Konu:KOCAELİ MİLLETVEKİLİ HURŞİT GÜNEŞ VE 113 MİLLETVEKİLİNİN, İZLEMEKTE OLDUĞU DIŞ POLİTİKANIN TEHLİKELİ VE GERÇEKLERDEN UZAK OLDUĞU, ULUSAL ÇIKARLARLA BAĞDAŞMADIĞI VE YASAMA ORGANI İLE HALKTAN GİZLENDİĞİ İDDİASIYLA DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGENİN ÖN GÖRÜŞMELERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:8
Tarih:12/10/2012


KOCAELİ MİLLETVEKİLİ HURŞİT GÜNEŞ VE 113 MİLLETVEKİLİNİN, İZLEMEKTE OLDUĞU DIŞ POLİTİKANIN TEHLİKELİ VE GERÇEKLERDEN UZAK OLDUĞU, ULUSAL ÇIKARLARLA BAĞDAŞMADIĞI VE YASAMA ORGANI İLE HALKTAN GİZLENDİĞİ İDDİASIYLA DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGENİN ÖN GÖRÜŞMELERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu'yla ilgili olarak, altı aydan daha kısa bir süre içinde partimiz ikinci defa bir gensoru önergesi vermek zorunda kalmıştır. Ben de altı aydan daha kısa bir süre içinde tekrar Sayın Dışişleri Bakanı hakkındaki bu gensoruda gensoru sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bundan üzüntü duyduğumu söylemem lazım.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Türk dış politikasını yöneten bakanlardan hiçbiri hakkında altı aydan daha az bir süre içerisinde iki gensoru önergesi yüce Meclise takdim edilmemişti. Bunu da burada görmüş olduk.

Türkiye'nin dış politikası çok sıkışık bir noktaya geldi. Türk dış politikası tam bir çıkmazın içine girdi ama Suriye'yle ilgili politikamız bu çıkmazı tamamen daralttı ve içinden çıkılmaz bir hâle getirdi.

Geçtiğimiz hafta burada Suriye'yle ilgili olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi için bir tezkere görüşmesi yapıldı ve bu tezkere görüşmesi kapalı oturumda icra edildi. Gizli şeyler söyleneceğini bekledik. NATO'nun dahli nedir bu işe, NATO üzerinde niye bu kadar ısrar ediyoruz? Bir planlamamız mı var, onu bir noktada devreye mi sokmak istiyoruz yoksa başka bir amacımız mı var? Bunlar bize anlatılacaktır diye düşündük, bunların hiçbirisi konuşulmadı. Gazete bilgilerini aşmayan birtakım bilgilerle o kapalı oturumu geçtik.

Şimdi, arkadaşlar, bu NATO konusu gerçekten ilginç bir konu. Biz Suriye'den çok daha üstün olduğumuzu her fırsatta söylüyoruz; caydırıcılık bakımından, Suriye karşısında bir harekâta girişecek olursak "Suriye'ye şu kadar saatte gireriz, bu kadar saatte gireriz." şeklinde milletvekili arkadaşlarımız televizyon ekranlarından zaman ölçümleri yapıyorlar, saat veriyorlar. Hakikaten kendi gücümüze Hükûmet inanıyor mu, inanmıyor mu, NATO'yu niye bu kadar istiyoruz?

NATO'ya çağrıda bulunduğumuz zaman onu bir tehdit karşısında istişareleri öngören 4'üncü maddeyle ilgili olarak çağırıyoruz ama saldırı karşısındaki 5'inci maddeyi NATO'yu çağırmak için kullanmıyoruz. NATO ve Birleşmiş Milletlerde Sayın Bakanın yaptığı görüşmelerden edindiğimiz izlenime göre, diğer Batılı müttefiklerimiz, diğer dostlarımız bu konuya fazla dâhil olmak istiyor gibi gözükmüyorlar, bize ciddi bir yeşil ışık yakmıyorlar, hatta elimizi tutmaya çalışıyorlar, "Yavaş olun." diyorlar. Görülen şey bu ama aslında gerçek bu mu acaba?

NATO Genel Sekreterinin geçtiğimiz günlerde bir açıklaması oldu. NATO Genel Sekreteri o açıklamada dedi ki: "Türkiye'yi desteklemek için planlarımız hazırdır." Konuyu çok yakından bilmeyenler, teknik teferruatını tanımayanlar için belki bu çok çarpıcı, vurucu bir beyan olabilir, NATO birden "Hazırız, planlarımız hazır." diyor. Aslında planların hazır olması malumun ilanı, çünkü NATO'nun müttefik savunma konsepti çerçevesinde her ülke için, yirmi sekiz ülke için ayrı ayrı, İngilizcesine "Contingency Planı" denilen bizim Türkçe "İhtimaliyat Planı" dediğimiz planları hazırdır ve hazır olmak mecburiyetindedir. Bir saldırı vukuunda, bu saldırının uluslararası hukuki meşruiyete uygun olması ve Birleşmiş Milletler Yasası'nın 51'inci maddesi uyarınca ülkeye meşru müdafaa tanıyacak nitelikte bulunması hâlinde, NATO Konseyi, 5'inci madde çerçevesinde, ülkelere destek, yardım ve takviyede bulunmak mükellefiyetindedir. Hepimiz biliyoruz, daha önce bunları konuştuk. Bu şimdiye kadar bir defa işletilmiştir. İkiz Kulelerin vurulmasından sonra, 12 Eylül 2001 tarihinde 5'inci madde işletildi, daha önce ve daha sonra bunun işletilmesi yok ama bu konsept, küçük ülkelere güvence vermek ve NATO'nun ittifakını, birliğini sağlamak için kullanılmış ve kullanılmakta olan bir konsepttir ve "kolektif savunma görevi" denen NATO'nun temel göreviyle ilgilidir.

