasetten teröre destek veren, terörle iş birliği olduğu düşünülen, kamuoyunda öyle bir zehaba yol açan insanların yargılanması isteği bir kamuoyu talebi olarak geldi; biliyorsunuz, burada muhalefet partilerinin de desteğiyle, milletvekili arkadaşlarımızdan varsa terörle ilgisi olanların yargılanması yolu açıldı. Bu, bir devletin kendini koruma tabiiliği içerisinde cereyan eden bir şeydi.

Burada, yine, hepimize düşen şey: Bizim devlet olarak varlığımızın, -Bir arada, birlikte kederde, kıvançta, diyoruz ya- birlikte yaşamamızın garantisi, geleceği, istikbali konusunda idarenin esasları, demokrasinin, temel insan haklarının esasları üzerinde mutabık kaldığımız gibi terörün kötülüğü üzerinde de mutabık kalıp, bunu, önce birbirimize, sonra ülkemize, sonra bütün dünyaya ilan etmeliyiz.

Hepinize hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydoğdu.