Konu:Serbest Bölgeler Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:67
Tarih:08/02/2017


Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün yayımlanan son kanun hükmünde kararnameyle maalesef, Türkiye akademisi, akademisyenleri ve bilimi katledilmiştir. Bunun yanında yine eğitim emekçileri işlerinden edilmiştir, aşlarından edilmiştir, öğrencilerinden uzaklaştırılmıştır. Gerçekten kabullenilebilecek bir süreç değil. Belki de Türkiye demokrasi tarihinde, Türkiye sürecinde bu kadar ağır bir süreci yaşadığımızı düşünmüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kararnameyle, Türkiye'de akademik düzeyde tiyatro eğitimi veren ilk kuruluş olan Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü fiilen kapatılmıştır. Muhsin Ertuğrul'dan Sevda Şener'e, Metin And'dan Nurhan Karadağ'a kadar uzanan bir mirası yok etmeye çalışmanız, içine düştüğünüz azciyetin bir göstergesidir. Aydınlarına, sanatçılarına, akademisyenlerine sahip çıkmayan milletler, karanlıkta kalmaya mahkûmdurlar. Sırf sizin gibi düşünmüyor diye, muhalif diye akademisyenleri ihraç etmek, bu ülkenin geleceğine, yarınına ihanet etmektir. Bu ülkede bu kadar mı nefret ediyorsunuz? Adım adım karanlığa sürüklüyorsunuz bizi. Buna gözünü, kulağını kapatan herkes bu durumdan bizzat tarih önünde sorumlu olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın başlıklarına baktığımızda gördüğümüz şey, acele kamulaştırma, Ekonomi Bakanlığına verilen yeni yetkiler, serbest bölgelerin kurulması, işletmecilere verilen ayrıcalıklar ve rant odaklı politikalar. Acele kamulaştırmanın üzerinde özellikle durmak istiyorum değerli milletvekilleri. Kamu yararının olduğu bazı acil durumlarda gecikmeye fırsat vermeksizin bilirkişi raporu düzenlenerek diğer işlemlerin kamulaştırma işlemlerinden sonra yapıldığı bu kamulaştırma işine "acele kamulaştırma" dediğimizi biliyorsunuz.

Peki, Hükûmetin bugüne kadar yaptığı hangi acele kamulaştırmada kamu yararı gözetilmiştir? Daha önce özellikle HES uygulamalarında sıkça başvurulan bu yetki başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel insan haklarını yok sayan bir boyuta ulaşmıştır. Nerede bir doğa talanı, nerede bir ekolojik tahribat varsa orada acele kamulaştırmanın olduğunu maalesef görüyoruz. Devletin tasarrufu altında bulunan kıyıların, tarım arazilerinin, meraların bu maddeyle serbest bölgelerin kapsamı içerisine alınması akıllara doğrudan, geçmiş dönemlerde yaşanan rant projelerini getirmektedir. Şimdi, bu kanunla yeni yıkımların, yeni talanların olmayacağının garantisini kim verebilir?

2'nci maddeyle serbest bölgelerde faaliyet gösteren yatırımcılara sağlanacak vergi ve teşvik avantajlarından işleticilerin de yararlandırılmaya çalışılması bu kaygıları derinleştirmektedir. Yatırımcıların lehine olan bu düzenlemeye işleticilerin de eklenmesi kanunun amacına uygun mudur? Burada nasıl bir kamu yararı gözetilmektedir? İşletmeciye yönelik haksız kazancın önünü açan bu uygulamada nasıl bir kamu yararı vardır? Bunu hiç düşündünüz mü değerli milletvekilleri? Bu konuda tatmin edici bir cevap bekliyoruz.

Serbest bölgenin neresi olacağı belirlenmeden, ne tür üretim ve ticari faaliyetlerin yapılacağı açıklanmadan vergi muafiyetlerinin sağlanması, imtiyazlar verilmesi ve ayrıcalıklı pozisyon sağlanması kanunun çıkarılış amacının sorgulanmasına neden olmaktadır. Tabii ki serbest bölgelerin oluşturulması doğrudan ekonomiyi etkileyecektir. Serbest bölgeler doğru planlandığında istihdamı artırabilir, ihracatı geliştirebilir ve pazarların genişlemesine neden olabilir, önemli bir döviz getirisi ve ekonomik canlanmaya da neden olabilir. Ama ülkenin giderek uçurumun kenarına itildiği, toplumun kutuplaştırıldığı, şiddetin artık kanıksandığı ülkemizde sadece bu tasarıyla ekonominin istenen düzeylere ulaşması da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, kişi başına ortalama gelirin gerileyip kişi başına ortalama borcun arttığı bir süreçte ilave borçlanmaların iktisadi refah artışı ve büyümeye değil günü kurtarmaya yönelik olduğunu da biliyoruz. Yaşananların içinden çıkılamaz borç döngüsü harekete geçtiğinde, -ki geçiyor- bu gelişim olduğunda -Türkiye 1970'lerde ve 1994 krizi öncesi deneyimlerinden biliyor- Türkiye de çok hızlı bir şekilde borç girdabına sürüklenmektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin ve bankalarının notlarını düşürmeye devam etmesi, Türkiye'yle ilgili makro ekonomik göstergeler konusunda olumsuz beklentiler, özellikle büyüme tahminlerindeki olumsuz gelişmeler Türkiye ekonomisinin hem içinde bulunduğu krizi gösteriyor hem de bu krizin aşılma sorununun en az kriz kadar ciddi boyutta olduğunu göstermektedir.

Bu durumun Türkiye'nin yeni kaynak bulma maliyetlerini, kaynak sorunu ve kaynakların kullanım koşullarını da etkilediğini tekrar belirterek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Doğan.