Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:61
Tarih:18/01/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, aziz milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Daha dün itibarıyla şehidimiz Mahmut Ava'yı Rahmetirahman'a uğurlayan bir törenden geliyoruz. Osmaniye'miz, diğer adıyla "şehitler diyarı, şehit Osmaniye" noktasına gelmiş durumda. Son şehidimiz olması duasıyla Mahmut Ava kardeşimize ve onun şahsında tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum.

Aziz milletvekilleri, bugün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulüyle ilgili verilmiş bir önergeyle söz almış bulunuyorum. Söz konusu partinin verdiği önerge; doğu, güneydoğudaki insan hakları ihlallerini gündeme taşıma ve bu konuda devletin güvenlik güçlerinin yapılan ihlallere karşı daha duyarlı olmasına dair, bir komisyon kurulmasına dair.

Ben, devletin ve güvenlik güçlerinin, Türk kültürünün medeniyetinde var olan insan telakkisine nasıl baktığına bugünkü uygulamalarından iki örnek vermek istiyorum sadece.

Şehadet şerbetini içmiş Mahmut Ava kardeşimiz nasıl şehit oldu ve olay nasıl gelişti diye bölgenin yetkilileriyle görüştüm. Diyarbakır Sur'da teröristlerin yerleştirdiği patlayıcılara karşı, hücre evlerine karşı şehrin tamamını boşaltarak büyük bir eylem yapmayıp tek tek hücre evlerine operasyon düzenleyerek onlarca, yüzlerce şehit veren güvenlik güçleri, buradaki hassasiyeti nasıl gösterdilerse aynı hassasiyeti Sur'daki şehrin yeniden inşası süreciyle alakalı, atıkların, molozların, inşaat malzemelerinin bir şekliyle, şehrin üniversite civarında bir yere, hafriyatlarının aktarılması ve aktarılan hafriyatın içerisinde olası tuzaklamalardan kalan bombaların ve patlayıcıların ihtimal dâhilinde olabilirliği, çoluk çocuğun, vatandaşın o inşaat malzemelerinden birtakım demirdir, başka parçalardır alma niyetiyle o bölgeye gireceklerini ve orada masum insanların olası tuzaklamalarla, olası patlamamış mühimmatlarla karşılaşma ihtimaline karşı devletin güvenlik güçlerini nöbete gönderiyor ve bu hainler, bu alçaklar, nöbete giden bu Emniyet güçlerinin gidiş-geliş saatlerini hesaplayarak bir plastik patlayıcıyla 4 şerefli polis memurunun şehadet şerbetini içmesine neden oluyorlar. Bu mudur insan hakları? Terörün ve teröristin gölgesinde, teröristin, yaşam hakkını her an için ellerinden aldığı ve insanı yaşatmak için değil, insanı katletmek için âdeta seferber hâle gelmiş taşeronların gölgesinde demokrasi aramak mıdır insan hakları? (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hatırlatıyorum sizlere, İstanbul Beşiktaş'taki patlamayı hatırlatıyorum sizlere. 7 çevik kuvvet polis memuru kardeşimiz, canlı bombanın kim olduğunu gördüğü hâlde, Amerika'da olduğu gibi infaz edebilir, silahla öldürebilir ama olası bir şekilde, arkasından masum insan çıkabilir düşüncesiyle etrafını sararak kendilerini âdeta canlı bombanın üzerine atabiliyor. Neden? Oradaki insan yaşasın, acaba o, masum olabilir mi diye.

Türk milletinin aziz mensubu güvenlik güçleri, âdeta medeniyetinin tezahürü olan insan algısını iliklerine kadar hissetmiştir. Türk askeri ve Türk milleti mensupları her coğrafyada beklenen olmuştur. Savaşlarda gaza ruhuyla gittiği yerlerde dahi kılıçla değil, adaletle, insanlıkla her gittiği yerde beklenen olan bir medeniyetin çocukları olarak bugün üzerine düşen her türlü insani görevi yerine getirmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, siz, Mahmut'un babası Süleyman amcaya ne diyeceksiniz? Mahmut'un babası Süleyman amca elli yıldır Osmaniye'de meskûn, biliyor musunuz arkadaşlar ve namıdiğer lakabı Kürt Süleyman, Kürt Süleyman; demezseniz Toprakkale ilçesinde bilmezler. Kürt Süleyman'ın diğer evladı, benim arkadaşım, İstanbul Nişantaşı'nda büfesi var. Dün Mahmut'un cenazesine Mardin'den misafirlerimiz vardı, Bursa'dan, İstanbul'dan misafirlerimiz vardı ve Türkiye'nin hikâyesi, Mahmut'un cenazesi etrafında kenetlendi arkadaşlar. Mahmut'un Şeyh Edebali Üniversitesinde arkadaşlık yaptığı, şu anki evdeşi, sevgilisi, can yoldaşı, eşi, altı aylık hamile biliyor musunuz? Nice Mahmutlar gidiyor böyle.