Şimdi, Rasmussen'in eğer bahsettiği, "Türkiye'ye destek vermeye hazırız." dediği ve "Planlarımız elimizde." dediği planlar bu 5'inci madde uyarınca ise bütün arkadaşlarımın bir şeyi çok iyi bilmesi lazım. NATO'nun gene temel ilkelerine göre, NATO'nun Türkiye'ye yapacağı takviye Türkiye'nin sınırları içerisinde olmak zorundadır yani bu şu demek oluyor: NATO eğer 5'inci madde çerçevesinde Türkiye'ye bir takviyede bulunacaksa o takviye kuvvetleri Türk kuvvetleriyle beraber Türk sınırları dışında, Suriye içerisinde harekâta girmek durumunda değil, Türkiye içerisinde takviye yapmak durumunda. Şimdi, o zaman başka bir soru geliyor. Acaba Rasmussen'in bahsettiği destek, söylediği destek 5'inci madde çerçevesinde değil de Lizbon toplantısından sonra yeni belirlenen, yeni yüzyılda güvenlik konseptiyle altı çizilen yeni meydan okumalara hazır olma ve buna göre yapılanma konseptine mi ait? Eğer böyleyse, o takdirde, NATO'nun Türkiye'ye destek sağlamak için değil fakat yeni meydan okuma için, yeni meydan okuma olarak niteleyeceği bir duruma karşı Suriye'de bir harekâta girmek için planlarından bahsediyor olabilir ki bu o zaman akla başka bir şey getiriyor: Acaba NATO müttefiklerimiz şu anda isteksiz gibi gözükürken aslında istekliler mi? Belli bir zaman aşımını, mesela Amerikan Başkanlık seçimlerini bekleyip ondan sonra oraya girmek için Türkiye'nin bir hareketini mi bekliyorlar veya Türkiye'yi böyle bir harekete mi yöneltiyorlar? Eğer böyleyse, o zaman durum çok vahim bir durumdur. O zaman biz NATO'nun kendi planlarına kendimizi kullanarak ve kendimizi öne sürerek, bize destek veriliyormuş veya bize takviye yapılıyormuş gibi gösterip bize olmayan takviyelerle NATO'nun kapı açıcılığını yapmış oluruz. Bu bilinçli bir tercih midir, bilinçsiz bir tercih midir onu bilmiyorum ama eğer böyle bir tercih varsa, bu Yüce Divanlık bir tercihtir ve eğer böyle bir tercih bilinçsiz yapılıyorsa, o bilinçle yapılmasından daha da vahimdir.

Bunlar hakkında biz bilgi edinmek istiyorduk geçen defa edinemedik. Onun için bizim önergemizde "Politikaların ulusal çıkarlarla bağdaşmadığı ve yasama organıyla halktan gizlendiği" şeklinde bir gerekçe yer aldı. Bu gizleme doğru bir şey değil. Bu konularda kapalı toplantıda -ama gerçek kapalı toplantıda- bilgi almaktan memnun oluruz.

Ayrıca demin de söylediğim gibi, Türkiye kötü bir noktaya doğru gidiyor dış politikada ve bu dış politikanın artık yeni baştan bir düşünülmesi lazım. Oturup bu dış politikayı değiştirmek lazım. Nasıl değiştirmek lazım? Açık söyleyeyim, 180 derece bir dönüş yapmak lazım. Uygulanan bir politikadan 180 derece dönüş yapmanın iktidar için, Hükûmet için çok büyük bir siyasi sıkıntı doğuracağının bilincindeyim tabii ama bunun misali vardır ve yolu vardır, o yol da bu gensoru önergesiyle bizim açtığımız yoldur. O yol, kendi şahsına saygı duyduğumuz, şahsi olarak kendisiyle hiçbir alıp veremediğimiz olmayan, bilakis aksi olan fakat çok başarısız dış politikalar yürüten Dışişleri Bakanının değiştirilmesidir.

Bunun misali Türkiye'de vardır. Sizler, 1920'lerden, 30'lardan, 40'lardan verilen örnekleri, alınan örnekleri seviyorsunuz bunu görüyorum, arkadaşlarımız zaman zaman oralardan örnekler alıp bize dokundurmaya çalışıyorlar. Yine oradan bir örnek bulabilirsiniz. Haziran 1944'te Türkiye, izlemekte olduğu tarafsızlık politikasını o zamanki çok parlak Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu'nu değiştirerek değiştirmiş ve onun sonucunda da San Fransisco Konferansı'na ve Birleşmiş Milletlerin kurucu üyeliğinde kendisine yol açmıştı.

Değerli arkadaşlar, bu gensoru önergesini ciddiye alın. Bakın, İstanbul Boğaz Köprüsü'ne gidiyormuş gibi düşünün kendinizi. O köprüye giderken köprüye yaklaştığınız bir noktada sağ tarafınızda bir tabela görüyorsunuz: "Köprüden önceki son çıkış." Köprüden önceki son çıkıştayız arkadaşlar. O çıkışa saparsanız, memleketimiz şimdiye kadar olduğu gibi, dün 90'ıncı yılını kutladığı Mudanya Anlaşması'ndan bu yana yaşadığı barışın içerisinde yaşamaya devam eder, sapmazsanız köprüyü geçer gidersiniz, orada sizlerin, bizlerin, hepimizin başımıza ne gelir bilinmez.

Bunlara dikkatinizi çekmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.