Konu:Serbest Bölgeler Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:68
Tarih:09/02/2017


Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere ülkemiz siyasal sisteme, rejim değişikliğine neden olabilecek şekilde bir düzenlemeyle Anayasa referandumu sürecine girmiştir ancak mevcut Anayasa'nın 58 maddesini değiştiren ve 21 maddesini de yürürlükten kaldıran Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi yasama şekli, usulü, tekniği ve içeriği açısından önemli eleştirilere maruz kalmasına rağmen, birçok temel sorun ve yanlışı barındırarak Meclisten geçti.

Toplumun kapsamı hakkında sağlıklı bir bilgi dahi edinemediği, demokratik ortamlarda özgürce tartışılmadan, barolar, anayasa hukukçuları, üniversiteler, özerk meslek kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve halktan hiçbir görüş alınmaksınız hazırlanan kanun teklifi hızla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunuldu ve hızlıca da kabul edildi.

Kanun teklifinin oylanmasında Meclis İçtüzüğü'nün bir gereği olan gizli oy esası ihlal edildi bildiğiniz gibi. Kanun teklifi, yalnızca bir siyasi partinin iktidar partisi milletvekillerinin teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve yalnızca iki parti mensubu milletvekillerinin parti yönetimlerinin denetimine tabi açık oylarıyla kabul edilmiştir.

Anayasa değişikliği üzerine olan kanun teklifi, anayasa hukukunun en temel özelliği olan iktidarların yetkilerinin sınırlandırılması gerekliliğinden de maalesef yoksundur. Sistem ve rejim değişimini içeren, anayasaların yapımının organı olan ve siyasal, toplumsal değişim, dönüşümlerin kuruluş süreçlerini ifade ve temsil eden kurucu bir meclisten de yoksundur.

Söz konusu kanun teklifi, 15 Temmuzda darbe girişimi üzerine ilan edilen ancak demokratik, toplumsal muhalefet üzerinde baskı ve sindirme politikalarını uygulama aracına dönüşen OHAL ve OHAL kanun hükmündeki kararnameleri sürecinde referanduma sunulacaktır. OHAL süreci devam ederken iktidar olanaklarının Cumhurbaşkanı, Hükûmet ve iktidar partisi tarafından sonuna kadar kullanılacağı bir halk oylaması hiçbir şekilde demokratik koşullarda yapılmış bir oylama hüviyeti kazanamayacaktır.

Biliyorsunuz, iki gün önce 686 numaralı Kanun Hükmünde Kararname yayınlandı. Kanun hükmünde kararnameyle yükseköğretim kurumlarından 330 akademisyen ihraç edildi, yüzlerce eğitim emekçisi, çalışan ihraç edildi. Binlerce kamu emekçisi, eğitim emekçisi bu şekilde işlerinden uzaklaştırılırken demokratik bir süreçten bahsedebilir misiniz? Bu işin nereye gideceği konusunda hiçbir kimsenin bilgisi yok. Özellikle AK PARTİ milletvekillerinin acaba geniş bir bilgisi var mı, bu iş nereye kadar gidecek? Ülke ve toplum barışını ciddi şekilde tehdit eden bu uygulamalar elbette ki kabul edilemez ve boyutu da artık hiçbir şekilde tartışılmayacak bir düzeye çıkmıştır. Kendinden olmayan herkesi düşman ilan etmek, aslında bu ülkenin birikimine, değerlerine ihanet etmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Siz akademisyenleri, siz akademiyi, siz bilimi katlederseniz, bu ülkenin gelişmesine, geleceğine ilişkin hiçbir düşünceniz olmaz ve bu ülkenin geleceğini de katletmiş olacaksınız.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olmasına olanak tanıyan, dolayısıyla partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen isimlerin milletvekili olabildiği, Cumhurbaşkanına Meclis feshetme, bütçe hazırlama, kararname çıkartma ve HSYK ve AYM üyelerinin tamamına yakınını, büyükelçileri, tüm üst düzey kamu yöneticilerini atama, millî güvenlik politikalarını belirleme yetkisi tanıyan "Türk tipi başkanlık sistemi" olarak kamuoyuna sunulan Anayasa değişiklik teklifi, özü itibarıyla tek adam diktasına giden bir yoldur ve başka bir şey de değildir.

Türkiye'de yaşayan halklar, inançlar başkanlık sistemi üzerinde yapılan bu Anayasa değişikliklerine elbette ki "Hayır." diyecektir. Emekçi Türkiye halkı, yoksullar, ezilenler, ötekileştirilenler, ortak vatanımızda yaşayan tüm insanlarımız Meclis hükûmeti niteliğini, parlamenter demokrasiyi, yasama, yargı, yürütme kuvvetleri arasındaki dengeyi, fren ve denetleme mekanizmalarını, Meclisin yasamaya dair tek ve en üst yetkili organ olma özelliğini, bağımsız yargının varlık koşullarını, kamu kurumlarının kamu yararı ve liyakat temelinde işlevlenmesini, kamusal, toplumsal yarar doğrultusunda hizmet ve denetim sunan özerk meslek kuruluşlarının kamusal işlevlerini ortadan kaldıracak olan bu Anayasa değişikliğine elbette ki "hayır" diyecek.

Partili Cumhurbaşkanının yasama, yürütme, yargı, devlet, siyaset, toplum ve iktisadi yaşamın bütünü üzerinde totaliter ve âdeta mutlakiyetçi, otokratik bir hâkimiyet kurmasını amaçlayan Anayasa değişikliğine partimiz "Hayır." diyecektir. Ülkemizin ve halkımızın geleceğini, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, toplumsal yaşamın bütününü kapsayan toplumsal mücadele alanlarındaki kazanımlarımızı korumak için Anayasa değişikliğine "Hayır." diyeceğiz.

Ülkemizde kalıcı bir barışın, halklarımız arasındaki kadim bağların yeniden güçlendirilmesini, tahkim edilmesini, ortak vatanımızda demokratik cumhuriyeti inşa etmek için bütün olumsuzluklara rağmen, yaşanan bütün haksızlıklara, hukuksuzluklara ve uygulamalara rağmen başarabileceğimize inanıyoruz. Bu yoldan geri döneceğiniz konusunda da bir umudumuz kalmadı ancak halklarımızın, inançlarımızın mücadele azmi ve geleceğe ilişkin projeleri bizi umutlandırıyor.

Değerli milletvekilleri, bakın, on beş yıllık AK PARTİ Hükûmeti döneminde toplumun bir kesimine, toplumun sorunu olan kesimlerine ilişkin Hükûmet programlarında temel hususlar yer almasına rağmen -hiçbir düzenleme, ne anayasal anlamda ne diğer hukuk düzlemleri anlamında- hiçbir sorun çözülemedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Alevilik üzerine verdiği kararların hiçbirisini Hükûmet dikkate almadı. Kendi iç hukukumuzda çözemediğimiz sorunları elbette ki uluslararası hukuk düzeyine Aleviler taşıyacaktı. Taşıdığı bu sorunları, uluslararası hukukta, uluslararası mahkemelerde bir kazanım olarak da Aleviler bunu böyle görmüyor ama sorunlarımızı çözmek zorundayız.

Bizim inancımız ve öğretimiz var. İnancımızın ve öğretimizin en az beş bin yıllık bir geçmişi var. Biz zahir ile bâtının buluştuğu noktayı kendimize manyetik kuzey olarak belirlemişiz. Nasıl ki biz Aleviler farklı inançlara saygı duyuyorsak diğer inançlar da Alevilere saygı duyacak. Bu saygıyı karşılıklı olarak barış içerisinde, kardeşçe bir arada yaşamanın koşulu olarak görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül Anayasası'yla birlikte getirilen bir de zorunlu din dersleri meselesi var. Yine bu konu Aleviler tarafından uluslararası mahkemeye taşındı ve uluslararası mahkemeler, AİHM dedi ki: "Bunu zorunlu hâle getiremezsiniz." Ben şahsen, partim olarak, kendim bir birey olarak, bir milletvekili olarak da din dersi almak isteyen insanlar din dersini alsınlar, ihtiyaç duyuyorlarsa bu konuda devlet yardımını yapmalı ama zorunlu din derslerine insanları tabi tutarsanız, Alevileri zorunlu din derslerine tabi tutarsanız, Müslüman olmayan inançların çocuklarını bu dine, bu dinin öğrenilmesine zorunlu tutarsanız bu iş demokratik olmaktan çıkar ve bir baskı aracına dönüşür, bir asimilasyon politikasına dönüşür.

Gelin burada vekiller olarak -Parlamento, Türk siyasi hayatında çok önemli tecrübelere sahip bir parlamento- birlikte yaşamanın koşullarını birlikte oluşturalım. Bu vatan tek, ortak bir vatan bu vatan, birlikte ürettik. Cumhuriyet değerler topluluğudur, bu değerler topluluğunda herkesin emeği var, herkesin ortaya koyduğu bir güç var. Eğer biz bu cumhuriyetin yaşamasını istiyorsak bu cumhuriyet demokratikleşmek zorundadır. Demokratik bir cumhuriyet olduğunda zorunlu din dersleri de olmayacak, bir asimilasyon kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı da olmayacak. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili de ciddi sorun var. Diyanet İşleri Başkanlığının ortaya koyduğu din anlayışı Sünni yurttaşlarımız tarafından da kabul edilmiyor, diyorlar ki: "Bunların yarattığı dini biz de anlamıyoruz." Bırakın insanlar inançlarını özgür şekilde yaşasınlar. İşte, bizim özgürlükçü laiklik üzerinde durmamızın bir nedeni de budur. İnançlar özgür olmalı.

Bakın, arkadaşlar, cumhuriyetin kurucu önderleri, kurucuları Diyanet İşleri Başkanlığını kurarken aslında bu amaç için kurmamışlardı. Özellikle bu inancın, bu öğretilerin, bu dinlerin hep birlikte yaşayabileceği, sadece bir organizasyon şeklinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayınız.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Diyanet İşleri Başkanlığının sadece bir koordinatörlük görevi yapması gerektiği hususunu da 1924 yılında çıkarılan kanunun gerekçelerinde görebilirsiniz ama bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef bir asimilasyon kurumuna dönüştü. Bir asimilasyon kurumunu da elbette ki Aleviler ve diğer inanç grupları kabul etmeyecektir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)