Konu:Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:59
Tarih:15/01/2017


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de büyük bir demokrasi krizi yaşanıyor. Bu demokrasi krizi giderek bir rejim krizine dönüşmeye başlamıştır. Bütün güçlerin tek bir elde toplandığı, bütün kurumların tek bir yere bağlandığı, bütün özgürlüklerin sınırlandığı, yargının bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz ve bu baskı giderek artıyor değerli milletvekilleri. Belirsiz bir yere doğru gidiyoruz ve bu süreçte bakıyorsunuz ki her dönemeç giderek daha hızlı bir şekilde alınmaya başlanıyor. İşte, dokunulmazlıklar kaldırıldı, arkasından başkanlık geliyor. Sizlerin gittiği yer iyi bir yer değil. Bu, aslında tek adam yönetimine doğru bir gidiştir, hiçbir zaman kabul edilebilecek bir durum değildir bu durum. Bunun farkında olmamak, aslında çok üzücü bir durumdur.

Öncelikle, ülkenin içinde bulunduğu güvensiz süreçte, hangi anayasayı yapıyorsunuz, nasıl bir anayasa istiyorsunuz, hangi amaçla yeni bir anayasa istiyorsunuz; bunların hiç biri sorgulanmadan bir süreci yaşatıyorsunuz bize.

Bence bu sorular çok önemli değerli milletvekilleri: Dayatmacı bir anayasa mı istiyorsunuz, uzlaşmacı bir anayasa mı istiyorsunuz? Anayasalar uzlaşmalara dayanır, toplumsal sözleşmelerdir. Onun için, Türkiye'de yaşayan bütün yurttaşların kendini bulabileceği bir anayasa olması lazımdır. Katılımcı bir süreçle yapılması lazımdır ki insanlar bu anayasayı benimseyebilsin; anayasa, uzlaşma getirebilsin. Şimdi iki partinin hazırladığı bir anayasayı halkın onayına sunacaksınız. Bu dayatmacı bir anayasa çalışmasıdır. Yapılan çalışma toplumda uzlaşma sağlamaz, olsa olsa toplumda gerginliği arttırır. Bu anayasa Türkiye'ye ileri, batılı ölçülerde bir demokrasiyi getirmek, barış uzlaşısı sağlamak amacıyla mı yapılıyor, yoksa tek bir adamın iktidarını pekiştirmek amacıyla mı yapılıyor? Anayasa değişikliği sadece başkanlık meselesine sıkışmış bir durumdadır. Halbuki 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulmak, onu değiştirmek lazımken, nereleri sakat, nerelerini değiştirmek lazım, onları bir türlü konuşamıyoruz.

Burada başka bir şey daha var değerli milletvekilleri. Türkiye'de Cumhurbaşkanının Anayasa'da şöyle bir rolü var: O, bütün milletin birliğini, ulusun birliğini temsil eder, tarafsızdır, siyasi partiler arasındaki çekişmelerde hakem rolünü oynar. Şimdi, bütün bunlardan vazgeçiliyor. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı değiştirilecek -bunu anlıyoruz- partili olacak, bir siyasi iradeyi temsil edecek ama Cumhurbaşkanı ulusun birliğinin temsilcisidir; o, hakem rolü ne olacak, ulusun birliği nasıl temsil edilecek? Hele şimdiki Cumhurbaşkanı gibi bir siyasi partiyle kendisini özdeşleştirmiş bir Cumhurbaşkanı bütün ulusu nasıl temsil edecek? Bu durumun toplumda karşılığı yoktur.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül Anayasası "kuvvetler ayrılığı" ilkesini yürütme lehine bükmüş iken siyasal iktidara bu güçlü yürütme yetkisi dahi az gelmiş olmalı ki tüm erkleri tek kişide toplamak için Anayasa değişikliğine gidiyor. Halkın temel hak ve özgürlüklerini güvenceye almayan, sosyal hukuk devleti normlarından, hukukun üstünlüğünden ve kuvvetler ayrılığından yoksun, toplumsal, politik örgütlenmelerin hazırlanmasında öncü bir rol üstlenmediği, demokratik koşullarda özgürce tartışılmayan hiçbir anayasa değişikliği girişimi Türkiye'de demokrasinin ve istikrarın da önünü açamaz. Bu değişikliğin gerçekleşmesi durumunda demokrasinin biçimsel unsurları da yok edilecek, toplum daha büyük yarılmalar yaşayacaktır.