Siyaseti samimiyetle milleti adına yapmak isteyenler, silah gölgesinden arınırlar, teröre ve teröriste meydan okurlar. Terörün ve teröristin gölgesinde "Bölgede siyaset yapıyoruz, sandıkları dolduruyoruz." düşüncesiyle, "Bir kelleye bir oy, bir oya bir kelle." propagandasıyla terörist baskısının altında demokrasinin olmayacağını bilmeyenler, bugün devletin güvenlik tedbirleri ve OHAL kapsamında devleti koruma, milleti muhafaza etme reflekslerini bu şekliyle okuyamaz ve okuma hakları olamaz.

Değerli milletvekilleri, bizim yol hikâyemizde adalet vardır, adaletimizin temelinde vicdan vardır, ahlak vardır, erdem vardır, fazilet vardır ve bizim medeniyetimizin içerisinde var olması kaçınılmaz olan çoğulculuk vardır. Komşusu açken kendisi tok olmayan, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diyen, "Yaratılanı, Yaradan'dan ötürü severim." diyen bir anlayış vardır.

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'ne elbette ki saygılıyız. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "İnsanlığın birbirini katletmesine gerek yok arkadaşlar. Gelin, bir uzlaşma zemini bulalım." deme süreciyle alakalı alınan kararların sonuna kadar yanındayız ama bizim insan telakkimiz ile Batı'nın insan telakkisinin sorumlulukları birbirinden farklıdır. Batı, seküler anlamda, Tanrı'yı Orta Çağ'da başından kovup gönderdiği için "Aklı, insanı iktidar kılıyorum." diyerek insanı tanrılaştırma sürecine kadar giden insanı kutsayan süreci seküler mantıkla düşünür. Oysa biz, insanı yaratılanların, eşrefimahlukat, şereflinin en şereflisi olarak gören ve Allah'ın emaneti olarak gören bir medeniyetin çocuklarıyız.

"Milletisadıka" dediğimiz -geçen buradaki tartışmalarda- kendi hazinemizi, kendi medeniyetimizi, kendi kültürümüzü, kendi sanat musikimizi emanet ettiklerimiz, söz konusu yıllarda, birtakım şeytani hamlelerle ihanet odaklarına uyarak milleti sırtından vurarak yanlış işler yapmış olabilirler ama bugün itibarıyla bu Mecliste milletisadıkanın mensuplarının da bulunması, memleketteki aidiyetlerini, kültürlerini ifade eden ama bu coğrafyanın, bu milletin, vatandaşlık bağıyla buraya bağlı olan her toplumun, her kültürün aziz Türk milletinin bir parçası olduğu gerçeğinden hareket ederek burada var olması, bizleri elbette ki rahatsız etmez, elbette ki memnun eder ama bu hakikati millî iradeyi millet gerçeğiyle, millet gerçeğini de bahsetmiş olduğumuz bütünlükle değerlendirmek durumundayız.

Millet gerçeğinin arasına sokulan terörist fitneleri, onun arasına sokulan Marksist, Leninist, komünist düşüncelerle "Kendi halkını dahi, kendi halkının tavuklarını, ahırdaki ineklerini, bebesini, kundaktaki çocuğunu dahi gerekirse öldüreceksin." talimatını veren katliamcılarla kendi milletine tahakküm kurma süreciyle başlayan terörist faaliyetleri lanetlemeden, terörist faaliyetlere mesafesini koymadan ve terörü ve teröristi tamamen temizlemeden demokrasi arayışının mümkün olmayacağı bir hakikattir, hem de evrensel bir hakikattir.

Bu manada milliyetçi, ülkücü hareket, insan telakkisine de, demokrasi anlayışına da, evrensel düşüncesine de yerlilik, millîlik, insanilik ve evrensellik boyutundan bakar ve milliyetçilik anlayışındaki evrensel boyutları, âdeta kürsülerde ders olarak okutulacak bir anlayışa sahiptir. Tarihin akışı içerisindeki millet gerçeğiyle mütenasip tutum, davranış sergileyen Başbuğ Alparslan Türkeş'in uygulamaları ve devrindeki yaptığı tutum ve davranışlarla Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi'nin son zamanlardaki ilişkileri birbiriyle âdeta örtüşen uygulamalardır. Bu kapsamda, kendi yaşına, başına, sağlığına bakılarak birtakım milletvekilleriyle ilgili yorumları dâhildir.

Bu kapsamda, bu toprakların hikâyesiyle ilgili, milletin önündeki her türlü statükonun temizlenmesi, oligarşinin temizlenmesi, millî iradeyle devletin milleti, milletin devleti olma noktasındaki inisiyatifleri de bununla ilgilidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, şehitlerin ruhunun incinmemesi adına, bu milletin evlatları olarak, aziz Türk milletinin şehit sayısını artırmamak için her türlü önlemi almak üzere devletin askerinin, polisinin, güvenlik güçlerinin sonuna kadar yanındayız. Sonuna kadar devlet, sonuna kadar millet diyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Kullandığınız bu laflar, Atatürk...

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersoy.