Konu:Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:67
Tarih:08/02/2017


Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) - Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşmeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Serbest bölgelerin kurulma amacının ihracatı artırmak, üretimi teşvik etmek olduğunu hepimiz pekâlâ biliyoruz. Peki, uygulamada gerçekten bunu yapabiliyor muyuz? Acaba üretim sevdalısı sanayicimize yani istihdam sağlayan, katma değer yaratan, ülkeye döviz kazandıran sanayicimize gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa her yapılan hesap hatasının, her bütçe açığının kapatılmasıyla ilgili dolaylı vergilerle onları cezalandırıyor muyuz? Sözüm ona "İhracatı artıralım, üretimi artıralım." diye dilimize doluyoruz, ancak kaçak elektrik bedelini, ağırlaşan vergi yükünü sanayicinin sırtına bindirmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz.

Sanayisi gelişmiş diğer ülkelerin tamamında sanayiciye sahip çıkılır. Biz onların üretim maliyetlerini ve genel giderlerini artırmamalıyız ki dış pazarda başarılı olabilsinler. Eğer malını dış pazara çıkaran sanayici girdi maliyetlerinden kaynaklanan ürünüyle rekabet edemez hâle gelirse ihracat yapamazsınız. Bunun çok yakın bir örneğini Sayın Sanayi Bakanının da bildiğinden çok eminim; bugün Burdur'da üretilen mermer, blok hâlinde Çinliler tarafından alınıyor, Çin'e götürülüyor, Çin'de işleniyor, daha sonra Avrupa Birliği ülkelerinde rakip olarak karşımıza 32 dolardan çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz sevgili arkadaşlar; mermeri ham madde, blok hâlinde alan Çinli buradan Çin'e taşıyor, o kadar nakliye parası veriyor, onu orada işliyor, sonra geliyor İtalya'da Türk mermerine rakip oluyor. "Bunun nedeni nedir?" diye acaba hiç araştırdınız mı? Yani Çinli kendi ülkesinden bu desteği alıp İtalya'da, Avrupa Birliği ülkelerinde bize posta koyarken, mal sattırmazken benim sanayicim niye orada çaresiz kalıyor? Unutmamalıyız ki üretmeyen, ürettiğini dış pazarlarda satamayan, devamlı tüketen toplumlar ekonomik olarak çökerler ve üretenlerin kölesi olurlar. Biz köle olmak istemiyoruz.

Diğer taraftan, yıllarca emek verilerek kazanılmış müşterilere, Avrupa Birliğiyle kırk yılı aşan ilişkilerle kurulmuş bir pazara yani yabancı müşterilerimize acaba nasıl davranıyoruz? Biraz geriye gidip bakalım. "Avrupa Birliği" dediğimiz ülkelere bugün Türkiye'nin ihracatı yüzde 50'ye yakın arkadaşlar ve Türkiye'de yapılan yabancı yatırımların da yaklaşık yüzde 70'i Avrupa Birliği ülkelerine ait. Peki, ne yapıyoruz? Avrupa Birliğiyle aslında yıllarca verilen emeğin sonunda karşılıklı güven ve ilişkilerle sağlanmış bir ticaret ortaklığımız var ama geçenlerde hiç olmasını istemediğimiz bir biçimde Avrupa Birliğine "Al oyunu başına çal, size ihtiyacımız yok." şeklinde ülkemizin birinci ağızdan yetkilileri ifade kullandılar. Yani Türkiye, aslında en iyi müşterisi olan Avrupa Birliğine bir anlamda bozuk attı, bir anlamda restleşti. Arkadaşlar, Allah aşkına, insan dükkânının en iyi müşterisine fırça atar mı, bozuk atar mı, kötü davranır mı? O zaman ürettiğiniz ürünü kime satacaksınız? Komşularla ilişkilerimizi devamlı bozarsak bizden kim mal alacak? Kim ülkemize gelip yatırım yapacak? Eğer yatırımcıya güven vermezseniz, eğer her olayda onlara tepeden bakar bir havada kendinizi onlardan koparırsanız yalnız kalırsınız, yalnızlaşırsınız ve dünyaya kendinizi kapatırsınız. Zorunlu olmak kaydıyla aldığınız yüksek teknoloji ürünleri ithal eder duruma gelir ama kendi ürettiğinizi pazarlayamaz ve satamazsınız. Ticaret erbabı, iş adamı, esnaf güler yüzlü olur, kabadayı olmaz; müşterisine kötü davranmaz. Bugün ülkemizde yaşanan krizin, yaşanan korku ve endişe yüklü ortamın temeli aslında küresel değildir; Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin durağan hâle getirilmesinden ve AKP'nin başkanlık inadından başka bir şey değildir. Ülkemizi terör ve güvenlik zafiyetiyle, askerî darbelerle karşı karşıya bırakan, diplomatik yalnızlığa düşülen bir dönemle birlikte yol aldığı, devleti el birliğiyle uçuruma sürüklediği örgütlere bugün "terörist" diyen siyasi iktidar, dış ticareti ve yatırımları azaltan, dövizi, ham madde maliyetlerini yükselten ekonomik istikrarsızlığın ve millî güvenlik krizinin ana aktörü olmuştur ne yazık ki. Siyasi iktidar, üreticinin, işçinin, esnafın, KOBİ'lerin, turizmcinin, sanayicinin, yatırımcının, serbest bölge işveren ve çalışanlarının temel yapısal reformları beklediği bir dönemde başkanlık inadı uğruna OHAL şartlarında ülkemizi adı konmamış, derin bir ekonomik krize sürüklemektedir.