Değerli milletvekilleri, uzlaşma kültürü çok zayıf olan ülkemizin bu olumsuz siyasi iklim ve toplum psikolojisi içinde uzlaşma yoluyla anayasa yapma olasılığı zor da olsa bunu bu Meclis başarabilir. Bu konuda hepimizin yoğun bir çaba ortaya koyması gerekmektedir. Toplumsal bir uzlaşmayla yapılacak bir anayasanın ülke barışına ve yeni bir yurttaşlık bilincinin gelişmesine katkıda bulunacağı tartışmasızdır. Bu nedenle, tartışmalar sürerken partilerden, ideolojilerden, tercihlerin bağımsız olarak Türkiye için nasıl bir anayasa tartışmasına temel olacak, hepimizin uzlaşacağı, objektif ve kapsayıcı bir metinde eşit yurttaşlık kriterlerinin altını çizerek ilerleme sağlayabiliriz.

1921, 1924, 1961, 1982 anayasaları ve son dönemde 1982 Anayasası'nda yapılan değişiklikler, maalesef halkın katılımı sağlanmaksızın ve halkın görüşlerini içeren bir toplumsal sözleşme temelinde yapılmamıştır. Var olan bunca toplumsal sorunlarımızın çözümü için şimdi elimizde bir fırsat var. Kötü günler yaşamamıza rağmen yeni bir toplum sözleşmesini yapma koşulları önümüzde bir şans olarak durmaktadır. Yapacağımız anayasada, değerli milletvekilleri, ülkemizde yani ortak vatanımızda yaşayan tüm halkların geçmişteki ve o anki durumundan bağımsız olarak, güçleri ve zayıflıklarından bağımsız olarak; toplumun ekonomik, sosyal, devletsel ve kültürel yaşamının her alanında aynı haklara sahip olması gereğinden hareket edilmelidir. Bu bakış açısı kaçınılmaz bir durum olarak ortada durmaktadır.

Bunca zamandır neden hâlâ ulus devletini tartışıyoruz biliyor musunuz? Tekçi geçmişimiz ve geçmişimizi sürdürme niyetimizdendir. Aslında bakarsanız, halkların ortak vatan savunmasından sonra deyim yerinde ise veraset ilamı eksik ve de yanlış yayınlanmıştır. Kürtler, Aleviler haklardan mahrum bırakılmış, kardeşlik hukukunun dışında tutulmuştur. Tüm sorun da aslında buradan kaynaklanmaktadır. Binlerce yıldır bir arada yaşamış, kadim bağlar kurmuş Türk ve Kürt halkı kardeşlik hukukunun eşitler arası ve eşit ilişkiler düzeyine çıkarılması hususu artık kaçınılmaz bir durumdur. Bu anlamda anayasal bir düzleme artık ihtiyaç vardır. "Nedir bu ihtiyaç, nasıl karşılanır?" derseniz, anayasal yurttaşlık hiç bir ırkın tanımlanmadığı, ortak vatanımızda yaşayan tüm etnik yapıların birlikte tanımlanacağı ve demokratik ulus olarak tanımlayabileceğimiz bir tanımlama sorunları çözecektir.

Değerli milletvekilleri, aynı sorunu Alevi toplumu yaşamaktadır. Alevi toplumu, cumhuriyet fikriyatının ilk anlatıldığı bir inanç ve öğreti toplumu olarak cumhuriyete en çok destek veren bir toplumdur, inanç toplumudur. Ancak cumhuriyetin Sünni bakıştaki tercihi nedeniyle bu toplumu sürekli olarak bir asimilasyon sürecine tabi tutması ve Sünnileştirmesi artık kabul edilemez bir boyuta ulaşmıştır.

