Konu:Millî eğitim müfredatına ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:2
Birleşim:66
Tarih:07/02/2017


Millî eğitim müfredatına ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SAİT YÜCE (Isparta) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde yapılan tüm yatırımlara ve güzel gelişmelere yaraşır bir şekilde, eğitimin de istenen seviyeye ulaşması için gayret ediyoruz.

Müfredat programları ait olduğu dersin tüm konularını öğrencilere kazandıracak hedef davranışları içeren metinlerdir. Eğitim sistemimizin ideolojik değil, bilimsel temeller üzerinde yükselmesini istiyoruz. Müfredat bir milletin geleceğini şekillendirir. İfsat komitelerinin, global güçlerin arzuları yönünde değil, bilimsel gerçekler millî değerlere sahip iyi insan yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Bugün aklıselim sahibi herkesi rahatsız eden şey, fen bilimlerinin dine muhalif göstererek inançsızlık zeminine oturtulmaya çalışılmasıdır. Fen bilimleri tüm ideolojilerden arındırılmalıdır. Yardımlaşma, hayat, rızık, denge, temizlik, israfsızlık, hikmet, gaye gibi gerçekler öğrenilmesi gereken asıl tabiat gerçekleridir. Bu yüzden müfredatlarda yaratıcının kâinat üzerindeki tasarrufunu, ilmini, iradesini, kudretini, hikmetini ve rahmetini görmezden gelerek kâinatı tesadüfe ve şuursuz tabiata veren bir anlayışa asla prim verilmemelidir.

Eğitimde kullandığımız bilim dilimiz Batı'nın hastalıklı ve şirke batmış dilini taklit etmemeli, hakikatin dili olmalıdır. Oysa bugün tabiat bilimlerinde kullanılmakta olan dil, Batı'nın geliştirdiği ve bize bilim dili olarak sunduğu bir dildir. Bir tahlile tabi tutulduğunda, objektiflikten uzak, bir tür inanç dili ve ideoloji dili olduğu kolayca anlaşılacaktır. Bir tabiat olayını açıklarken kullanılan fiiller dikkatli bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki bu metinlerde sıklıkla karşılaşılan "oluşmuştur", "gelişmiştir" şeklindeki ifadeler, içinde yaşadığımız kâinatta olup bitenlerin failsiz, amaçsız, hikmetsiz, tesadüfen, kendi kendine yahut evrim, doğa gibi birtakım kavramlar tarafından gerçekleştirildiği fikrini peşin bir inanç şeklinde zihinlere yerleştirmektedir.

BAŞKAN - Sayın Yüce, Genel Kurulda çok uğultu var.

Sayın milletvekilleri, Sayın Yüce kürsüde konuşma yapıyor ancak uğultudan dolayı ne söylediği gerçekten anlaşılmıyor. Kendi aranızda yapacağınız konuşmaları lütfen Genel Kurul dışında yapınız.

Sayın Yüce, buyurunuz, devam ediniz.

SAİT YÜCE (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu bakış açısıyla yetişen nesillerin kâinat algısı failsiz ve amaçsız bir şekilde meydana gelmiş, anlamsız bir âlem şeklinde teşekkül etmektedir. Tabii ki başıboş âlemde insanın da özel bir yeri ve anlamı yoktur; o da amaçsız, anlamsız ve başıboş bir şekilde bu âlemde bir süre yaşayıp sonra da yok olacak bir varlıktan ibarettir. Bu dil insanlara çaresizlikten ve ümitsizlikten başka bir şey katmamaktadır. Kur'an ise bakışımızı kâinata yönelten yüzlerce ayetinde bütün bu varlıkların ve olayların bir yaratıcı tarafından hikmetli bir şekilde ve insanın yararları gözetilerek düzenlendiğini anlatmaktadır. İnsanları bu ikilemden kurtararak ders kitaplarında Kur'an'ın diline ters düşmeyen bir dile ihtiyaç vardır. Bu dili kullanırken de varlıklarda ve tabiat olaylarında failsizlik ve amaçsızlık çağrışımı yapan yahut Allah'tan başkasına yaratıcılık özellikleri yakıştırmak anlamına gelen ifadelerden kesinlikle kaçınılmalı, her şeyin sonsuz bir hikmet ve iradeyle düzenlendiği gerçeği anlatılarak "gelişmiştir", "oluşmuştur" şeklindeki ifadelerin "düzenlenmiştir", "yapılmıştır" şeklinde yani her varlığın ve olayın arkasında bir fail ve sâni olduğu ihsas edilmelidir. Ayetikerimede, Mülk Suresi'nde "Yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratan da odur. Rahman'ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi çevir gözünü, bir kusur görüyor musun? Sonra, tekrar tekrar gözünü çevirsen de bitkin düşmüş, hor ve hakir hâlde o göz sana döner." buyurulmaktadır.

İnsanlık, tarihi boyunca içinde yaşadığı dünyayı, evreni araştırmıştır. En büyük teleskoplarla makroâlem incelenirken elektron mikroskoplarıyla mikroâlemin derinliklerine inilmiş, bütün bu araştırma ve buluşlarsa kâinattaki nizamın mükemmeliyetine yönelik hayretin artmasına sebep olmuş, asla bir noksanlık ortaya çıkmamıştır. Bediüzzaman bu hakikati şöyle izah etmiştir: "'Beyhude yoruldum, kusuru yok.' demesiyle gösteriyor ki nizam ve intizam gayet mükemmeldir. Demek, intizamıkâinat, vahdaniyetin kati şahididir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) - Sayın Başkanım, bir dakika...

Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Yüce, lütfen tamamlayınız.

SAİT YÜCE (Devamla) - "Mesela tıp fenninden sorulsa 'Bu kâinat nedir?' elbette diyecektir ki gayet muntazam ve mükemmel bir eczahaneikübrâdır, içinde her bir ilaç güzelce ihzar ve istif edilmiştir. Fennikimyadan sorulsa 'Bu küreiarz nedir?' diyecek gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir. Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur." Bu misallerde olduğu gibi hangi bilim dalına objektif bir şekilde kulak verecek olursak bütün varlık âlemini bütün ayrıntılarıyla kuşatan muhteşem bir düzenin varlığına şahitlik ettiğini işitiriz. Zaten böyle olmasa pozitif bilimler olmazdı. Bilim, var olan bir düzeni keşfetmekten başka nedir ki? Onun için, gelin, evlatlarımızı bu muhteşem düzenin varlığını ve sahibini yok sayan anlayışların telkinlerine maruz bırakmayalım.

Teşekkür eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)