Ayrıca, bazı tüketim mallarında geçici olarak ÖTV'yi azaltarak ya da kaldırarak referandum öncesinde âdeta seçim rüşveti gibi verdiğiniz yüzde 8'lik ÖTV indirimi bana göre bir kandırmacadır, halkımız da bunun farkında çünkü dövizin artışıyla alakalı daha iki ay öncesine kadar dolar ve euronun yüzde 20, yüzde 25 değer artışından zaten beyaz eşyanın da elektronik aletlerin de fiyatları otomatikman yüzde 25 arttı. Esnaf zaten kan ağlıyor, bunu satamıyor. Siz şimdi fiyatı yüzde 25 artan bir ürüne ÖTV'de yüzde 8 kolaylık sağlayarak piyasayı canlandıracağınızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Dövizi kontrol etmediğiniz sürece bunu başarmanız mümkün değildir. Aslında biraz da baktığımda "Acaba insanları bilerek mi yoksullaştırıyorsunuz?" diye kafama bir soru işareti takılıyor. İşin doğrusu bence bunu bilerek yapıyorsunuz. Önce insanları yoksullaştırıyorsunuz, sonra yapacağınız yardıma muhtaç hâle getiriyorsunuz, bu şekilde oylarına talip oluyorsunuz, "Bakın, size biz yardım ettik, verdik, şimdi bize oy verin." deyip oy avcılığı yapıyorsunuz sanki verdiğiniz yardımı ve zammı kendi cebinizden veriyormuş gibi. Kimin parasını kime veriyorsunuz? Dolaylı vergilerle vatandaşın cebinden hortumlananı yine vatandaşa, asıl sahibine veriyorsunuz. Verdiğiniz zaten adamın kendi parası. Bu yardım karşılığında oy beklemek haramdır bizim dinimizde, haram.

3 Şubat 2017'de bir kararname çıktı arkadaşlar. Kararname maddelerinden bir tanesinde yatlar, kotralar, tekneler ve lüks gezinti gemileri için KDV yüzde 18'den yüzde 1'e indirildi, ÖTV sıfırlandı. Evine ekmek götürmek isteyen esnaf hafif ticari araç alırsa araca 13 bin lira ÖTV ödüyor bu arada. Yani, zengin vatandaş alacağı yat için ÖTV'den muaf tutuldu, yata ÖTV yok, hafif ticari arabaya var. Ne güzel bir gelişme değil mi arkadaşlar, doğrusu halkımız da İzmir'de, İstanbul'da sıraya girmiş yat almayı bekliyorlardı. Şimdi, ÖTV düşünce, kapış kapış yat satılıyor Türkiye'de. Toplumun her kesimini ilgilendiren, halkımızın derdine deva olacak bir ilaç bulmuşlar âdeta. Hükûmeti bir kez daha tebrik ediyorum bu yaklaşımından ve davranışından dolayı.

Ya arkadaşlar, siz bizim aklımızla alay mı ediyorsunuz? Üreten ve emek veren kesimin çıkarlarını korumak sizin asli göreviniz değil mi? Hangi çiftçi kardeşimizin yatı var? Siz hiç traktörün arkasına yat bağlamış bir çiftçi gördünüz mü arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Traktörün arkasına yat bağlayan çiftçi olur mu?

Siz meydanlara çıkıp seçim arifesinde demediniz mi Sayın Başbakan, "Bu traktörün deposunun yarısını Hükûmet olarak biz dolduracağız." diye kasım seçimlerinde söylemediniz mi?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Gitti o Başbakan.

TACETTİN BAYIR (Devamla) - Peki, ne yaptınız? Şu anda traktörün deposu yerine yatların deposunu dolduruyorsunuz. Bunun neresi adalet, neresi adalet bunun? (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, sabahın köründe traktörüne binip giden bu insanlar elbette bunun hesabını önümüzdeki süreçte soracaklardır. Piyasaya çıkıp referandumla ilgili "'Hayır' diyenler şeytandır." diyorlar, "'Hayır' diyenler teröristtir." diyorlar, "'Hayır' diyenler cehenneme gidecek." diyorlar. Ben "Hayır" diyorum, terörist ya da şeytana benziyor muyum? Sadece aklımı kullanıyor ve "Hayır" diyorum, "Hayır" demeye de devam edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bayır.