"Peki, Alevi toplumunun sorunları nedir?" denilerek kurultaylar düzenlenmiş, bu çalışmalar Aleviler tarafından çok önemsenmiştir. Ancak, ilk kez Alevilerin devlet tarafından bir özne olarak muhatap alınması hususu Aleviler tarafından önemsenmiş ancak sonu getirilememiştir. Alevi toplumu özgür ve demokratik laik bir toplumda özgün inancını yaşamak istiyor, anayasal bir güvence istiyor, inancının ve öğretisinin kurumlarını, erkanını yaşamak istiyor, kurumlarının iadesini istiyor. Sonuç olarak, eşit yurttaşlık temelinde, hakların ve inançların olduğu gibi kendi toplumunun da eşit yurttaşlık temelinde anayasal güvenceye alınmasını istiyor.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız koşullar itibariyle bugün uygulanan Hükûmet ve devlet politikaları nedeniyle Türkiye aşırı kutuplaşmış, kimlikleşmiş, kimlikler ve farklı olanlar arası genel güveni çok az olan bir sorunla karşı karşıyadır. Yeni anayasa, kutuplaşma ve güven sorunlarına yanıt verebilmeli, birlikte yaşama kültürünü ve genel güveni güçlendirmelidir. Birlikte yaşama kültürü ve genel güven temelinin de eşit yurttaşlık tanımından geçtiğini tekrar burada belirtmek isterim. Eşit yurttaşlık konumundan kaçmamalı, aksine eşit yurttaşlık Anayasa'nın temeline işaret etmelidir.

Ülkemizin içinde olduğu sürecin bir ürünü olarak uluslararası endekslerin ve araştırmaların gösterdiği gibi, Türkiye demokrasisinin, özellikle haklar ve özgürlükler alanında demokrasi performansı çok zayıf, otoriterleşme eğilimlerin çok güçlü olduğu bir demokrasiyle yönetiliyoruz. Yeni anayasa, sadece yeni ve sivil değil, demokratik anayasa da olmalıdır. Askerî vesayetin zayıflatılması yerine tamamen ortadan kaldırılması, Türkiye demokrasisinin gelişmesine hizmet edecektir. Başka bir deyişle, demokrasi sorununa çözüm bulacak yeni ve sivil anayasa yapımı hedeflenmelidir.

Doksan yıldır, Türkiye, parlamenter demokrasiyle yönetilmesine rağmen Parlamento ve milletvekilleri işlevsiz ve zayıf olan bir demokrasiye sahip olmuştur. Bu soruna yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorunu da eklendiği zaman ciddi bir denge ve denetleme sorunu ortaya çıkmıştır. Yeni anayasa, yürütme-yasama-yargı arasındaki denge ve denetleme mekanizmaları güçlü ve milletvekillerini işlevsel yapacak nitelikte olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Basın özgürlüğünün olmadığı, muhalefetin medyaya erişiminin azami ölçüde kısıtlandığı, yüz binin üzerinde insanın tutuklandığı, hak ve özgürlüklerin askıya alındığı ve yüz binlerce insanın işinden, aşından ve evinden olduğu bir ülkede referandum yapılamaz, yapılırsa meşru olmaz. Yapılacak anayasa, anayasa olmaktan çok yeni bir sistemi inşa etmekten başka bir sürece hizmet etmeyecektir ve de demokratik olmayacaktır. Önce OHAL kaldırılmalı, hemen ardından da OHAL uygulamalarının yol açtığı büyük hasarlar, toplumsal kayıplar yeniden inşa edilmelidir. Bunlar yapılıp serbest ve demokratik bir tartışma oluşturulmadan dayatılacak bir başkanlık sistemi anayasasının doğal sonucu olarak ülkenin anayasal bir olağanüstü hâl altında ilelebet yaşamaya mahkûm edilmesi olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Ek süre veriyorum bir dakika, tamamlayın lütfen.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Tamamlıyorum

Bu durumun ise ülke sorunlarının olumsuz, istemediğimiz yeni süreçlere evrilmesi anlamına geleceğini belirtiyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.