Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Norveç Krallığı Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:71
Tarih:16/02/2017


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Norveç Krallığı Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası anlaşmaların onayına ilişkin kanun teklifiyle ilgili olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, değerli milletvekilleri, Manisa'daki bir olayla ilgili sizi bilgilendirmek isterim. Adalet Bakanlığına, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ve Meclis İnsan Hakları Komisyonuna bir mektup yazdım, mektubun konusu şu değerli milletvekilleri: 14 aydır tutuklu bulunan 73 insanın yargı önüne çıkartılmaması meselesi. Bu 73 insanın ailesini, etrafını, işini düşündüğünüzde orada özel yetkili mahkemenin savcısı bu süreci uzatmak için on dört aydır elinden geleni yapıyor ve bu insanları yargı önüne çıkarmıyor. Gerçekten, orada toplumsal barışa da zarar veriyor. Bu konuyu ilgilerinize sunuyorum. Söz konusu memur hakkında, savcı hakkında gereğinin de yapılmasını istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz insanlarının tamamına yakını bu ülkedeki insan hakları ve demokrasi konusunda bir kanıya varmışlar, bir ortak görüş oluşturmuşlar. Yani bu ülkenin temel sorunu nedir, hangi sorunlar ülkemizin esas sorunudur, bunları nasıl çözeriz diye toplumsal bir uzlaşma da var, bu konuda da tespitler var. Bu ülkenin bir Kürt sorununun olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok artık. Bu sorunun barışçıl, demokratik bir yolla çözülebileceği konusunda da aslında tam bir fikir birliği vardır. Herkes, bu ülkede yaşayan tüm insanlarımız bu sorunun barışçıl, demokratik bir zeminde çözülmesini istiyor.

Aleviler ve diğer inanç gruplarının inanç ve öğretilerinin özgürleşmesi ve hukuk düzlemine oturtulması konusunda hemen hemen yine hemfikirlik var. Bu sorunların çözümü bence artık kolay olmalıdır. Çünkü toplum eğer bu sorunları tespit etmişse, bu sorunlar insan hakları ve demokrasi anlamında ülkenin önünü açacaksa, insan hakları ve demokrasi anlamında ileriye gideceksek, bu konuda da bir görüş oluşmuşsa bu konuların çözümünün kolay olması gerekir diye düşünüyorum. Sorun tespit edilmiş, çözüm yolu yöntemi konusunda toplumsal bir mutabakat söz konusudur. Bu sorunları çözmezsek halklarımız, inançlarımız birbirinden uzaklaşacak, tarihsel süreçlerdeki kazanımlar maalesef boşa çıkacaktır. Nitekim, Türkiye'de 2015 Temmuzunda şiddet politikalarına yeniden dönülmesiyle birlikte, çözüm sürecinin yol açmış olduğu insan hakları açısından toplumsal barış ve uzlaşmanın yerini, maalesef, kaos ve ağır hak ihlalleri tekrar sürece hâkim olmuştur.

Değerli milletvekilleri, uluslararası dış politikadaki tutarsızlık, sürdürülen savaş politikalarının da etkisiyle ülkenin temel sorunları ağırlaşmış, siyasal otoriteleşme üst noktaya ulaşmış, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ortadan kalkmış, siyasal gücün tek elde toplandığı fiilî bir başkanlık sistemi maalesef ülkemizde yaşanmaya başlanmıştır.

Tüm bunların yanında, darbe girişiminden sonra devreye sokulan OHAL ve uygulamaları, çıkarılan kanun hükmünde kararnameler sonucu her boyutta yaşanan yeni hak ihlalleri artık kabul edilemez bir düzeye ulaşmıştır ve bu konu aslında toplumsal barışı da artık tehdit etmektedir.

Kanun hükmünde kararnamelerle işinden atılan, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmayan, sosyal haklarına ve malına mülküne el konulan, keyfî gerekçelerle gözaltına alınan, işkence gören, sonu belirsiz sürelerce tutuklu kalan, her türlü hukuki koruma ve savunma haklarından yoksun bırakılan, ne Anayasa yargısından ne de idari yargıdan cevap alamayan yüz binlerce bir toplum kesimini yaratmış durumdayız. Bu süreçte elbette ki partimiz için de gereken şey yapılmış, bu süreçte partimiz resmen bir kuşatmayla karşı karşıya kalmıştır; siyasi çalışmaları askıya alınmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, partimiz bileşenlerine ve demokratik bölge partilerine yönelik operasyonlarda son iki günde tam 519 kişi gözaltına alınmıştır. Bu durumu, aslında yeni bir devlet düzenini öngören Anayasa değişikliğinin referandumunda "hayır" demeyi engelleme çalışması olarak görüyoruz yani bu "hayır" çalışmasını engellemek için ortaya konan gözaltılar ve tutuklamalar maalesef "hayır"ı engellemek için ortaya konmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakanın "hayır" oyu kullanacaklarını açıklayan partimiz ve demokrasi güçleri için yaptıkları "terörist" suçlamasının -tırnak içinde söylüyorum- içinde bulundukları ruhsal duruma işaret ettiğini de burada ifade etmek istiyorum. Bu ruh hâli bozuk bir ruh hâlidir, aslında bundan hızlıca çıkmak gerekiyor. Halkımızı ötekileştirerek, hedef göstererek bir yere gidilemeyeceğinin farkında olmayanlara halkımız 16 Nisanda gerekli cevabı verecektir.

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'la birlikte 9 milletvekili tutuklanmış, 81 belediye eş başkanı da şu anda tutuklu durumdadır.

Değerli milletvekilleri, siyaset üretimi engellenmiş, demokratik siyaset alanları yok edilmiş bir parti olarak, bu baskı ve şiddet atmosferini bertaraf ederek 16 Nisan referandumunda gerekli dersi vereceğiz. Partimizin demokratik siyaset üretiminde, demokratik mücadele alanında ne kadar yetenekli olduğunu herkes bilir ve o süreçleri siyasiler olarak sizin de bilmenizde yarar var.

Basın-yayın üzerindeki tarihimizin hiçbir kesitinde yer almayan baskılar nedeniyle halkın büyük çoğunluğunun sorunlarıyla ilgilenen gazeteler, TV'ler, dergiler kapatılmış, yayınlarına son verilmiştir. Cumhuriyet gazetesi üzerindeki tutuklamalar ve dava baskısıyla büyük bir baskı oluşturulmuştur, hâlen Cumhuriyet gazetesinden yazarların tutukluluğu devam etmektedir. Yine, Türkiye demokrasi ve insan hakları sorununa duyarlı, ortak vatanı, birlikte yaşamı savunan, Kürtçe yayın yapan, Alevi inancı ve öğretisi konusunda yayın yapan çok sayıda TV kapatılmıştır. Türkiye'de işçi ve emekçilerin sorunlarına yer veren ve doğrudan doğruya iş yerlerinden haberler veren, sol çizgide yayın yapan TV'ler maalesef yine kapatıldı.

Ülkemizde, 2016 yılında düşünce ve ifade özgürlüğü alanında çok ciddi ihlaller olmuş, özellikle siyasal iktidarın basın üzerindeki baskı ve kontrolü kaygı verici bir boyuta ulaşmıştır. OHAL ilanıyla çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle neredeyse ifade özgürlüğü iktidarın iki dudağı arasına sıkışmış durumdadır. Bu yıl içinde gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu, buna benzer birçok sayıda kişiye davalar açılmış, tutuklamalar olmuş, dergi ve kitaplar toplatılmış, gazeteler kapatılmış, muhalif gazete binalarına ve gazetecilere fiilî saldırılar gerçekleşmiştir.

Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri 2016 yılında da karşılığını bulamamıştır. AİHM'in zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesiyle ilgili kararlarının gereği yerine getirilmemiştir.

Türkiye, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından bir bütün olarak olağanüstü yönetim usullerinin yürürlüğe girdiği bir dönemi yaşamaktadır. Darbeler ve darbe teşebbüsleri, geçmişle yüzleşememenin, hesaplaşamamanın ve dolayısıyla sistemin demokratikleşememesinin bir sonucudur.

Değerli milletvekilleri, tekçi, egemen ulus ve egemen inanç sistemi terk edilmediği sürece sorunlar ağırlaşarak devam edecektir, durumun faturası ise maalesef yine emekçi halkımıza kesilecektir.

Kanun hükmünde kararnameler ve uygulamalardaki keyfîlik, işkence ve kötü muamelenin yanında, hukukun tamamen dışına çıkan uygulamalar derhâl terk edilmelidir. 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle akademisyenlerin görevlerinden el çektirilmesi artık bu işin nereye kadar savrulacağına önemli bir işarettir.

Darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye'de ilan edilen OHAL ve OHAL'in gerekçesi darbe teşebbüsüyle mücadele iken, çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle toplumsal muhalefet üzerinde ağır baskı kurulmuştur. Söz gelimi, 12 Eylül askerî darbe döneminde aralarında akademisyenler ve öğretmenlerin bulunduğu 8.500 kamu görevlisi sıkıyönetim komutanlarının emriyle ihraç edilmiştir. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle 100 binden fazla kamu görevlisi açığa alınmış, 80 bine yakın kamu görevlisi ihraç edilmiştir.

OHAL uygulamalarının Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 4'üncü maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 15'inci maddesi ve Anayasa'nın 15'inci maddesindeki sınırlamalar arasında kalması ve yükümlülükleri bu sınırlamalarla azaltması gerekirken, OHAL uygulamaları gözaltı süresi, yaşam hakkı ve işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, seyahat özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğü, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağı konularında insan hakları hukukuna aykırı, sorunlu düzenlemeler de içermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Doğan.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Sağ olun Başkan.

OHAL ilanıyla çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle 19 sendikanın kapatılması, 1.600 civarında dernek ve vakfın kapatılması örgütlenme özgürlüğünün çok ciddi olarak siyasal iktidarın baskısı altında olduğunu göstermektedir.

OHAL kararnameleriyle insan hakları örgütlerinden bazıları hedef alınmış ve temelli de kapatılmışlardır. Bunlar arasında çok yakından çalışmalarını bildiğimiz örneğin ÇHD, ÖHD, MHD, Gündem Çocuk, İHAD, Sarmaşık Derneği, VAKAD, Kürt-Der, Rojava Derneği gibi dernekler bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin ön şartı ifade özgürlüğüdür. Şu anda Türkiye'de ifade özgürlüğü askıya alınmış, yargı baskı altındadır. Dolayısıyla, Türkiye'de asgari standartlarda dahi demokrasiden söz edilemez. OHAL ve KHK rejimi, bir karşı darbe rejimidir, bundan derhâl vazgeçilmelidir. Devam eden hak ihlalleri durdurulmalı, sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmeli, cezasızlık derhâl terk edilmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Doğan.